Son dönemde
Güney Kore dizileri ve müziği dünya çapında büyük bir ilgi görüyor. Bu yükseliş, doğal olarak Güney Kore edebiyatına olan merakı da artırmış durumda. Türkiye'de de Koreli yazarların kitaplarıyla her geçen gün daha sık karşılaşıyoruz. Özellikle çocukluğunu yurt dışında geçirmiş, eserlerini İngilizce kaleme alan Koreli yazarların uluslararası listelerde üst sıralara yerleşmesi dikkat çekici. Bu halka, Güney Koreli yazar Juhea Kim'in dünya çapında ses getiren ilk romanı Küçük Ülkenin Kaplanları ile yeni bir eser daha ekleniyor.Küçük Ülkenin Kaplanları, işgal altındaki Kore'nin kırılgan tarihini bireylerin kaderleri üzerinden anlatan, katmanlı ve sarsıcı bir roman.
Hikâye, 1917 yılında karlı dağlarda ailesini doyurmak için avlanan Koreli bir avcının, bir Japon subayı ve birliğini kaplan saldırısından kurtarmasıyla başlıyor. Bu karşılaşma, yarım asra yayılan bir karşılaşmalar, ayrılıklar ve yüzleşmeler zincirinin de başlangıcı oluyor. Roman, bir yandan sömürge altındaki bir ulusun hayatta kalma mücadelesini ele alırken, diğer yandan sınıf, aidiyet, sadakat ve ihanet gibi evrensel temaları merkezine alıyor. Küçük yaşta hizmetçilik yapmak üzere girdiği kapıdan bir kurtizanlık okuluna düşen Jade'in hikâyesi, sokaklarda dilencilik ve yankesicilikle hayatta kalmaya çalışan öksüz JungHo'nun hayatıyla kesişiyor. Pyongyang'daki görkemli kurtizan odalarından, giderek modernleşen
Seul'ün göz alıcı kafelerine; Kore ormanlarından Mançurya'daki savaş alanlarına uzanan anlatı, bireysel yazgılarla ulusal tarihi ustalıkla iç içe geçiriyor. Roman boyunca, Kore tarihinin uzun süre dış dünyaya kapalı ve münzevi yapısını dönüştürecek gelişmelerin yavaş yavaş filizlendiği dönemlere tanıklık ediyoruz. Choson Krallığı'nın sona erişinin ardından gelen kısa ömürlü ancak son derece çalkantılı Dehan İmparatorluğu dönemi ve 1910'da Japon İmparatorluğu'nun Kore'yi ilhak etmesiyle başlayan, 35 yıl sürecek Japon hâkimiyeti romanın tarihsel arka planını oluşturuyor.
Kim, Kore'nin Japon sömürgesi olduğu yılları,
İkinci Dünya Savaşı'nı, ardından gelen Kore Savaşı'nı ve sonrasını hikâyeye doğal bir akışla ustalıkla yediriyor. Bu tarihsel ağırlığın içinde romanın adında da kendini hissettiren güçlü bir simge öne çıkıyor: Kaplan. Kore kültüründe güç, direnç ve koruyuculukla ilişkilendirilen mitolojik bir figür olan kaplan, romanda hem doğrudan hem de sembolik biçimde yer buluyor. Kaplan metaforu, yalnızca doğanın vahşi bir unsuru olarak değil; güç, kimlik, dönüşüm ve direnişin simgesi olarak metnin tamamına yayılıyor. Hikâye ilerledikçe kaplan, bastırılmaya çalışılan bir halkın hafızasını, kaybolmayan bir direniş duygusunu ve tüm yıkıma rağmen varlığını sürdürme iradesini temsil eden sessiz ama etkili bir motif hâline geliyor. Kore Yarımadası'nın şeklinin kükreyen bir kaplana benzetilmesi de bu simgenin kültürel gücünü pekiştiriyor. Dostlukların düşmanlığa, düşmanlıkların ise beklenmedik kurtarıcılıklara dönüştüğü romanda karakterler romantize edilmeden, sorgulanarak ve yargılanarak çiziliyor.
14 DİLE ÇEVRİLDİ
Juhea Kim'in Güney Kore'de doğup ABD'de büyümesi, romana hem içeriden bir duygusal bağlılık hem de mesafeli bir tarihsel bakış kazandırıyor. Princeton Üniversitesi'nde sanat ve arkeoloji eğitimi almış olması ise mekân betimlemelerinde ve tarihsel dokunun kurulmasında kendini hissettiriyor. On dört dile çevrilen Küçük Ülkenin Kaplanları'nın Dayton Barış Ödülü'nde finalist olması tesadüf değil. Kim, bu ilk romanıyla 2024 yılında Rusya'nın en önemli edebiyat ödüllerinden Leo Tolstoy Müzesi Vakfı tarafından verilen Yasnaya Polyana Ödülü'ne de değer görüldü. Yazarın ödül gelirini Sibirya kaplanları ve Amur leoparlarının korunmasına bağışlaması, romanın ruhuyla anlamlı bir paralellik kuruyor. Duygu Akın çevirisiyle yayımlanan 408 sayfalık eser, sinematografik anlatımıyla adeta bir Güney Kore okuması sunuyor.
Kimler okumalı?
Tarihsel romanları seven, Uzak Doğu edebiyatına ilgi duyan ve bireysel hikâyelerle büyük tarih anlatılarının kesişiminden hoşlanan okurlar için Küçük Ülkenin Kaplanları güçlü bir öneri. Roman, yalnızca Güney Kore tarihine değil, insanın zor zamanlarda kim olduğunu sorgulayan evrensel bir metin arayanlara da hitap ediyor. Juhea Kim, ilk romanında hem edebi hem de duygusal olarak iddialı bir işe imza atıyor; okuru yalnızca bir hikâyeye değil, uzun süre zihinde kalacak bir hafızaya davet ediyor.