Cünûnî Ahmed Dede kimdir?

XVI. yüzyılın ilk yarısında Karaman livâsının Lârende kasabasında dünyaya geldi. İlk öğreniminden sonra Konya'ya gitti. Medrese ilimleri tahsil ettiği sırada hem ailesinden aldığı terbiye, hem de Konya'nın özelliği sebebiyle Mevlevîliğe meyletti. Merkez dergâhta çilesini tamamladıktan sonra Bağdat Mevlevîhânesi'ne gönderildi. Bağdat'a ne zaman gittiği kesin olarak bilinemiyorsa da 1610 yılında orada olduğu anlaşılmaktadır (BA, MD, nr. 79, s. 264/923). Hayatının son yıllarını Lârende'de geçirmek isteyen Cünûnî bu tarihten bir müddet sonra Konya'ya döndü. Ebû Bekir Çelebi kendisine Bursa Mevlevîhânesi'ni kurmasını teklif edince yaşlılığını ileri sürerek kabul etmek istemedi. Birkaç gün sonra Lârende'ye dönmek üzere Çelebi'ye veda ziyaretinde bulunan Cünûnî onun, "Burc-ı evliyâ olarak bilinen bir yerde mevlevîhânenin olmaması câlib-i dikkat değil midir?" şeklindeki sitemkâr ifadesi karşısında Çelebi Efendi'yi bu defa reddedemeyip yeğeni Sâlih'i yanına alarak Bursa'ya gitti. Dergâh yapılıncaya kadar Setbaşı'nda Yâkub Efendi Tekkesi'nde vazife gören Cünûnî, Haylî'nin "Mevlevîhâneyi Cünûnî Dede / Eyledi hû diye diye ihyâ" mısralarından anlaşıldığı gibi 1024 (1615) yılında mevlevîhâneyi tamamladı. Burada altı yıl süreyle postnişinlik ve mesnevîhanlık yaptıktan sonra vefat etti. Beyânî, "Kıldı Cünûnî Dede teslîm-i rûh" mısraını onun ölümüne tarih düşürmüştür.

Cünûnî'nin Pınarbaşı'nda inşa ettirdiği mevlevîhâneden önce Çekirge ve Ulucami civarında bazı binaların mevlevîhâne olarak kullanıldığı bilinmektedir (Sâkıb Dede, III, 58-60).

Sâkıb Dede'nin ifadesiyle Bağdat Mevlevîhânesi'nin "zamân-ı şerîflerinde muhtasar zâviye bir mufassal hankah ve mahall-i icrâ-yi âyin" haline gelişi (Sefîne, III, 57) onun sayesindedir (Bağdat Mevlevîhânesi'nin başkaları tarafından el konulan vakıflarını geri almak için gösterdiği çabalar için bk. BA, MD, nr. 79, s. 264/923). Cünûnî 1616 tarihinde biri Pınarbaşı Veziri mahallesinde, diğeri kale duvarı bitişiğinde iki ev satın alarak mevlevîhâneye bağışlamıştır (bk. Bursa Şer'iyye Sicilleri, nr. B 28/221, vr. 147a; nr. B 231/12, 37/231, vr. 12b). Cünûnî'nin vakfiyesine göre "her haftada iki gün dervîşân-ı dil-rîşân mu'tad üzre âlî cem'iyyet idüp Mes̱nevî-i Şerîf nakil ve kıraat olunup semâ ve safâ" edilmelidir. Vakfiyede yer alan dikkat çekici bir husus da şudur: Herhangi bir sebeple mevlevîhânede derviş kalmaz ve âyîn-i Mevlevî icra edilemezse vakıf gelirleri Medine'de ashâb-ı Suffe demekle ma'ruf "fukarâ ve sulehâ-yi kirâma" sarfedilecektir (bk. Süleymaniye Ktp., Lala İsmâil, nr. 737, vr. 81b-86a).

Esrar Dede Cünûnî'yi divan sahibi bir şair olarak takdim ederse de bir ikisi dışında hiçbir şiiri günümüze ulaşmamıştır. Şiirlerinin bir araya getirilmesini istemediği rivayet edilir.

Çok geniş bir alan üzerinde kurulan ve zaman içinde vakıflarla hizmet alanlarını genişleten mevlevîhânenin bütün binaları tarihe karışmıştır. Bugün su deposu olarak kullanılan bu sahanın bir köşesinde Cünûnî Dede'nin kabri bulunmaktadır. Dergâhın postnişinleri şunlardır: Zihnî Sâlih Dede, Mehmed Sâdık Dede, Atâullah Dede, Ahmed Dede, Sâlih Dede, Mehmed Dede, Nizâmeddin Dede, Sabri Dede ve M. Şemseddin Dede

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN