Hâcû-yi Kirmânî kimdir ?

20 Zilhicce 689'da (24 Aralık 1290) Kirman'da doğdu. Asıl adı Mahmûd olup şiirlerinde "hâce" kelimesinin küçültmeli ismi olan "Hâcû" mahlasını kullanmıştır. Nahlbend-i şuarâ, Hallâku'l-meânî, Melikü'l-fuzalâ lakapları, Mürşidî ve Kirmânî nisbeleriyle anılır. Eserlerinden iyi bir öğrenim gördüğü, özellikle astronomi alanında geniş bilgi sahibi olduğu anlaşılan Hâcû tahsilini muhtemelen Kirman'da tamamladı. Daha sonra büyük bir ihtimalle kıtlık ve huzursuzluk yüzünden Kirman'dan ayrılmak zorunda kaldı. Şîraz'a giden Hâcû buradan Kâzerûn'a geçti. Orada Mürşidiyye tarikatı şeyhlerinden Emînüddin Muhammed-i Kâzerûnî'ye, bir süre sonra Simnân'a giderek Alâüddevle-i Simnânî'ye intisap etti. 718-737 (1318-1336) yılları arasında Irâk-ı Arab, Hûzistan, Azerbaycan, Bağdat, Mısır, Suriye ve Filistin'i gezdi. 732'de (1331-32) Bağdat'ta bulunduğu anlaşılan Hâcû, burada yazdığı Hümâ vü Hümâyûn adlı eserini İlhanlı Hükümdarı Ebû Said Bahadır Han'a sunmak üzere dört yıl sonra Tebriz'e gitti; ancak sultanın öldüğünü öğrenince eseri onun yerine geçen Ârpâ Han'a (ö. 736/1335) takdim etti. Ârpâ Han'ın katline dair mersiye yazdığına bakılırsa Hâcû'nun 1335 yılında Tebriz'de bulunduğu söylenebilir. Hâcû'nun bu arada, İran körfezinde Hürmüz adası ve Cerûn'a (Benderabbas) gittiği, bu ülkenin Şâh-ı Hürmüz olarak tanınan hükümdarı Tehemten b. Turan Şah'a yazdığı manzum bir mektuptan anlaşılmaktadır.

738 (1337) veya 739 (1338) yılında Kirman'a dönen Hâcû hayatının son yıllarını Kirman ve Şîraz'da geçirdi. Şîraz'da vefat eden şairin mezarı İsfahan ile Şîraz arasındaki Allahüekber Boğazı'ndadır.

Hâcû-yi Kirmânî, yazdığı şiirler karşılığında aldığı câizelerle geçinen bir şairdi. Övdüğü kişiler arasında başta hükümdarlar olmak üzere 100'ü aşkın kimse vardır. Mürşidiyye tarikatı kurucusu Ebû İshak el-Kâzerûnî ve Seyfeddin el-Bâharzî gibi sûfîler hakkında da kasideler yazmıştır. Bu arada menfaatine dokunan birçok kişiyi ağır şekilde hicvetmiştir. Şiî-İmâmî olmasına rağmen eserlerinde on iki imamın yanı sıra dört halifeyi övmesi, o dönemde İran'da Sünnîliğin hâkim bulunması ve şeyhinin Sünnî olması ile açıklanabilir.

Usta bir şair olan Hâcû özellikle gazel sahasında büyük bir başarı göstermiştir. Eserlerinde din dışı konularla tasavvufî ve hikemî meseleler büyük bir maharetle bağdaştırılır. Gazelde Sa'dî-yi Şîrâzî'nin etkisi altında kalmakla birlikte kendine has özellikler oldukça ağır basar. Nitekim gazeli doruğuna çıkaran Hâfız-ı Şîrâzî bile ondan etkilenmiştir. Bu sebeple Hâcû'nun Sa'dî ile Hâfız arasında bir köprü vazifesi gördüğü kabul edilir. Hâcû kasidelerinde Senâî, Hâkānî-yi Şirvânî, Zahîr-i Fâryâbî ve Cemâleddîn-i İsfahânî'nin, mesnevilerinde ise Firdevsî ve özellikle Nizâmî-i Gencevî'nin etkisi altında olmakla birlikte bu etkiler onun kendine özgü yanlarını tamamıyla ortadan kaldırmamıştır.

Eserleri. A) Manzum Eserleri. 1. Dîvân. Kaside, gazel, kıta, terciibend, terkibibend ve rubâîlerden oluşan 9000 beyitlik divanı "Sanâyiu'l-kemâl" ve "Bedâyiu'l-cemâl" adıyla iki bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümdeki gazeller "Seferiyyât ve Hazeriyyât", ikinci bölümdekiler "Şevkiyyât" adlarıyla anılır. Eser Süheylî-yi Hânsârî tarafından yayımlanmıştır (Tahran 1336 hş.). 2. Hümâ vü Hümâyûn. 732 (1332) yılında aruzun mütekārib vezninde yazılan 4407 beyitlik bu mesnevi Bombay (1289/1872) ve Tahran'da (1348 hş.) basılmıştır. 3. Mes̱nevî-i Gül ü Nevrûz. Nevrûz adlı bir şehzade ile Rum kayserinin kızı Gül arasındaki aşkı anlatan hezec veznindeki 5302 beyitlik bu mesnevi 742'de (1342) kaleme alınmış olup Kirman ileri gelenlerinden Tâceddîn-i Irâkī adında birine ithaf edilmiştir. Eser Kemâl-i Aynî tarafından yayımlanmıştır (Tahran 1350 hş.). 4. Ravżatü'l-envâr*. Nizâmî-i Gencevî'nin Maḫzenü'l-esrâr adlı eseri örnek alınarak 743'te (1342) yazılan ve tasavvufî, dinî, ahlâkî nitelikte yirmi bölümden meydana gelen eser Kûhî-i Kirmânî tarafından neşredilmiştir (Tahran 1306 hş.). 5. Kemâlnâme. 744'te (1343) yazılıp Fars Hükümdarı Ebû İshak'a ithaf edilen, hafif bahrinin kullanıldığı bu eser tasavvufî ve ahlâkî bir mesnevi olup henüz yayımlanmamıştır (nüshaları için bk. Münzevî, IV, 3057-3058). 6. Gevhernâme. 1022 beyitlik bu mesnevi de ahlâkî ve tasavvufî konuları işler. Önsözünde, eserin Muzafferîler'den Emîr Mübârizüddin Mahmûd ve onun Nizâmülmülk soyundan gelen veziri Bahâeddin Mahmûd b. İzzeddin Yûsuf adına kaleme alındığı belirtilmiş ve bu vesile ile Nizâmülmülk'ün soy ağacı VIII. (XIV.) yüzyıla kadar getirilmiştir (nüshaları için bk. a.g.e., IV, 3091).

Hâcû-yi Kirmânî'nin, "Hamse"sini oluşturan bu beş mesnevi dışında Sâmnâme (Bombay 1319) ve Mefâtîḥu'l-ḳulûb adlı iki manzum eseri daha vardır. Bunlardan Sâmnâme Firdevsî'nin Şâhnâme'si taklit edilerek kaleme alınmıştır. Destanî nitelikteki bu eserin konusunu Sâm-ı Nerîmân adlı kahramanın aşkları oluşturur. Şâhnâme vezninde (mütekârib) kaleme alınan eser Ebü'l-Feth Mecdüddin Mahmûd'a sunulmuştur. Eserin Hâcû'ya aidiyeti şüpheli görülmüşse de üslûp ve ifade bakımından şairin diğer eserleriyle yakınlığı ve bir yerinde müellifin adının açıkça anılması bu şüpheyi ortadan kaldırmaktadır. Mefâtîḥu'l-ḳulûb ise bizzat Hâcû tarafından Emîr Mübârizüddin için kendi şiirlerinden derlenmiş bir müntehabattır (nüshaları için bk. a.g.e., IV, 3225).

B) Mensur Eserleri. 1. Risâletü'l-bâdiye. 748'de (1347) kaleme alınmış olup Hâcû'nun Kâbe'yi ziyaretine dairdir. 2. Risâle-i Sebʿu'l-mes̱ânî. Emîr Mübârizüddin adına yazılan bu eserde kılıçla kalemin münazarası anlatılır. 3. Münâẓara-i Şems ü Seḥâb (bu eserlerin nüshaları için bk. a.g.e., III, 1857-1858; VI, 3574, 3635).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN