İsmeti Mehmed kimdir?

İstanbul'da 1020-1022 (1611-1613) yılları arasında doğduğu tahmin edilmektedir. Birgivî Mehmed Efendi'nin torunu ve Şeyh Fazlullah Efendi'nin oğludur. Nesiller boyu şeyh, kadı ve âlim yetiştirmiş olan ailesinin zengin ilim ve kültür ortamından faydalanan İsmetî, daha öğrenim yıllarında Şeyhülislâm Zekeriyyâzâde Yahyâ Efendi'nin ilk meşihatında hizmetinde bulunup onun hususi işlerini görmek suretiyle takdirini kazandı. Döneminin önde gelen âlimlerinden iyi bir öğrenim gördükten sonra tedris hayatına başladı. Safâyî'nin nakline göre pek uzun sürmeyen bu ilk müderrisliğinde bazı cahillerin kendisine üstünlük taslamalarından gönlü kırılarak mesleğini bıraktı ve Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhlerinden Ahmed Togani Dede'ye intisap etti. Hâmisi Yahyâ Efendi'nin ikinci defa şeyhülislâm olması üzerine tekrar müderrisliğe döndü. Sırasıyla Zekeriyyâ Efendi, Siyavuş Paşa, Sahn, Kalenderhâne, Vâlide Sultan medreselerinde müderrislik yaptı (1627-1638). 1640'ta Halep kadılığına getirildi. Bursa, İzmir, Eyüp, Galata, İstanbul ve Selânik kadılıklarında bulunduktan sonra Bolevî Mustafa Efendi'nin şeyhülislâmlığı döneminde Anadolu kazaskeri (1657), ardından Rumeli kazaskeri (1658-1661; 1663-1665) oldu. Bu görevinden emekliye ayrıldıktan kısa bir süre sonra 12 Safer 1076'da (24 Ağustos 1665) Kanlıca'daki yalısında vefat etti. Cenazesi Edirnekapı dışında Sırttekke mevkiinde defnedildi. Bugün mevcut olmayan mezar taşında Şeyh Feyzi Hasan Efendi'nin, "Ede Bârî İsmetî'ye cây-ı adni cilvegâh" tarih mısraını ihtiva eden bir kıta yer almaktaydı (Belîğ, vr. 61).

Kaynakların bildirdiğine göre İsmetî yumuşak huylu, zeki, nazik, hoşsohbet bir insan olup devrinde herkesten saygı görmüş, adına pek çok kaside söylenmiş, şiirlerine nazîreler yazılmıştır. Kazaskerlikleri sırasında konağında düzenlenen toplantılara katılmak devrin âlim ve şairlerince bir iftihar vesilesi olmuştur. Kadılığı ve kazaskerliğinde de temkinli ve vakur kişiliğiyle tanınmıştır. Nitekim Şeyhülislâm Ebû Saîd Mehmed Efendi ile eski İstanbul kadısı Esad Efendi arasında çok tatsız olaylara kadar varan ihtilâflarda ulemânın ikiye ayrıldığı bir dönemde İsmetî Efendi tarafsızlığını korumuş, ayrıca IV. Mehmed'in saltanatında çıkan sipahi ve yeniçeri ayaklanmasında etkili konuşmalarıyla isyancıları isteklerinden vazgeçmeye ikna etmiştir (Baysun, I/2 [1946], s. 20-21). Meziyetlerinin karşılığını alamadığı anlaşılan şair nezaketi, yumuşak huyu ve sanatçı yaratılışı sebebiyle kadılıklarında uzun süre kalamamış, sık sık görevden alınmış ve hayatının çoğunu memuriyet dışında geçirmiştir.

İsmetî pek az şiir söylemiş bir şairdir. Altmış sekiz beyitlik na'tı dışındaki şiirleri kısa kıtalar ve gazellerden ibarettir. Divançesinin tamamı 701 beyittir. Bununla beraber XVII. yüzyılın tanınmış gazel şairleri arasına girebilmiş, Şeyhülislâm Yahyâ, Bahâî, Nâilî, Neşâtî gibi devrin büyük şairleri tarafından şiirlerine nazîreler yazılmıştır. Bu yüzyılın modası olan sebk-i Hindî'nin başlıca hususiyetlerini teşkil eden incelik, zarafet, anlam ve hayallerdeki derinlik onun şiirindeki özelliklerin başında gelir. Dili temiz ve sağlam, dönemine göre nisbeten sade ve açıktır. Az kullanılmış yabancı kelimeler ve uzun tamlamalar İsmetî'nin şiirlerinde görülmez. Yer yer rind ve kalender bir tavrı benimseyen şair zevk ehli, ince ve duygulu bir sanatçı ve sohbet adamı olarak yaşamış, bunu mısralarına da yansıtmıştır. Manzumelerinde tasavvuf düşüncesine hiç yer vermemiştir. Bu özellikleriyle onu Şeyhülislâm Yahyâ ve Bahâî çizgisinde bir sanatkâr olarak değerlendirmek mümkündür.

İsmetî'nin yalnız İstanbul kütüphanelerinde on dört yazma nüshası bulunan divançesi (İpekten, TD, XIII/17-18 [1963], s. 111) iki defa basılmıştır. İlki (Dîvân-ı İsmet, İstanbul 1291, bir na't, altmış yedi gazel, bir kıta) çok eksik ve yanlıştır. Halûk İpekten tarafından dokuz nüshanın karşılaştırılmasıyla ortaya konulan ikinci yayında (İsmetî Dîvânı, Ankara 1974) bir münâcât, iki na't, iki methiye, iki tarih, üçü eksik 116 gazel, bir kıta, üç rubâî, on iki müfred bulunmaktadır. İsmetî'nin, ayrıca dedesi Mehmed Birgivî'nin eṭ-Ṭarîḳatü'l-Muḥammediyye adlı eserinden yaptığı bir tercümesi, fıkha dair bazı ta'lîkātı ve çeşitli yazma mecmualarda rastlanan mektupları vardır. Îsâzâde Târihi'nde onun "Tevârîh-i Devlet-i Aliyye" adlı bir eseri olduğu belirtilmişse de (Baysun, I/2 [1946], s. 23) henüz nüshasına rastlanmamıştır. Şairin Arapça birkaç şiiriyle bir takrizini de Muhibbî kaydetmiştir (Ḫulâṣatü'l-es̱er, IV, 115).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN