Ali Efendi Basiretçi Kimdir?

İlk Türkçe gazetelerden biri olan Basîret*i yayımladığı için Basîretçi Ali Efendi adıyla tanındı. Ailesi hakkında fazla bilgi yoksa da babasının ilmiyeden olduğu ve 1872'de Vidin kadı nâibliğinde bulunduğu bilinmektedir. Ali Efendi önce Enderun'da tahsil görerek sarayda hizmet etti, 1860'ta çırağ edildikten sonra Maliye Nezâreti tahsilât memuru oldu (1863). Basîret gazetesini çıkarmak için hükümete başvurdu (1866). Ancak bu sırada Girit İsyanı çıktığından müracaatı beklemeye alındı ve isyan sona erene kadar yayın izni verilmedi. Bunda, azınlık gazetelerinin neşriyatını kontrol altına almakta güçlük çeken hükümetin yeni azınlık gazetelerine yayın imtiyazı vermemek için Ali Efendi'ye verilecek iznin istisna ve emsal teşkil etmemesi düşüncesinin rolü vardır. Daha sonra yayın imtiyazı aldığında devrin âdetine uyularak kendisine 300 altın da yardım edildi. Gazeteyi küçük ebatta dört sayfa olarak, cuma ve pazar hariç haftada beş gün yayımlamaya başladı (20 Şevval 1286/23 Ocak 1870). Gazetenin başlığı altında yer alan "... millet gazetesi" ibaresiyle, "millet" kelimesi bir gazete başlığında ilk defa kullanılmış oldu. Ali Efendi, kendi bilgi ve yazarlık tecrübesi günlük bir gazeteyi yürütecek derecede olmadığından, gazetesine topladığı Subhipaşazâde Âyetullah Bey, Polonyalı mühtedi bir subay olan ferik Subhî Celâleddin Paşa, Hayreddin takma adıyla yazılar yazan Polonyalı mülteci Karski ile adliye mektupçusu Hâlet Bey ve Ahmed Midhat Efendi gibi yazar kadrosuyla Basîret'i kısa zamanda devrin en çok ilgi gören yayın organı haline getirdi. Bunda, yayımının ikinci yılında Bağdat mektupçuluğu görevinden istifa ederek Basîret yazı heyetine katılan ve çalıştığı dokuz ay boyunca gazeteyi bol havadisle okuyucuyu tatmin eder hale getiren Ahmed Mithat Efendi'nin de rolü vardır. Normal zamanlarda 300 olan baskı adedi, önemli bazı hadiselerde 1000'e kadar yükselirdi. Ali Efendi, 1870-1871 Fransa-Prusya Savaşı sırasında gazetesinde Polonyalı Celâleddin Paşa'nın tesiriyle, savaştan Almanya'nın galip çıkacağını ileri süren yazılar yayımladı. Savaş Almanya'nın galibiyetiyle sona erince Ali Efendi Başvekil Prens Bismarck tarafından Almanya'ya davet edildi. Bu ziyaretten Bismarck'ın kendisine hediye ettiği yeni bir baskı makinesiyle döndü. Bu makine ile gazetesini normal gazete ebadına getirip yeni bir şekil vererek yayımlamaya başladığı gibi Türkçe mizah dergilerinin dokuzuncusu olan Kahkaha adıyla bir mizah dergisi de çıkardı (Mart 1875).

Sekiz yıla yakın süren basın hayatında gazetesinin kapatılması ve hapsedilmek gibi cezaları göze alarak zaman zaman hükümetin baskılarına cesaretle karşı koyan Ali Efendi, bir ara Mısır hidivi İsmâil Paşa'nın bol ihsanları karşılığında Mısır'ın Osmanlı Devleti'nden koparılması siyasetini de müdafaa etti. Bu sebeple devrin İbret, Hadîka, Tasvîr-i Efkâr, Terakkî, İstikbal ve Sabah gibi diğer yayın organlarının sert hücumlarına uğradı. Gazetesiyle Rusya'da yaşayan Müslüman - Türk halkının mücadelesini de destekleyen Ali Efendi, onların haklarını korumak maksadıyla kayda değer bazı yayınlar da yaptı. Sultan Abdülaziz'in saltanatının son günlerinde Sadrazam Mahmud Nedim Paşa'nın matbuata koyduğu ilk resmî sansürü, 11 Mayıs 1876 tarihli gazetesinin ilk üç sayfasını tamamen yazısız, dördüncü sayfasını ise sadece ilânları koyarak yayımlamak suretiyle anlamlı bir şekilde protesto etti.

Çırağan Vak'ası'ndan bir gün önce, bu hadisenin görünürdeki elebaşısı olan Ali Suâvi'nin devletin o günkü politikasıyla ilgili bir makalesini neşredeceğini haber verdiği kısa bir yazısını yayımladığı için gazetesi kapatıldı ve kendisi de tertibe dahil olduğu kanaatini uyandırdığı gerekçesiyle gözaltına alındı (20 Mayıs 1878). Altı ay süren muhakemeden sonra diğer suçlularla birlikte Kudüs'e sürüldü (Kasım 1878). Devamlı müracaatları sonucunda ancak altı yıl kadar sonra bir daha gazete çıkarmamak şartıyla affedildi ve İstanbul'a dönmesine izin verildi (1884). Ancak Suriye'de bir nahiye müdürlüğüne tayin edilerek hemen İstanbul'dan uzaklaştırıldı. Daha sonraki yıllarda Lâdik (1897), Hayfa (1898), Karaburun (1903), Söke (1904) ve Erdek'te (1907) kaymakamlık yaptı. 1889'da sâniye rütbesine terfi ettirilerek üçüncü dereceden Mecîdî, 1903'te de Osmânî nişanı ile taltif edildi. II. Meşrutiyet'in ilânı üzerine Erdek kaymakamlığından istifa ederek İstanbul'a geldi (Ağustos 1908). Basîret'i tekrar yayımlamaya başladı (29 Eylül 1908). Ancak devrin değişen şartları ve sayıları artan yeni gazeteler karşısında tutunamadı, on dokuzuncu sayısından sonra gazeteyi kapatmak zorunda kaldı. Bu ikinci devrede, daha önce tabasbus edercesine hürmetkârane yazılarla övdüğü padişah ve ileri gelen devlet adamları hakkında hakarete varan ağır hitap ve ithamlarla dolu neşriyatta bulunduğu dikkati çekmektedir. Basın dünyasında başarı sağlayamadığı bu devreden sonra Kalamış'taki evine çekildi ve orada öldü.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN