Gövsa, İbrahim Alâeddin kimdir ?

İstanbul'da doğdu. Babası, Filibeli bir aileden gelen ve vilâyet mektupçuluğu yapan Mustafa Âsım Bey, annesi Yemen'de şehid düşen Erzurumlu Osman Paşa'nın kızı Fatma Behice Hanım'dır. İstanbul'da müderris, huzur derslerinde muhatap ve mukarrir olarak bulunmuş, Enderun Mektebi hocalarından Küçük Filibeli diye tanınan Abdullah Efendi, İbrahim Alâeddin'in baba tarafından dedesi, yine huzur derslerinde muhatap ve mukarrir olan, Anadolu ve Rumeli kazaskerliği yapmış ve Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye Cemiyeti üyesi olmuş Filibeli Hoca diye bilinen Halil Fevzi Efendi de büyük amcasıdır. Bu iki kardeş İstanbul ulemâsı arasında "ahaveyn" adıyla tanınmıştır.

İbrahim Alâeddin ilk öğrenimini İstanbul'da Vezneciler'de Şemsülmaârif Mektebi'nde, orta öğrenimini Trabzon ve Vefa idâdîlerinde tamamladı. 1910'da Mekteb-i Hukuk'tan mezun oldu. Bu okulun son sınıfında iken adliyede hey'et-i ittihâmiyye zabıt kâtibi ve adliye kütüphanesi memuru olarak çalıştı. 1911'de İstanbul Dârülfünunu'nda açılan bir imtihanı kazanarak tayin edildiği Trabzon İdâdîsi'nde iki yıl kadar edebiyat öğretmenliği yaptı. Bu arada asıl çalışma alanını teşkil eden eğitim konularıyla ilgilenmeye başladı. 1913'te Maarif Vekâleti tarafından edebiyat öğrenimi için İsviçre'ye gönderildi. Fakat edebiyatın özel merak ve şahsî gayretle elde edilebileceğine inandığından arkadaşı Mustafa Şekip'le (Tunç) birlikte çalışma alanını psikoloji ve pedagojiye kaydırdı. Fırsat buldukça edebiyat ve tarih derslerini de takip etti. 1915'te askerlik görevini yapmak üzere yurda döndü. Aynı yılın 11 Temmuzunda Çanakkale'ye gönderilen edebî heyet içinde yer alarak muharebe alanlarını görüp inceleme fırsatı buldu. 1916'da Jean-Jacques Rousseau Pedagoji Enstitüsü'nden diploma aldı.

1916-1926 yılları arasında Dârülmuallimîn-i Âliye'de pedagoji ve psikoloji hocalığı ve müdürlük yaptı. Bu arada orta muallim mektebinde ve Dârülfünun'da bir süre psikoloji ve felsefe dersleri okuttu. 1926'da Maarif Vekâleti Tâlim ve Terbiye Heyeti üyesi oldu. III ve IV. dönem (1927-1934) Sivas ve Sinop, VI ve VII. dönem (1939-1946) İstanbul milletvekili olarak görev yaptı. 1941 yılı başlarında İnönü (Türk) Ansiklopedisi'nin hazırlık çalışmalarına, ilk üç fasikülünün redaksiyon ve yayımına katıldı. 1945'ten ölümüne kadar da Ziraat Bankası idare meclisi üyeliğinde bulundu. Son yıllarında sözlük ve ansiklopedi telif, redaksiyon ve yayım çalışmalarıyla meşgul olan ve gazetelere günlük fıkra yazan İbrahim Alâeddin 29 Ekim 1949'da Ankara'da öldü. Cebeci Asrî Mezarlığı'nda yakın arkadaşı Halil Nihat Boztepe'nin kabri yanına defnedildi.

Âlim ve şair yetiştirmiş bir aileden gelen İbrahim Alâeddin küçük yaşlarda şiire ilgi duydu. Arapça, Farsça ve Fransızca bilen, Nâle-i Uşşâk (İstanbul 1301) adlı bir Kerbelâ mersiyesi, ayrıca bir divançe teşkil edecek kadar şiirleri, basılmamış kırk hadis tercümesi bulunan babası Mustafa Âsım Bey'in edebiyat merakı ve zengin kitaplığı ona özellikle şiir alanında önemli bir teşvik unsuru olmuştur. Öğrenciliğinde Farsça dersleri sırasında Ömer Hayyâm, Sa'dî-yi Şîrâzî ve Hâfız-ı Şîrâzî'nin hemen bütün şiirlerini okumuş, bu tesir altında ilk şiir denemeleriyle Hayyâm tercümeleri Musavver Terakkî'de yayımlanmıştır. Aruzla ve klasik nazım şekilleriyle yazdığı ilk şiirlerinde yer yer Nâmık Kemal ve Ziyâ Paşa tesiri görülmekle beraber onun asıl yeni tarz şiire ilgi duyması, mektep sıralarında iken okuduğu Tevfik Fikret'in Rübâb-ı Şikeste'siyle başlar. Güft ü Gû (Trabzon 1329) adlı şiir kitabı bu tesirlerin mahsulüdür. Daha sonraki yıllarda gelişen edebî çalışmalarında ise Mekteb-i Hukuk'ta iken tanıştığı Tahsin Nâhid, Emin Bülent (Serdaroğlu), Ahmed Hâşim ile okul dışından dostları Mehmet Behçet (Yazar), Köprülüzâde Fuad gibi Fecr-i Âtîciler'in yanında Halil Nihat (Boztepe) ve özellikle Mehmed Âkif'in (Ersoy) büyük etkisi vardır.

II. Meşrutiyet'in ilânından sonra o dönemin gençlerinde görülen edebî heyecan kısa sürede onda da uyanır. Bu sırada Servet-i Fünûn mecmuası ile Celâl Sâhir'in çıkardığı Demet adlı kadın dergisinde A. Ulviye takma adıyla uzunca bir süre yazılar ve şiirler yayımlar. Mekteb-i Hukuk'ta tanıştığı arkadaşlarının teşvikiyle bir ara Fecr-i Âtî toplantılarına katılırsa da bir müddet sonra sanatın belli bir gayeye hizmet etmesi gerektiği düşüncesiyle sanat anlayışlarını benimsemediği bu gruptan ayrılır. Aynı günlerde Âlem adlı mizah dergisinde Çelebi takma adıyla yazdığı yazılar Fecr-i Âtî topluluğu ile arasının açılmasına sebep olur. Daha sonraki yıllarda ise Orhan Seyfi (Orhon) ve Enis Behiç (Koryürek) gibi hececi şairlerle birlikte hece vezniyle şiirler yazmaya başlar. Bu dönemde yayımladığı Çocuk Şiirleri (İstanbul 1329) adlı kitabı, Ali Ulvi'nin Çocuklarımıza Neşîdeler'i ile (İstanbul 1328) Tevfik Fikret'in Şermin'i (İstanbul 1330) arasında türünün ilk örneklerinden biri olması bakımından önemlidir (eser 1913-1923 arasında beş defa basılmıştır).

İbrahim Alâeddin, 1916'da İsviçre'den döndükten sonra bilhassa Tedrisat gazetesinde pedagoji ve çocuk edebiyatı üzerine yazdığı yazılarla geniş bir okuyucu kitlesi üzerinde etkili olmuştur. Bir süre İkdam gazetesinde Fransızca'dan tercümeler yapan, Zümrüdüanka, Resimli Gazete ve Akbaba dergilerinde Kıvılcım imzasıyla telif, tercüme ve mizahî yazılar yayımlayan İbrahim Alâeddin'in en verimli yazı faaliyeti bu döneme rastlar. Bazı yazılarında ise Çelebi (Âlem'de), Karınca takma adlarını kullanmıştır. Biraz da Mehmed Âkif'in teşvikiyle bir kısım yazılarını ve hamâsî şiirlerini Sırât-ı Müstakîm ile Orhan Seyfi'nin çıkardığı Hıyâban'da, diğer yazı ve şiirlerini daha sonraki yıllarda Yeni Mecmua, Şâir ve Yedigün gibi dergi ve gazetelerde yayımlamıştır.

Edebî faaliyetlerinin yanı sıra Türkiye'de psikoloji ve pedagoji çalışmalarının henüz çok yeni olduğu bir dönemde yazıları, kitapları ve diğer çalışmalarıyla da kendini kabul ettiren İbrahim Alâeddin'in asıl kalıcı hizmetler yaptığı saha biyografi ve ansiklopedi alanlarıdır. İbrahim Alâeddin'in, bu alanda Cumhuriyet'in ilk yıllarında âdeta öncülük yaparak titiz, dikkatli ve araştırmacı şahsiyetiyle ortaya koyduğu çalışmalar sonraki yıllarda bu tür faaliyetlere önemli birer örnek teşkil etmiştir. Onun özellikle Meşhur Adamlar Ansiklopedisi ile Türk Meşhurları Ansiklopedisi hâlâ önemini koruyan, bu sahanın vazgeçilmez kaynak eserleri arasında yer almaktadır.

İbrahim Alâeddin son yıllarında yazdığı bazı makalelerinden dolayı eleştirilere uğramıştır. İzmit'te yedi yaşında hâfız olan bir kız hakkında "dimağının yorulduğunu, bu gibi üstün zekâlı çocukların korunması gerektiği"ni yazması (Hürriyet, Haziran 1948), "gençleri çekmek ve namaz sırasında pantolonlarının buruşmasını önlemek için camilere sandalye konup ayakkabıyla girilmesi" (Hürriyet, Haziran 1949) gibi tekliflerde bulunması sebebiyle eski dostları Eşref Edip Fergan, Raif Ogan ve mektup gönderen okuyucular tarafından tenkit edilmiştir (SR, I [Haziran-Temmuz 1948], nr. 5, s. 79; nr. 7, s. 112; nr. 8, s. 123; II [Haziran 1949], nr. 49, s. 370).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi


BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN