Ebü'l-Hüseyin en-Nuri Kimdir?

Bağdat'ta doğdu. Babası Horasan'ın Bağ veya Bağşûr şehrinden olduğu için İbn Bagavî olarak da tanınır. Bağdat tasavvuf ekolünün en büyük temsilcilerindendir. Künyesi bazı kaynaklarda Ebü'l-Hasan olarak zikredilir. Nûrî nisbesini almasını Nûr adlı bir köyde doğduğu şeklinde açıklayanlar olduğu gibi nur yüzlü olmasına bağlayanlar da vardır. Bazı sûfîler ise nur üzerinde bir nazariye kurduğu için bu nisbeyi aldığını söylerler. Nitekim onun, "Ben nuru müşahede ettiğim zaman sürekli ona bakar, bir müddet sonra ben de nur olurum" sözü, bu ikinci görüşün daha doğru olabileceği izlenimini uyandırmaktadır.

Ebü'l-Hüseyin ilk dinî bilgileri aldıktan ve medrese ilimlerini tahsil ettikten sonra tasavvufa ilgi duymaya başladı; Bağdat'ta meşhur mutasavvıf Serî es-Sakatî'nin sohbetlerine devam etti. Tasavvuf terbiyesini Cüneyd-i Bağdâdî ile birlikte Serî'nin yanında tamamladı. Ahmed b. Hadraveyh'in sohbetine katıldı. Muhammed b. Ali el-Kassâb ve Ahmed b. Ebü'l-Havârî gibi sûfîlerden istifade eden, daha sonra İbnü'l-Cellâ, Ebû Bekir el-Kettânî, Ebû Saîd b. Arabî, Ca'fer el-Huldî, Ebû Ali er-Rûzbârî, Ebû Bekir el-Vâsıtî gibi birçok mutasavvıfın yetişmesinde etkili olan Ebü'l-Hüseyin'in Mısır'a gidip Zünnûn el-Mısrî ile görüştüğü de rivayet edilmektedir.

Nûrî bir taraftan tasavvufun inceliklerini kavramak için Serî'nin sohbetlerine devam ederken diğer taraftan geçimini temin etmeye çalışıyordu. Ferîdüddin Attâr'ın anlattığına göre Nûrî sabah evden çıktığında yanına aldığı ekmeği sokakta karşılaştığı bir fakire verir, camiye girip birkaç saat ibadet ettikten sonra öğle üzeri dükkânına gidip çalışırdı. Bu şekilde aslında gizlice oruç tuttuğu halde ailesi onun dükkânda, çarşı halkı ise evde yemek yediğini zannederdi.

"Vecd ruhta meydana gelen bir kıvılcımdır, dille anlatılmaz" diyen Nûrî, hayatının son günlerinde sokakta birinin okuduğu, "Seni seve seve öyle bir noktaya ulaştım ki akıllılar bu menzile vardıklarında hayrete düşmüşlerdir" anlamındaki beyti duyunca vecde geldi. Kamışları yeni kesilmiş olan bahçede dönüp dururken ayaklarının altı yarıldı ve bir müddet sonra vefat etti. Son anlarında, "Allah'ı an" diyen dostlarına, "Zaten O'na dönmüyor muyuz?" diye karşılık verdiği; yakın dostu olan Cüneyd'in, "Onun ölümünden sonra artık sıdktan bahseden kalmadı, çünkü çağın sıddîkı o idi" dediği nakledilir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN