Enbari Kemaleddin kimdir?

Rebîülâhir 513'te (Temmuz 1119) Enbâr'da doğdu. İbnü'l-Enbârî diye de anılmaktadır. İlk öğrenimini Enbâr'da Halîfe b. Mahfûz b. Ali el-Müeddib'den gördü. Daha sonra babasından ve dayısı Ebü'l-Feth b. Hatîb el-Enbârî'den ders aldı. Genç yaşta ailesiyle birlikte Bağdat'a giderek buradaki Nizâmiye Medresesi'ne girdi. Ebû Mansûr Saîd b. Rezzâz'dan Şâfiî fıkhı, İbnü'ş-Şecerî'den nahiv, Ebû Mansûr el-Cevâlîkī'den lugat ve edebiyat Sıbtu'l-Hayyât diye bilinen Ebû Muhammed Abdullah b. Ali el-Mukrî'den Kur'an ilimlerini ve Ebû Saîd es-Sîrâfî'nin Sîbeveyhi'nin el-Kitâb'ına yazdığı şerhi okudu. Bunlardan başka devrinin ileri gelen âlimlerinden fıkıh ve hadis tahsil etti. Daha sonra Bağdat'taki Nizâmiye Medresesi'ne müderris tayin edildi. Aralarında İbnü'd-Dehhân, Abdüllatîf el-Bağdâdî ve İbnü'd-Dübeysî gibi âlimlerin de bulunduğu birçok talebe yetiştirdi.

Vefatına kadar Bağdat'tan hiç ayrılmayan Enbârî ömrünün sonlarına doğru evinde inzivaya çekilerek ibadet ve telifle meşgul oldu. Babasından kalan bir evin geliriyle geçinerek halife dahil kimseden ihsan kabul etmedi. Arap dili ve edebiyatı yanında fıkıh, kelâm, hadis, tarih, ilm-i hilâf, dinler tarihi ve mezhepler tarihi gibi ilimleri iyi bilen, sağlam karakteri, zühd ve takvâsıyla da tanınan Enbârî 9 Şâban 577'de (18 Aralık 1181) Bağdat'ta vefat etti.

Eserleri. Velûd bir müellif olan Enbârî'nin kaynaklarda doksana yakın eserinden söz edilmekteyse de bunlardan sadece yirmi ikisinin günümüze ulaştığı bilinmektedir. Seyyid Hüseyin Bağcivân, Enbârî'nin Kitâbü'd-Dâʿî ile'l-İslâm'ının mukaddimesinde eserlerinin listesini vermektedir (s. 57-84). Bunlardan altmışının gramere, dokuzunun lugata, yedisinin edebiyata, beşinin akaid ve kelâma, dördünün tarihe, dördünün de fıkha dair olduğu anlaşılmaktadır. Enbârî'nin belli başlı eserleri şunlardır: 1. el-İnṣâf* fî mesâʾili'l-ḫilâf. Basra ve Kûfe dilcileri arasında tartışma konusu olan meselelerle ilgili bir eser olup bu hususta yazılan kitapların en tafsilâtlısı ve en çok ilmî mesele ihtiva edenidir. Bazı şarkiyatçılar tarafından parçalar halinde yayımlanan eserin tamamını W. Weil Almanca notlar ilâvesiyle neşretmiştir (Leiden 1913). Ayrıca Muhammed Muhyiddin Abdülhamîd'in, iki cilt halinde yayımladığı (Kahire 1364/1945) eser üzerine yazdığı el-İntiṣâf mine'l-İnṣâf adlı iki ciltlik şerhi de önemlidir (Kahire 1953). 2. Nüzhetü'l-elibbâʾ* fî ṭabaḳāti'l-üdebâʾ. Dille ilgili çalışmaların başlangıcından Enbârî'nin dönemine kadar geçen sürede yaşamış olan 180 dil ve edebiyat âliminin biyografisini ihtiva eden eserde, müellifin kendisinin de mensup olduğu Basra okulu âlimlerine daha çok ilgi duyduğu ve bunlar hakkında daha geniş bilgi verdiği dikkati çekmektedir. İlk defa taş baskısı olarak yayımlanan (Kahire 1294/1876) eserin çeşitli baskılarından en iyisi Muhammed Ebü'l-Fazl İbrâhim tarafından gerçekleştirilmiş olanıdır (Kahire 1386/1967). 3. Kitâbü'd-Dâʿî ile'l-İslâm fî uṣûli ʿilmi'l-kelâm. İslâm'a karşı olan dinleri, mezhepleri ve çeşitli akımları reddetmek maksadıyla yazılmıştır. Hayatının büyük bir kısmını geçirdiği Bağdat ve çevresinde bulunan çeşitli din, mezhep ve kültürlere mensup insanların İslâm'a muhalif görüşlerini iyi bilen Enbârî el-Esnâ (el-Esmâʾ) fî şerḥi esmâʾillâhi'l-ḥüsnâ, el-İḫtiṣâr fi'l-kelâm ʿalâ elfâẓ tedûru beyne'n-nüẓẓâr, et-Tefrîd fî kelimeti't-tevḥîd, en-Nûrü'l-lâʾiḥ fî iʿtiḳādi's-selefi'ṣ-ṣâliḥ ve Uṣûlü'l-fuṣûl fi't-taṣavvuf gibi eserlerini de İslâm'ın doğru anlaşılmasını sağlamak için kaleme almıştır. İslâm dinine karşı olanlara reddiye mahiyetinde yazdığını söylediği Kitâbü'd-Dâʿî ile'l-İslâm on bölümden meydana gelmektedir. Burada âlemin sonradan yaratıldığını, Allah'ın varlığını inkâr edenlerle Seneviyye (düalizm) mensuplarını, fizik dünyayı belli ilkelerle izaha çalışanları (tabîiyyûn), müneccimleri, Mecûsîler'i, nübüvveti inkâr edenleri, yahudileri ve hıristiyanları ele almakta, son bölümde Hz. Peygamber'in nübüvvetini ispatlamaktadır. Müellif, İslâm'a karşı olanların düşüncelerini onların terimlerini kullanarak tarafsız bir şekilde naklettikten sonra yine aynı metotla görüşlerinin tutarsızlığını ortaya koymaktadır. Bu arada yahudi ve hıristiyanların fikirlerini Tevrat ve İnciller'den nakiller yaparak tenkit etmektedir. Kitâbü'd-Dâʿî ile'l-İslâm Seyyid Hüseyin Bağcivân tarafından tahkik edilerek yayımlanmıştır (Beyrut 1409/1988). 4. Esrârü'l-ʿArabiyye. Gramere dair olan eseri Seybold (Leiden 1886) ve Muhammed Behcet el-Baytâr (Dımaşk 1357/1957) neşretmişlerdir. 5. el-İġrâb fî cedeli'l-iʿrâb. Yine gramere dair olan bu eseri de Saîd el-Efgānî yayımlamıştır (Dımaşk 1957). 6. el-Bulġa fi'l-farḳ beyne'l-müẕekker ve'l-müʾennes̱. Eser Ramazan Abdüttevvâb tarafından neşredilmiştir (Kahire 1970). 7. el-Beyân fî ġarîbi iʿrâbi'l-Ḳurʾân. İ'râbü'l-Kur'ân'a dair önemli eserlerden ve müellifin en son kaleme aldığı kitaplardan biri olup Tâhâ Abdülhamîd Tâhâ tarafından iki cilt halinde yayımlanmıştır (Kahire 1969-1970, 1980). 8. Ḥilyetü'l-ʿuḳūd fi'l-farḳ beyne'l-maḳṣûr ve'l-memdûd (nşr. Atıyye Âmir, Beyrut 1966). 9. Zînetü'l-fużalâʾ fi'l-farḳ beyne'ḍ-ḍâd ve'ẓ-ẓâʾ (nşr. Ramazan Abdüttevvâb, Beyrut 1971). 10. Şerḥu Bânet Süʿâd. Kâ'b b. Züheyr'in Hz. Peygamber'e sunduğu kasidenin şerhi olan eser önce Reşîd el-Ubeydî (Mecelletü Külliyyeti'l-âdâb, XVIII, Bağdad 1974), daha sonra da Mahmûd Hasan Zeynî (Mektebetü Tihâme, Suûdiyye 1400) tarafından neşredilmiştir. 11. Ferâʾidü'l-fevâʾid. Münferit gramer konularına dair olan eseri Hâtim Sâlih ed-Dâmin yayımlamıştır (Mecelletü'l-Belâġ, X, Bağdad 1979). 12. Lümaʿu'l-edille fî uṣûli'n-naḥv. Eseri önce el-İġrâb ile birlikte Saîd el-Efgānî (Dımaşk 1957), ardından Atıyye Âmir (Beyrut 1963) yayımlamıştır. 13. el-Lümʿa fî ṣanʿati'ş-şiʿr (nşr. Abdülhâdî Hâşim, MMİADm., XXX, 590-607). 14. Mens̱ûrü'l-fevâʾid. Münferid bazı gramer konularına dair olan eseri Hâtim Sâlih ed-Dâmin neşretmiştir (Beyrut 1403/1983). 15. el-Mûcez fi'l-ḳavâfî (nşr. Abdülhâdî Hâşim, MMİADm., XXXI, 48-58). 16. Şerḥu Maḳṣûreti İbn Düreyd. Sonu uzun (memdûd) veya kısa (maksûr) elifle yazılıp değişik mânalar ifade eden kelimelerle ilgili olan eser Mahmûd Hasan Zeynî tarafından yayımlanmıştır (Buḥûs̱ü Külliyyeti'l-luġati'l-ʿArabiyye, sy. 2 [Mekke 1404-1405], s. 457-51). 17. Bidâyetü'l-hidâye. Fıkha dair olan eserin Süleymaniye Kütüphanesi'nde nüshaları bulunmaktadır (Esad Efendi, nr. 551; Hasan Hüsnü Paşa, nr. 715/1). 18. ʿUmdetü'l-üdebâʾ fî maʿrifeti mâ yüktebü bi'l-elif ve'l-yâʾ. Bazı kelimelerin imlâsına dair olan bu risâlenin Topkapı Sarayı Müzesi (III. Ahmed, nr. 2729/8) ve Süleymaniye (Esad Efendi, nr. 2760/2) kütüphanelerinde birer nüshası vardır. 19. el-Mürtecel fî şerḥi's-Sebʿi'ṭ-ṭuvel. Muʿallaḳāt şerhi olan eserin bir nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde kayıtlıdır (Esad Efendi, nr. 2815). 20. el-Kelâm ʿalâ ʿIṣıy ve maġzüv. Sarfa dair olup bir nüshası Köprülü Kütüphanesi'ndedir (nr. 1393/3). 21. el-Vecîz fî ʿilmi't-taṣrîf (Topkapı Sarayı Müzesi Ktp., III. Ahmed, nr. 2729/1).

Enbârî'nin kaynaklarda zikredilen diğer bazı eserleri de şunlardır: Fıkıh, et-Tenḳīḥ fî mesâʾili't-tercîḥ beyne'ş-Şâfiʿî ve Ebî Ḥanîfe, el-Lübâbü'l-muḫtaṣar. Lugat. Feʿaltü ve efʿaltü, Dîvânü'l-luġa, Tefsîru ġarîbi'l-Maḳāmâti'l-Ḥarîriyye, el-Bulġa fî esâlîbi'l-luġa, el-Eżdâd, el-Elfâẓü'l-câriye ʿalâ lisâni'l-câriye, Ḳabsetü'l-edîb fî esmâʾi'ẕ-ẕîb, Hidâyetü'ẕ-ẕâhib fî maʿrifeti'l-meẕâhib. Tarih. Aḫbârü'n-nüḥât, Târîḫu'l-Enbâr. Edebiyat. el-Bulġa fî naḳdi'ş-şiʿr, Şerḥu'l-Ḥamâse, Şerḥu devâvîni'ş-şuʿarâʾ, Ḳabsetü'ṭ-ṭâlib fî şerḥi ḫuṭbeti Edebi'l-kâtib, Lübâbü'l-edeb, Meġāni'l-meġānî, Basṭü'l-maḳbûż fî ʿilmi'l-ʿarûż. Gramer. İştiḳāḳu'l-fiʿl mine'l-maṣdar, el-Uṣûl fî ʿilmi'l-ʿArabiyye, el-Ḥaḍ ʿalâ taʿlîmi'l-ʿArabiyye, Ḥilyetü'l-ʿArabiyye, Ḥavâşi'l-îżâḥ, ʿUḳūdü'l-iʿrâb, Ḥilyetü'ṭ-ṭırâz fî ḥalli'l-elġāz, Mesʾeletü duḫûli'ş-şarṭ ʿale'ş-şarṭ, el-Muʿteber fi'l-farḳ beyne'l-vaṣf ve'l-ḫaber, Mîzânü'l-ʿArabiyye.

Süleymaniye Kütüphanesi kataloglarında (Hamidiye, nr. 981) Enbârî'ye nisbet edilen el-Cevhere fî nesebi'n-nebî ve aṣḥâbi'l-ʿaşere adlı eserin Endülüslü Muhammed b. Ebû Bekir el-Ensârî el-Kureşî'ye ait olduğu anlaşılmaktadır. Nu'mân el-Âlûsî'nin Enbârî'ye nisbet ederek Kitâbü Elfâẓi'l-eşbâh ve'n-neẓâʾir adıyla yayımladığı eser de Abdurrahman el-Hemedânî'ye ait el-Elfâẓü'l-kitâbiyye'dir.

Akaide Dair Görüşleri. Kemâleddin el-Enbârî, Arap dili ve edebiyatı yanında İslâm akaidine dair eserler de yazarak materyalist görüşler ve Seneviyye, Mecusîlik, Brahmanizm, Yahudilik, Hıristiyanlık gibi dinler karşısında İslâm inanç esaslarını savunmaya çalışmıştır. Kitâbü'd-Dâʿî ile'l-İslâm fî uṣûli ʿilmi'l-kelâm, en-Nûrü'l-lâʾiḥ fiʿtiḳādi's-Selefi'ṣ-ṣâliḥ ve el-Esnâ fî şerḥi esmâʾillâhi'l-ḥüsnâ bu alanda kaleme aldığı başlıca eserlerdir. Kelâm ilmini Nizâmiye Medresesi'nde Eş'ariyye kaynaklarından öğrenen Enbârî'nin, günümüze ulaştığı bilinen Kitâbü'd-Dâʿî ile'l-İslâm adlı eserini kelâm metoduna göre yazmasına rağmen bu eserin sonuç kısmında benimsenmesi gereken en doğru inancın Selef akîdesi olduğunu ve bu akîdeyi en-Nûrü'l-lâʾiḥ adlı kitabında açıkladığını bildirmesi (ed-Dâʿî ile'l-İslâm, s. 466-467) onun Selefiyye'ye meylettiğinin bir delili sayılabilir. Ancak en-Nûrü'l-lâʾiḥ zamanımıza intikal etmediğinden Enbârî'nin itikadî mezhebi konusunda kesin bir hüküm vermek mümkün değildir. Zira "Selef akîdesi" tabiriyle Ehl-i sünnet mezhebini de kastetmiş olabilir. Onun itikadî görüşleri, diğer din ve felsefeler karşısında İslâmiyet'i müdafaa için yazdığı Kitâbü'd-Dâʿî ile'l-İslâm adlı eserinden tesbit edilebilmektedir. Kelâm konularının yeterince işlendiği müteahhir dönem âlimlerinden olan Enbârî'nin itikada dair görüşleri Ehl-i sünnet'in genel telakkileriyle paralel bir görünüm arzeder.

Enbârî'ye göre aklıselim sahibi olan her insan fıtrî bir zaruretle Allah'ın varlığına inanmak durumundadır. Nitekim dehrîler hariç hemen hemen bütün düşünürler kâinatın yüce bir yaratıcısı bulunduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Peygamberlerin insanları Allah'ın varlığından ziyade birliğine iman etmeye çağırmaları da her insanın Allah'ın varlığını zaruri olarak kavrayabileceğinin bir delilidir. Bununla birlikte düşünürler kâinatın hadis oluşundan hareketle çeşitli ispat delilleri geliştirmişlerdir. Enbârî, bu tür delillerin isbât-ı vâcib literatüründe yer alanlarından bazılarını kaydettikten sonra karşı fikirlerin eleştirisine yer verir. Dehrîlerin, bir şeyin var olmasını duyu organlarıyla algılanması şartına bağlamaları ve bunun bir sonucu olarak Allah'ın varlığını inkâr etmeleri mâkul değildir. Zira insanın böyle bir hükme varabilmesi için evrenin tamamını müşahede etmesi gerekir, bu ise imkânsızdır. Şu halde bir şeyin varlığı hakkındaki bilgiye duyulardan başka akıl yoluyla da ulaşmak mümkündür (ed-Dâʿî ile'l-İslâm, s. 150-154, 200-213). Mecûsîler'in kâinatın iki ilâhı olduğuna, hıristiyanların ise ilâhın üç unsurdan oluştuğuna inanmalarının aklî bir temeli yoktur. Çünkü "temânü'" delili Allah'ın birliğini kesin olarak kanıtlamaktadır. Enbârî'ye göre ulûhiyyetle ilgili bazı nasların te'vil edilmesi gerekir. "Nerede olursanız olun O sizinle beraberdir" (el-Hadîd 57/4) âyetinde olduğu gibi, Allah'ın insanlarla beraber olması onları görmesi ve yaptıklarından haberdar olması anlamındadır (el-Beyân fî ġarîbi iʿrâbi'l-Ḳurʾân, II, 420).

Enbârî nübüvveti, sosyal hayatın düzenini sağlayacak objektif, âdil ve kabul edilebilir ilkelerin ancak Allah tarafından konulabileceği, bundan da sadece peygamber vasıtasıyla haberdar olunabileceği tezinden hareketle ispat etmeye çalışmıştır. Ayrıca ahlâkî erdemlerin oluşması, ruhî yücelişin gerçekleşmesi ve ebedî mutluluğa ulaşılabilmesinde de nübüvvetin vazgeçilmez bir rol oynadığına dikkat çekmiştir. Ona göre nübüvvetin doğruluğu mûcize ile sabit olur. Enbârî Hz. Peygamber'in mûcizelerini aklî, ahlâkî ve hissî olmak üzere üçe ayırır. Aklî mûcizeyi oluşturan Kur'ân-ı Kerîm, erişilmez nazım güzelliği ve belâgat üstünlüğü yanında geçmişe ve geleceğe dair gaybî haberler içermekte ve bu iki açıdan erişilmezliğini (i'câz) daima korumaktadır. Hz. Peygamber'in, hayatının bütün safhalarında hem söz hem davranış itibariyle erişilmez bir kemale ve üstün bir ahlâka sahip bulunuşu da onun gerçek peygamber olduğunu gösteren ve tarihte benzeri görülmeyen mûcizevî bir olaydır. Hissî mûcizeler (Resûl-i Ekrem'in az miktardaki suyu ve yiyeceği çoğaltması, üzerinde durup konuştuğu kütüğün inlemesi, ayın parçalanması gibi) kesin bilgi doğuran tevâtür yoluyla sabit olmamışsa da bu tür rivayetler bütün olarak Hz. Peygamber'in mutlak mânada mûcize gösterdiğine kesinlikle delâlet eder (a.g.e., s. 341-343, 424-453).

Yahudilerin ilâhî dinde neshin imkânsızlığını ileri sürerek Hz. Muhammed'in nübüvvetine itiraz etmeleri kendi mukaddes kitaplarıyla çelişmektedir. Çünkü Tevrat incelendiği takdirde burada da neshin uygulandığı görülür.

Âlemin hudûsü, Allah'ın varlığı, tabiatçı ve materyalist görüşlerin reddi, nübüvvetin ispatı konularında kullandığı delillerden anlaşıldığına göre Enbârî daha çok Ebû Hanîfe, Eş'arî, Bâkıllânî, İbn Hazm, Gazzâlî ve Şehristânî gibi âlimlerin fikirlerinden geniş ölçüde faydalanmış, kelâmî meseleleri kolay anlaşılan bir üslûpla ifade etmekte başarılı olmuştur. Özellikle materyalist görüşleri tutarlı bir yaklaşımla reddetmesi dikkat çekicidir. Mûcize vb. hârikulâde olayların sadece peygamberler tarafından gösterilebileceğini kabul etmesi, mütevâtir haberle sabit olmadıkları için Hz. Peygamber'e atfedilen hissî mûcizeleri temellendirmeye çalışması, Resûl-i Ekrem'in nübüvvetini ispat ederken onun ahlâkî cephesini öne çıkarması, Enbârî'nin İslâm akaidini başarıyla savunan bir âlim olduğunu göstermektedir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN