Nazîrâ ibrâhim efendi

Edirne'de dünyaya geldi. Şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendi'nin katledildiği Edirne Vak'ası (1115/1703) sırasında on yaşında olduğunu söylediğine göre 1105 (1693-94) yılında doğmuş olmalıdır. Edirne Gülşenî Dergâhı şeyhi Manisalı İbrâhim Gülşenî'nin torunu, Sarıca Paşa Medresesi müderrisi Şeyh Mustafa Gülşenî'nin oğlu, şair ve edip Edirneli Kâmî'nin yeğenidir. Şeyh La'lî Fenâî'nin halifesi olan babası Mustafa Efendi, Gülşeniyye tarikatının ikinci pîri Sezâî-yi Gülşenî ile pirdaştır. Hüseyin Vassâf, Mustafa Efendi'nin sertarik olduğunu ve otuz yıl irşad makamında bulunduğunu, Sezâî-yi Gülşenî'nin La'lî Fenâî Efendi'nin vefatı üzerine Mustafa Efendi'ye intisap ettiğini söyler.

Tasavvuf ve ilim ortamında büyüyen İbrâhim Nazîrâ medresede tahsilini sürdürürken babasının emriyle Sezâî-yi Gülşenî'ye intisap etti. Tahsilini tamamladıktan sonra bir süre Edirne mahkemesinde kâtiplik yaptı. 1130'da (1718) Mısır kadılığına tayin edilen amcası Kâmî Efendi ile birlikte Kahire'ye gitti. Burada kaldığı süreyi İbrâhim Gülşenî Âsitânesi'nde geçiren Nazîrâ'ya dergâhın şeyhi tarafından teberrüken tâc-ı şerif tekbirlendi. Ertesi yıl amcası görevinden azledilince Edirne'ye döndü. Uzun yıllar Edirne medreselerinde müderrislik, Babaeski, Tekirdağ, Mısır ve Eski Zağra'da kadılık yaptıktan sonra Eski Zağra yakınlarındaki bir köyde inşa ettiği tekkede irşad faaliyetine başlayan Nazîrâ 1188 (1774) yılında vefat etti. Onun nerede öldüğü konusunda kaynaklarda farklı bilgiler bulunmakta, Edirne, Horpeşte veya Eski Zağra'da vefat ettiği kaydedilmektedir. Vefatına "Nazîrâ-yı edeb" ifadesi tarih düşürülmüş, Sezâî-yi Gülşenî'nin Mektûbât'ındaki bir mektup ona hitaben yazılmıştır (s. 103-104). Edirneli şair Lebîb onun kardeşidir.

Oldukça hacimli bir divanı olan İbrâhim Nazîrâ tasavvuf, şiir ve edebiyatın yanı sıra tarihle de ilgilenmiş, bu konuda da eser vermiştir. Osman Nuri Peremeci, Şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendi'nin katlini anlatan bir metni onun bir eserinden iktibas etmiş (Edirne Tarihi, s. 135-136), bazı kaynaklarda (DİA, XII, 527) bu bilgi Peremeci'den naklen kullanılmıştır. Peremeci'nin adını zikretmediği bu eser Bursalı Mehmed Tâhir'in Muhtasar Târîh-i Osmânî adıyla kaydettiği kitap olmalıdır. Nazîrâ ayrıca Abdurrahman Hibrî'nin Enîsü'l-müsâmirîn'ini Muhtasar Târîh-i Edirne adıyla ihtisar etmiştir. Bursalı Mehmed Tâhir, Nazîrâ'nın hattıyla on altı risâlesini içeren bir mecmuayı gördüğünü söyler ve toplam yirmi dokuz eserinin adını zikreder (Osmanlı Müellifleri, II, 45-47). Nazîrâ'nın hayatı ve eserleri üzerine henüz bir çalışma yapılmamıştır. Kütüphanelerde mevcut olan eserleri şunlardır: Divan (Süleymaniye Ktp., Lala İsmâil, nr. 493; İÜ Ktp., TY, nr. 424/2; muhtevası için bk. TYDK, III, 826-827); İnsânnâme (İÜ Ktp., TY, nr. 1719; Süleymaniye Ktp., İzmir, nr. 791), Mu'cizât-ı Enbiyâ (İÜ Ktp., TY, nr. 2355), Hediyyetü'l-ahbâb (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3416), Behcetü'l-ebrâr (Süleymaniye Ktp., İzmir, nr. 513).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN