Delcî kimdir ?

Yukarı Mısır'daki Delce'de doğdu. Öğrenimini Mısır'da gördü; özellikle nahivde ve aklî ilimlerde temayüz etti. Daha sonra Trablusşam'a giderek bir müddet orada kaldı. 818 (1415-16) yılı dolaylarında Dımaşk'a geçip Sâlihiye'deki Atabekiyye Medresesi'nde Kemâleddin İbnü'l-Bârizî'nin yerine müderrislik yaptı. Bu arada bir süre de Dımaşk'ta Emeviyye Camii'nde ders verdi. Geçimini şer'î sicil kâtipliği (şehâde) yaparak sağladı. Kadı Şehâbeddin İbnü'l-Keşk el-Hanefî'ye hizmet etti; ardından da Kadı Bahâeddin İbn Hiccî'nin hizmetine girdi. Bir ara Alâeddin el-Buhârî'nin aracılığıyla Hatuniye Hankahı şeyhliğine tayin edildiyse de bir müddet sonra azledildi. Daha sonra Kadı Necmeddin b. Hiccî'ye mülâzım oldu. Bunun yanında derecesi yükseldi; ancak çok zaman geçmeden görüşleri yüzünden aynı kişi tarafından zındıklıkla itham edilerek küfrüne ve öldürülmesine hükmedildi. Bunun üzerine Mısır'a döndü ve yetmiş yaşlarında iken Kahire'de vefat etti. Hiç evlenmeyen Delcî, kaynakların belirttiğine göre gururuna düşkün, alaycı, dinî emir ve yasaklara karşı lâubali bir kişiydi. Bununla beraber aklî ilimler alanında iyi yetişmiş, yazısı ve üslûbu güzel bir âlim olarak tanınmaktadır.

Eserleri. Delcî'nin günümüze kadar gelen en önemli eseri el-Felâke ve'l-meflûkûn adlı kitabıdır (Kahire 1322). İslâm literatüründe türünün tek kitabı olan eserde dünya nimetlerinden yeterince nasip alamayan, ömrü sıkıntılar içinde geçen, zulme ve haksızlığa uğrayan kimseler konu edilmiştir. Delcî bu kitabını muhtemelen çeşitli görevlerden uzaklaştırılıp kâfirlik ve fâsıklıkla itham edildikten sonra Dımaşk'ta yazmıştır. Selâhaddin el-Müneccid'e göre eseri bu özelliklerinden ötürü, çağdaş tabirle "Kitâbü'l-Büʾesâʾ" diye adlandırılan telif türünden saymak mümkündür. Rebîülâhir 821'de (Mayıs 1418) tamamlanan eserin Berlin Krallık Kütüphanesi'nde bulunan (nr. 3165) ve 3 Muharrem 1232'de (23 Kasım 1816) istinsah edilen nüshasındaki istinsah kaydını bazı araştırmacılar telif kaydı sanarak müellifin XIII. (XIX.) yüzyılda yaşadığını ileri sürmüşlerdir. Delcî, "el-felâke" ve "el-meflûk" kelimelerini Arap olmayan âlimlerden aldığını, onların bu terimlerle yoksul oldukları için halk tarafından unutulan kimseleri kastettiklerini, kelimelerin bu anlamda Cevherî'nin es-Sıhâḥ'ı ile Fîrûzâbâdî'nin el-Kamûsü'l-muhîṭ'inde geçmediğini söylemektedir. Müellif eserinde felâketi yani kötü talih ve bunun sebeplerini ve felâkete uğrayanları fasıllar halinde ele almıştır. Delcî, kendileri büyük birer âlim oldukları halde yaşadıkları dönemde halk tarafından takdir edilmeyen yaklaşık 140 "meflûk"ün hayatından bahsetmekte, ayrıca onların şiir ve öğütlerinden de örnekler vermektedir. Müellif eserinde ayrıca İbn Haldûn'un kısaca temas ettiği bazı fikirleri daha ayrıntılı olarak işlemiştir; kendisinin de bizzat onunla tanışmış olması ihtimal dahilindedir. İbn Haldûn'un Delcî'nin eseri üzerinde açık şekilde etkisi görülmekte ve kitapta kullanılan birçok kavramın yalnız onda bulunduğu anlaşılmaktadır. Meselâ hânedanların yaşlanıp bozulmalarının sebepleri hakkındaki fikirler İbn Haldûn'dan kaynaklanmaktadır. Eser, Memlük Devleti'nin XV. yüzyıldaki durumu hakkında bazı kesin bilgiler vermesi bakımından da önem taşımaktadır.

Delcî'nin kaynaklarda zikredilen diğer eserleri de şunlardır: 1. el-Cemʿ beyne't-Tavassuṭ ve'l-Ḫâdim. Şehâbeddin el-Ezrâî'nin et-Tavassuṭ ve'l-fetḥ beyne'r-Ravża ve'ş-Şerḥ adlı kitabı ile Bedreddin ez-Zerkeşî'nin Ḫâdimü'r-Râfiʿî ve'r-Ravża adlı kitabının bir araya getirilmiş şeklidir. 2. Muḫtaṣar fî ḳavli'n-nâs fülân maʿlûl. Muhammed b. Yûsuf el-Kirmânî'nin Buhârî şerhine yazdığı bir ta'liktir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN