Celalüddevle kimdir?

383'te (994) doğdu. Babaları Bahâüddevle'nin 403'te (1012) vefatı üzerine ağabeyi Emîrü'l-ümerâ Sultânüddevle Celâlüddevle'yi Basra valiliğine tayin etti. Celâlüddevle, Sultânüddevle'nin 415'te (1024) ölümüne kadar burada kaldı. Onun ölümü üzerine Celâlüddevle emîrü'l-ümerâ ilân edildi. Ancak bazı devlet adamları Sultânüddevle'nin oğlu Ebû Kâlîcâr'ın emîrü'l-ümerâ olmasını istiyorlardı. Bu tereddüt devresinde hutbelerde adının ve unvanlarının zikredilmediğini öğrenen Celâlüddevle Bağdat üzerine yürüdü. Ancak Abbâsî halifesine bağlı kuvvetlerce durdurulunca Basra'ya çekildi. Daha sonra halifenin ordusundaki Türk emîrlerin daveti üzerine Bağdat'a girdi (418/1027). Sultânüddevle'nin oğlu Ebû Kâlîcâr bazı emîrlerin teşvikiyle Celâlüddevle'ye karşı hasmâne tavırlar takındı. İkisi arasındaki şiddetli mücadeleye halifenin ordusunda görevli olan Türkler de katıldılar. Sonunda Celâlüddevle Bağdat'a hâkim oldu.

Daha sonraki yıllarda hilâfet ordusunun nüfuzlu emîrlerinden Bars Togan Celâlüddevle'yi Bağdat'tan uzaklaştırarak Ebû Kâlîcâr'ı davet etti. Ancak Celâlüddevle Dübeys b. Ali ile anlaşarak Bars Togan'ı mağlûp etti ve esir alarak öldürttü. Bu gelişmeler üzerine Ebû Kâlîcâr Celâlüddevle ile anlaşmaya mecbur kaldı; bu arada Celâlüddevle'nin kızı Ebû Kâlîcâr'ın oğlu ile evlendirildi. Bu durum Celâlüddevle'nin iktidarını güçlendirdi ve yıllardan beri özlemini duyduğu "şehinşah" unvanına kavuşturdu.

Tuğrul Bey Celâlüddevle'ye bir elçi göndererek Irak'a gelmek niyetinde olduğunu bildirdi. Ayrıca Tuğrul Bey Celâlüddevle'den halife Kāim-Biemrillâh ve Bağdat halkına âdil davranmasını istiyordu. Kāim-Biemrillâh - Tuğrul Bey yakınlaşmasının kendisi için doğuracağı tehlikeyi sezen Celâlüddevle, halifeye karşı daha mutedil bir siyaset takip etmeye mecbur kaldı. Celâlüddevle yakalandığı verem hastalığından kurtulamayarak 5 Şâban 435 (8 Mart 1044) tarihinde vefat etti (İbnü'l-Cevzî, VIII, 118; İbn Kesîr, XII, 52; İbnü'l-Esîr'e göre [IX, 516] 6 Şâban 435'te ölmüştür) ve Adudüddevle ile Bahâüddevle'nin Bağdat'tan Necef'e nakledilmeden önce defnedildikleri Dârülmemleke'deki evinde toprağa verildi.

Korkak ve âciz bir hükümdar olan Celâlüddevle, kendisini Bağdat'a davet eden Türk askerleri üzerinde hiçbir zaman otorite kuramadı. Emîrü'l-ümerâlık dönemi hemen her yıl çıkan askerî isyanlar, Şiîler'le Sünnîler arasındaki çatışmalar ve ayyâr*ların çapulculuklarıyla geçti. 423-431 (1032-1040) yılları arasında en az beş defa sarayını terketmek zorunda kalan Celâlüddevle bunların ikisinde Kerh'teki Alevîler'in nakibine sığınmış, üç defa da vasal emîrlerden ve diğer hükümdarlardan yardım istemiştir. 423'teki (1032) isyan sırasında veziri Amîdüddevle askerler tarafından yakalanıp sokaklarda sürüklendiği gibi kendisi de benzeri veya daha kötü durumlarla karşılaşmıştır. Ayyârlar ve bedevîler halkın malını yağmalayarak ve yol keserek ülkede huzur bırakmamışlardır. Hatta ayyârlar, reisleri Burcumî adına hutbe okunmasını isteyecek kadar ileri gitmişlerdir. Öldüğünde nüfuz ve hâkimiyeti sadece Bağdat ve çevresine münhasır kalmıştı. Vâsıt, oğlu el-Melikü'l-Azîz'in elindeydi. Basra ve Hûzistan Ebû Kâlîcâr tarafından topraklarına katılmıştı.

Celâlüddevle oyun ve avcılığa, özellikle çevgâna düşkündü. İyi bir hattat ve samimi bir Şiî idi. Hz. Ali ve Hz. Hüseyin'in türbelerini ziyarete giderken onlara saygısından dolayı en az 1 fersahlık (6-8 km.) mesafeyi yürüyerek katederdi. Meşhur edip Nasr b. Ya'kūb ed-Dîneverî ile Şâfiî fakihi Mahmûd b. Hasan el-Kazvînî onun yakın dostlarıydı.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN