Sıbt ibnü’t-teâvîzî

10 Receb 519'da (12 Ağustos 1125) Bağdat'ta doğdu. İbnü't-Teâvîzî (et-Teâvîzî) diye anılan anne tarafından dedesi, zâhid ve muhaddis Ebû Muhammed Mübârek b. Mübârek b. Ali es-Serrâc el-Cevherî'ye (ö. 533/1139) nisbetle Sıbt İbnü't-Teâvîzî (İbnü't-Teâvîzî) olarak tanınır. Kendisini dedesi büyüttüğünden "Sıbt" (torun) adını almıştır. Dedesinin İbnü't-Teâvîzî diye tanınmasının, onun babasının muska ve rukye (ta'vîz) yazması dolayısıyla olabileceği belirtilir. Sıbt İbnü't-Teâvîzî'nin babasının asıl ismi Nûştegin olup sonraları oğlu tarafından bu ad Ubeydullah şeklinde değiştirilmiştir. Türk asıllı olan Nûştegin, Abbâsî Veziri Reîsürrüesâ İbnü'l-Müslime'nin oğlu Muzaffer'in oğullarından birinin âzatlısıdır.

Kâtip olarak yetişen, aynı zamanda şair olan Sıbt İbnü't-Teâvîzî edebiyat meclislerine katıldı, İmâdüddin el-İsfahânî gibi döneminin önde gelen edipleriyle dostluk kurdu. Güçlü zekâsından kinaye olarak zıddıyla nitelendirme bağlamında "Ebleh" lakabıyla tanınan Muhammed b. Bahtiyâr ve İbnü'l-Muallim Muhammed b. Ali el-Vâsıtî gibi önde gelen şairlerle atıştı. İmâdüddin el-İsfahânî, Bağdat'tan ayrılıp Dımaşk'ta Selâhaddîn-i Eyyûbî'nin hizmetine girdiği dönemde de aralarında manzum ve mensur mektuplaşmalar oldu, bu mektuplardan bir kısmını İmâdüddin Ḫarîdetü'l-ḳaṣr adlı eserine aldı. Sıbt İbnü't-Teâvîzî ayrıca Selâhaddîn-i Eyyûbî için üç methiye yazarak Bağdat'tan Dımaşk'a gönderdi (Yâkūt, XVIII, 236-242). Babasının Muzafferoğulları'yla münasebeti neticesinde dedesi ve kendisi de bu aile ile ve bilhassa Vezir Adudüddin İbnü'l-Müslime, Vezir Ebü'l-Muzaffer İbn Hübeyre ile yakın ilişki kurdu ve Dârülhilâfe'nin sakinleri arasında yer aldı. Bağdat'taki Dîvânü'l-iktâât'a (Dîvânü'l-mukātaât) kâtip olarak tayininde Vezir İbnü'l-Müslime'nin tesiri oldu. Aynı görevle bir süre Hille'ye de gönderildi. Mesleğindeki mahareti dolayısıyla tarihçiler tarafından "Fahrü'l-küttâb, Emînü'd-devle, el-Ecell, es-Sâhib" unvanlarıyla anılan İbnü't-Teâvîzî kâtiplik görevine gözlerini kaybedinceye kadar (579/1183) devam etti. Bu olayın ardından maaşının evlâtlarına aktarılmasını istedi. Halife Nâsır-Lidînillâh için yazdığı uzun bir kasidede (a.g.e., XVIII, 247-249) kendisine ömrünün sonuna kadar bir maaş daha tahsis edilmesi talebinde bulundu ve bu isteği yerine getirildi. Sıbt İbnü't-Teâvîzî Şevval 584'te (Kasım-Aralık 1188) Bağdat'ta vefat etti ve Bâbüebrez Kabristanı'na defnedildi. Onun 583'te (1187) öldüğü de rivayet edilmiştir.

Daha çok övgü şiirleri yazan Sıbt İbnü't-Teâvîzî'nin kasideleri genellikle uzun olup bazıları 100 beyti aşar. Nesib kısımları çekicidir. Gözlerini kaybettikten sonra önceki hayatına ve gençliğine duyduğu hasreti dile getiren birçok şiir kaleme almıştır (a.g.e., XVIII, 244-246). Hz. Hüseyin için mersiyesi ve Kûfe Şiîleri nakibi Muhammed b. Muhtâr'a kasidesi (Abdülhüseyin Ahmed el-Emînî, V, 386, 391-395) sebebiyle ona Şiî şairleri arasında yer veren müellifler de olmuştur. Ayrıca Hz. Peygamber, Selâhaddîn-i Eyyûbî, Nâsır-Lidînillâh, Müstazî-Biemrillâh, Kādî el-Fâzıl, Vezir Adudüddin İbnü'l-Müslime ile Vezir Ebü'l-Muzaffer İbn Hübeyre hakkında methiye ve mersiye yazmıştır. İhvâniyyât, gazel, tasvir, hamriyyât, itâb, zühd ve hiciv temalarında şiir ve kıtaları vardır. Şiirlerinde mâna ve lafız bakımından kendinden önceki şairlerden aldığı mirası hayal gücü ve tecrübeleriyle ustaca harmanlamış, nesîb-medih geçkilerinde hüsn-i tehallüs icrası başarılı bulunmuştur. Şiirlerini anlaşılır bir dil ve üslûpla ortaya koyan, lafzî sanatlara nâdiren başvuran, medihlerine konu ettiği kişilerin ahlâkî ve mânevî özelliklerini dile getiren Sıbt İbnü't-Teâvîzî'nin, döneminde Irak'ın en iyi şairi olduğu belirtilmiştir. Özellikle İbn Hallikân'ın onun şiirlerini çok beğendiği, zamanında ve kendinden önceki iki yüzyılda ondan daha iyi bir şairin gelmediğini söyleyerek abartılı bir övgüde bulunduğu görülür (Vefeyât, IV, 466). Bunun yanında onu özgün mânalar ortaya koyamamış olmakla eleştirenler de vardır.

Eserleri. Sıbt İbnü't-Teâvîzî gözlerini kaybetmeden önce divanını toplayarak dört bölüm halinde tertip etmiş ve baş tarafına takdir kazanan bir giriş yazmıştır. Bunun dışında kalan şiirleriyle daha sonra yazdıklarını "Ziyâdât" başlığıyla divanına eklemiştir; ancak bazı nüshalarda bu ekler yer almamaktadır. Birinci bölümde Abbâsî halifeleri, ikinci bölümde bazı vezir ve devlet adamları, üçüncü bölümde Muzafferoğulları ailesiyle ilgili medihleri, dördüncü bölümde mersiye, zühdiyyât, gazel, itâb ve hiciv temalı şiirleri bulunmaktadır. D. S. Margoliouth, divanı Oxford'da mevcut iki nüshasına dayanarak kafiyelerine göre alfabetik şekilde düzenlemek suretiyle yayımlamıştır (Kahire 1321). Bu yayının Dâru Sâdır tarafından ofset baskısı yapılmıştır (Beyrut 1967). Margoliouth yaptığı bu neşrin önsözünde dönemin edebine uygun bulmadığı bazı beyitlere yer vermediğini belirtmiş, ancak bunlar hakkında bilgi vermemiştir. Onun bu tutumu neşir kurallarına uygun bulunmayarak eleştirilmiştir. Margoliouth'un yer vermediği beyitlerden bazılarının Haçlılar ve Frenkler aleyhinde olduğu Müzhir es-Sûdânî tarafından ortaya konmuş, ayrıca Nûrî Şâkir el-Âlûsî bu neşirde 1681 beytin eksik olduğunu tesbit etmiştir (Ali Cevâd et-Tâhir, s. 200-201). Kaynaklarda ayrıca müellifin on beş defterden oluştuğu belirtilen el-Ḥicâbe (el-Ḥacebe) ve'l-ḥuccâb adlı bir eserinden söz edilmektedir. Yûsuf Ya'kūb Miskûnî, Sıbṭu İbni't-Teʿâvîẕî min şuʿarâʾi'l-ʿIrâḳı'l-fuḥûl fi'l-ḳarni's-sâdis li'l-hicre adıyla bir monografi yazmış (Bağdat 1378/1959), Nûrî Şâkir el-Âlûsî de Sıbṭu İbni't-Teʿâvîẕî ḥayâtühû ve şiʿruhû ismiyle yüksek lisans tezi hazırlamıştır (Bağdat 1975).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN