Hârise B. Nu‘mân

Hazrec kabilesinin Neccâroğulları koluna mensuptur. Dedesinin adı bazı kaynaklarda Nak', Râfi' veya Nefî' şeklinde de geçmektedir. Annesi Hz. Peygamber'e biat eden, zaman zaman ona evinde yemek ikram eden hanımlardan Ca'de bint Ubeyd b. Sa'lebe'dir. Hârise'nin bütün gazvelere iştirak ettiği ve Bedir'de Osman b. Abdüşems'i esir aldığı kaydedilmektedir (Vâkıdî, I, 139, 162).

Hayır sever bir insan olan Hârise, isyancılar evini kuşattığı zaman Hz. Osman'a kendisi için savaşabileceklerini söyleyerek onu desteklediğini ifade etmiştir (Buhârî, III, 93). Kaynaklarda Hârise'nin vefat tarihi zikredilmemekle birlikte Muâviye döneminde (661-680) öldüğü bilinmektedir. Ümmü Hâlid bint Hâlid ile evlenen Hârise'nin ikisi erkek beş çocuğu olmuş, kızlarının hepsi biat eden kadın sahâbîler arasında yer almıştır. Muhaddis Ebü'r-Ricâl Muhammed b. Abdurrahman b. Abdullah onun torunlarındandır (Zehebî, Aʿlâmü'n-nübelâʾ, II, 380).

Ömrünün sonlarına doğru gözlerini kaybeden Hârise namazgâhı ile evinin kapısı arasına bir ip çekmiş, fakirler bir şey istedikçe ipe tutunarak onlara bizzat sadaka vermiş, bu işi kendilerinin yapabileceğini söyleyen ailesine, fakirlere kendi eliyle sadaka vermenin insanı kötü ölümden koruduğuna dair Resûl-i Ekrem'den bir hadis duyduğunu söylemiştir (İbn Sa'd, III, 488; Taberânî, III, 229, 231).

Medine'de Hz. Peygamber'in odalarının yanında odaları bulunan Hârise, Resûl-i Ekrem yeni bir hanımla evlendikçe bunlardan onun evine en yakın olanı ona bırakarak bir sonrakine geçerdi. Bundan dolayı Hz. Peygamber'in, "Bizim yüzümüzden evinden taşınıp durduğu için Hârise b. Nu'mân'dan utanır oldum" dediği rivayet edilmiştir (İbn Sa'd, III, 488).

Hârise'nin, Cebrâil'i Dihye b. Halîfe el-Kelbî sûretinde iki defa gördüğü nakledilmektedir. İlki, Hz. Peygamber'in Benî Kurayza yahudilerine karşı savaş hazırlığı yaptığı sırada Cebrâil'i bir katır üzerinde önden giderek kendisinin de içinde bulunduğu müslümanların silâhlanıp saf tutmalarını emrettiği sırada vuku bulmuştur (Vâkıdî, II, 498-499). İkincisi de Huneyn Gazvesi'nden sonra gerçekleşmiştir. Cebrâil ile Resûl-i Ekrem'in sohbet ettikleri bir sırada onlara selâm vererek, bir başka rivayete göre ise kendilerini rahatsız edeceği endişesiyle selâm vermeden yanlarından geçtiği, bunun üzerine Cebrâil'in, "Şu adam selâm vermiş olsaydı selâmını alırdık" dediği, Resûlullah'ın onu tanıyıp tanımadığını sorması üzerine de onun Huneyn Gazvesi'nde savaş alanını terketmeyen kişilerden biri olduğunu söylediği belirtilmektedir (Müsned, IV, 17; V, 433).

Hârise b. Nu'mân'ın Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'inde yer alan ikisi Cebrâil'i gördüğüne, biri de mal hırsından dolayı kişinin gittikçe ibadetten soğuyacağına ve neticede kalbinin mühürleneceğine (a.g.e., V, 433) dair üç rivayeti bulunmaktadır. Ayrıca onunla ilgili olarak Hz. Âişe tarafından muhtevası birbirinin aynı üç hadis rivayet edilmiştir. Buna göre Resûl-i Ekrem, rüyasında Hârise'nin annesine yaptığı iyilikler sebebiyle cennete girdiğini görmüş ve orada okuduğu Kur'an'ı dinlemiştir. Sonra da, "İyilik dediğin böyle olmalı, Hârise annesine karşı en iyi şekilde davranan insanlardan biridir" demiştir

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN