İbn Dakīkul‘îd kimdir ?

25 Şâban 625 (30 Temmuz 1228) tarihinde anne ve babasının hac yolculuğu sırasında Yenbu' sahilinde seyreden bir gemide doğdu. Babasının dedesi Mutî'in bir bayram günü giydiği çok beyaz elbiseyi görenlerin "bayram unu (dakīku'l-îd) gibi" demeleri üzerine bu tabir kendisine lakap olmuş, daha sonra da oğlu ve torunları İbn Dakīkul'îd diye anılmıştır. Memleketi olan Mısır'ın Saîd bölgesindeki Kūs şehrinde büyüdü. İlk tahsilini burada yaptı; tanınmış bir Mâlikî âlimi olan babasından bu mezhebin fıkhını, hadis ve fıkıh usulü, babasının talebesi Bahâeddin Hibetullah b. Abdullah el-Kıftî'den ve daha sonra gittiği Kahire'de İzzeddin İbn Abdüsselâm'dan Şâfiî fıkhı okudu. İskenderiye, Şam ve Hicaz'a giderek aralarında İbnü'l-Mukayyer, İbnü'l-Cümmeyzî, İbn Revâc, İbnü'l-Hubâb, Abdülazîm b. Abdülkavî el-Münzirî, Ahmed b. Abdüddâim el-Makdisî'nin de bulunduğu birçok âlimden hadis dinledi. Daha genç yaşta iken Mâlikî ve Şâfiî mezheplerinde fetva verecek derecede fıkıhta derinleşti; ayrıca hadis, tefsir, kelâm, Arap dili ve edebiyatında bilgi sahibi oldu.

Öğretim faaliyetine Kūs'ta Necîbiyye Medresesi'nde başlayan İbn Dakīkul'îd, daha sonra kendisi için kurulan ve Sâbıkıyye Medresesi diye anılan dârülhadiste ders verdi, birçok talebe yetiştirdi ve şöhreti yayıldı. Kūs'ta bir süre Mâlikî kadılığı yaptı (İsnevî, II, 229). Ardından Kahire'ye giderek Fâzıliyye, Kâmiliyye, Nâsıriyye, Salâhiyye, Sâlihiyye ve Mansûriyye medreselerinde ders verdi. Tanınmış talebeleri arasında İmâdüddin İbnü'l-Esîr el-Halebî, Kutbüddin el-Halebî, İbn Seyyidünnâs, Şemseddin İbnü'l-Kammâh, Şemseddin İbn Adlân, Alâeddin Ali b. İsmâil el-Konevî, Zehebî, Mizzî, Ebû Hayyân el-Endelüsî, Kāsım b. Yûsuf et-Tücîbî ve İbn Rüşeyd gibi âlimler bulunmaktadır (hoca ve talebelerinin bir listesi için bk. el-İḳtirâḥ, neşredenin girişi, s. 46-86).

İbn Dakīkul'îd uzun süre öğretim ve telifle meşgul olarak yönetimden ve idarî görevlerden uzak kaldı. İleri bir yaşta Şâfiî kādılkudâtlığına getirildi (18 Cemâziyelevvel 695 / 24 Mart 1296). Daha önce birçok defa yapılan kadılık tekliflerini reddettiği, ancak bu son defa reddederse ehil olmayan iki kişiden birinin bu göreve getirilmesinin muhtemel olduğu hususunda ikna edilince dinen vâcip ve zaruri gördüğü için görevi kabul ettiği belirtilmektedir. Vefatına kadar bu görevde kalmakla birlikte yönetimin bazı uygulamalarından rahatsız olduğu için zaman zaman istifa etmiş, ancak razı edilerek tekrar görevini sürdürmesi sağlanmıştır. İbn Dakīkul'îd 11 Safer 702'de (5 Ekim 1302) Kahire'de vefat etti ve Mukattam dağı eteğinde toprağa verildi.

Aklî ve naklî ilimlere olan derin vukufu yanında ahlâk ve yaşayışıyla da örnek olan İbn Dakīkul'îd kaynaklarda "şeyhülislâm, hüccetülislâm" gibi sıfatlarla anılmakta, hadis hâfızı ve müctehid olduğu belirtilmektedir. Takıyyüddin es-Sübkî onun hakkında "mutlak müctehid" tabirini kullanmakta (Ṭabaḳāt, IX, 207), VII. (XIII.) yüzyılın başında gönderilen müceddidlerden olduğu konusunda hocalarının görüş birliği içinde bulunduğunu kaydetmektedir (a.g.e., IX, 209). Talebesi İbn Seyyidünnâs da hocasının, her yüzyılın başında dini tecdid için gönderilen âlimlerden biri olduğunu söyler (Safedî, IV, 197). Kaynaklarda, İbn Dakīkul'îd'in herhangi bir tarikata intisabından söz edilmemekle birlikte keramet ve keşif sahibi olduğu kaydedilir. Kādılkudâtlığı sırasında hâkimlerin ipek hil'at giyme âdetini kaldırması, hükümdarın Moğollar'a karşı ordu hazırlanması için halktan ek vergi alınması talebini, yöneticilerin kendileri ve ailelerine ait bütün mal ve ziynetleri ortaya koymadıkça fetva vermeyeceğini belirterek reddetmesi, bazı yöneticilerin elinde bulunan vakıfları geri alıncaya kadar istifa ettiği görevine dönmemesi, saltanat nâibinin bir konuda tek başına şahitliğini kabul etmemesi gibi hususlar, İbn Dakīkul'îd'in dinî ölçülere uymada gösterdiği hassasiyete örnek teşkil eder.

İbn Dakīkul'îd'e gerek Şâfiî gerekse Mâlikî tabakat kitaplarında yer verilmesi, yaşadığı bölgede hâkim olan bu iki mezhebin fıkhıyla daha çok ilgilenmesi ve bunları okutması sebebiyledir. Özellikle ahkâm hadislerine dair kaleme aldığı kitaplarda sahâbe ve tâbiîn âlimleri ile dört mezhep imam ve müntesiplerinin görüşlerini ilmî bir üslûpla tartışıp tenkit etmesi, kendi görüş ve tercihlerini belirtmesi, herhangi bir mezhebe bağlı olmayan müstakil bir müctehid olduğunu göstermektedir. İmam Şâfiî'nin bazı ictihadlarına katılmaması, onun veya talebelerinin yahut daha sonraki Şâfiî ulemâsının görüşlerini naklederken kendisinin bu mezhebe mensup olduğuna işaret eden ifadeler kullanmaması da bunu teyit etmektedir (Muhammed Râmiz Abdülfettâh Mustafa el-Uzeyzî, s. 212-216). Ayrıca et-Teşdîd fi'r-red ʿalâ ġulâṭi't-taḳlîd adlı bir eser kaleme almakla birlikte muhtemelen toplumda hâkim olan mezhep taassubu sebebiyle eserin ölümünden sonra ortaya çıkarılmasını istemesi (İbn Rüşeyd, III, 261), onun ictihad yanlısı ve taklide karşı son derece katı bir tavra sahip olduğunu göstermektedir.

Eserleri. 1. el-İmâm fî maʿrifeti eḥâdîs̱i'l-aḥkâm. Hacimli bir eser olup İbn Rüşeyd yaklaşık yedi, İbn Hacer yirmi, Safedî ise yirmi beş cilt olduğunu söylemektedir (Milʾü'l-ʿaybe, III, 260; ed-Dürerü'l-kâmine, IV, 92; el-Vâfî, IV, 193). İbn Rüşeyd, hocasının bu kitabı yazarken hadis ve hadis ilimleri konusunda daha önce yazılıp da ulaşabildiği bütün eserlerden faydalandığını kendisine söylediğini kaydeder (Milʾü'l-ʿaybe, III, 260). İsnevî de (ö. 772/1370) eserin büyük bir kısmının müelliften hoşlanmayan bir âlim tarafından çalınarak imha edildiğini, kendi zamanında yaklaşık dört cildinin mevcut olduğunu belirtir (Ṭabaḳātü'ş-Şâfiʿiyye, II, 229). İbn Hacer el-Askalânî, bazı görüşlerinden dolayı İbn Dakīkul'îd'in hoşlanmadığı Hanbelî âlimi Mes'ûd b. Ahmed el-Hârisî'nin bu eserin müsveddelerini ele geçirip imha ettiğini, geriye sadece müellifin sağlığında temize çekilmiş kısmının kaldığını söyler (ed-Dürerü'l-kâmine, IV, 347-348). Bazı kaynaklarda eserin müellife ait el-İlmâm'ın şerhi olduğu belirtilirse de bu bilgi yanlıştır. Kahire'de el-Mektebetü'l-Ezheriyye'de (nr. 287) el-İlmâm adıyla kayıtlı eserin el-İmâm'ın I. cildi olduğu yapılan bir araştırma sonucunda anlaşılmıştır (Muhammed Râmiz Abdülfettâh Mustafa el-Uzeyzî, s. 144-146). 2. el-İlmâm bi-eḥâdîs̱i'l-aḥkâm. Bir önceki eserin muhtasarı mahiyetindedir. Hadis imamlarından biri tarafından tezkiye edilen râvilerin rivayet ettiği ve hadis hâfızlarınca veya müctehid fakihlerce sahih sayılan hadisleri ihtiva etmektedir. Müellif hacimli bir kitap olan el-İmâm'a ihtiyaç duyulunca başvurulabileceğini, ders kitabı olarak okutulması ve ezberlenmesi için de bu muhtasar eseri yazdığını belirtir (Şerḥu'l-İlmâm, I, 24). Eser önce Muhammed Saîd el-Mevlevî (Dımaşk 1383/1963; Riyad 1383/1963; Demmâm 1406; Beyrut 1406/1986), daha sonra bu neşir ve çeşitli yazma nüshalar esas alınarak Hüseyin İsmâil el-Cemel tarafından yayımlanmıştır (I-II, Riyad 1414/1994). Çeşitli şerh ve muhtasarları içinde (Keşfü'ẓ-ẓunûn, I, 158) müellifi tarafından yapılan şerhiyle (Şerḥu'l-İlmâm, nşr. Abdülazîz b. Muhammed es-Saîd, I-II, Riyad 1418/1997) talebesi Kutbüddin el-Halebî'nin (el-İhtimâm bi-telḫîṣi Kitâbi'l-İlmâm, nşr. Hüsâm Riyâz, Beyrut 1410/1990) ve Şemseddin İbn Abdülkādî'nin (el-Muḥarrer fi'l-ḥadîs̱, nşr. Yûsuf Abdurrahman el-Mar'aşlî v.dğr., I-II, Beyrut 1405/1985) ihtisarları basılmış, İbn Balabân'ın el-İḥkâm li-eḥâdîs̱i'l-İlmâm adlı ihtisarı ise yazma halde bulunmaktadır (Brockelmann, GAL Suppl., II, 66). 3. İḥkâmü'l-aḥkâm şerḥu ʿUmdeti'l-aḥkâm. Cemmâîlî'nin ahkâm hadislerine dair eserinin şerhidir. Dehli (1313/1895) ve Kahire'de (1342/1923) basılan eser, daha sonra Muhammed Hâmid el-Fıkī ve Ahmed Muhammed Şâkir (Kahire 1374/1955; Beyrut 1407/1987), Taha Sa'd ve Mustafa el-Hevvârî (Kahire 1396/1976) tarafından neşredilmiştir. Emîr es-San'ânî İḥkâmü'l-aḥkâm üzerine el-ʿUdde adıyla bir hâşiye yazmıştır (nşr. Ali b. Muhammed el-Hindî, I-IV, Kahire 1379; nşr. Abdülmu'tî Emîn Kal'acî, I-IV, Kahire 1410/1990). 4. el-İḳtirâḥ fî beyâni'l-ıṣṭılâḥ ve mâ üḍîfe ilâ ẕâlike mine'l-eḥâdîs̱i'l-maʿdûde mine'ṣ-ṣıḥâḥ. Hadis ilmine giriş mahiyetinde muhtasar bir eser olup çeşitli hadis terimleri, hadis tahammül ve rivayeti, muhaddisin ve hadis yazımının âdâbı, râvilerin durumuyla ilgili konuları kapsamakta, sonunda da her biri kırk hadis ihtiva eden yedi kısım halinde çeşitli kriterlere göre sahih sayılan hadislere yer verilmektedir. el-İḳtirâḥ, önce Kahtân Abdurrahman ed-Dûrî (Bağdad 1402/1982), daha sonra Âmir Hasan Sabrî (Beyrut 1417/1996) tarafından neşredilmiştir. Bu son neşir, Mekke'de Câmiatü Ümmi'l-kurâ'da yüksek lisans tezi olarak sunulduğu gibi (1402/1982) Ali b. İbrâhim el-Yahyâ da Riyad'da Câmiatü'l-İmâm Muhammed b. Suûd el-İslâmiyye'de yüksek lisans tezi olarak el-İḳtirâḥ'ı neşre hazırlamıştır (1404/1984). Eser Zeynüddin el-Irâkī tarafından nazma çekilmiştir (Naẓmü'l-İḳtirâḥ, Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 392). 5. Şerḥu'l-Erbaʿîne ḥadîs̱en. Nevevî'nin kırk hadisle ilgili eserine yapılan bir şerhtir (nşr. Tâhâ Muhammed ez-Zeynî, Kahire 1375/1955; nşr. Üsâme Abdülkerîm er-Rifâî, Kahire 1400/1980; nşr. Ahmed b. Muhammed Tâhûn, Cidde 1402, 1403; nşr. Abdülazîz İzzeddin es-Seyrevân, Beyrut 1404/1984). 6. Erbaʿûne ḥadîs̱en tüsâʿiyyete'l-isnâd. Müellifin kendi rivayeti olan hadislerden dokuz râvili kırk hadisi ihtiva etmekte olup bir nüshası Dârü'l-kütübi'l-Mısriyye'de bulunmaktadır (Mustalahu'l-hadîs, Teymûriyye, nr. 432). 7. Tuḥfetü'l-lebîb fî şerḥi't-Taḳrîb. Şâfiî âlimi Ebû Şücâ' el-İsfahânî'nin fıkha dair eserine yapılan şerhtir (Süleymaniye Ktp., Harput, nr. 387; ayrıca bk. Brockelmann, GAL, I, 492; DMBİ, III, 510). 8. ʿAḳīdetü İbn Daḳīḳı'l-ʿîd* (Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 1803/3).

İbn Dakīkul'îd'in şiirleri (bazı örnekleri için bk. Ca'fer b. Sa'leb el-Üdfüvî, s. 589-594; Kütübî, III, 443-450; Safedî, IV, 198-206) Ali Sâfî Hüseyin tarafından Safedî'nin et-Teẕkire'sinden bazı şairlerle birlikte İbn Dakīkul'îd'in şiirinden örnekleri de ihtiva eden bir bölümün yer aldığı mecmua (Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3948) başta olmak üzere çeşitli eserlerden derlenerek neşredilmiştir (İbn Daḳīḳı'l-ʿîd: ḥayâtühû ve dîvânüh, Kahire 1960). Müellifin kaynaklarda adı geçen diğer eserleri de şunlardır: Ṭabaḳātü'l-ḥuffâẓ, el-Emâlî, et-Teşdîd fi'r-red ʿalâ ġulâṭi't-taḳlîd, Şerḥu Muḫtaṣarı İbni'l-Ḥâcib, Şerḥu'l-ʿUmde, Şerḥu ʿUyûni'l-mesâʾil, Şerḥu Muḫtaṣari't-Tebrîzî, Şerḥu ʿUnvâni'l-vüṣûl fî uṣûli'l-fıḳh, Şerḥu Muḳaddimeti'l-Muṭarrizî fî uṣûli'l-fıḳh, Şerḥu'l-Maḥṣûl, İḳtinâṣü's-sevâniḥ, Dîvânü ḫuṭab.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN