Allahabad Neresidir?

Ganj ve Yamuna nehirlerinin birleştiği yerde, Kalküta'yı Delhi ve Amritsar'a bağlayan ana yol üzerindedir. Delhi-Kalküta demiryolu Bombay'dan gelen demiryolu ile burada kesişir.

Efsaneye göre şehir milâttan önce 1000 yıllarında, muhtemelen Pencap'ta Balhi taraflarından gelen İda adlı bir kral tarafından kurulmuştur. Eski Hintliler buraya Prayaga (kurban yeri) veya Pratişsana (tutunacak yer) derlerdi. Budistler her on iki yılda bir, aralık-ocak veya ocak-şubat arasında ayın ilk göründüğü gece iki nehrin birleştiği yerde yıkanmaktadırlar. Buna bağlı bir inanış ve âdetin Ârîler'in Hindistan'ı istilâsından önce de yerliler arasında var olduğu bilinmektedir. Şehrin milâttan sonra X-XVI. yüzyıllar arasındaki tarihi hakkında yeterli bilgi yoktur.

Allahâbâd'ın esas gelişmesi, Ekber Şah'ın (1556-1605) stratejik öneminden dolayı şehirde sarp bir hisar yaptırması ve buraya İlâhâbâs adını vermesiyle başlamıştır. Zamanla, şehrin adı İlâhâbâd ve Allahâbâd halini almıştır. Şehir 1736-1739 yılları arasında güneydeki Maratalar'ca yağmalanmış, uzun yıllar Udh ve Ferruhâbâd Navabları arasında el değiştirdikten sonra 1801'de Udh Navabları tarafından İngilizler'e terkedilmiştir. 1857'de İngilizler'e karşı yapılan ayaklanmada Allahâbâd büyük bir katliama sahne olmuştur. Şehir 1947'den önce Hindistan Millî Hareketi'nin merkezi ve Nehru ailesinin yurdu, 1901'den 1949'a kadar da bulunduğu eyaletin başşehri idi.

Allahâbâd'da pek çok müslüman âlim, edip ve mutasavvıf yetişmiştir. Bunlardan Şeyh Muhammed Efzal İlâhâbâdî (ö. 1713) ve Mevlânâ Gayrüddin Muhammed İlâhâbâdî (ö. 1827) sayılabilir. 1887'de kurulan Allahâbâd Üniversitesi temel öğretim birimleri ve birçok enstitüleriyle 10.000 civarında öğrenciye hizmet etmektedir. Şehir genelde bir eğitim, idare ve hukuk merkezidir.

Allahâbâd mimari ve eski eserler bakımından pek zengin sayılmaz. Ekber'in yaptırdığı hisardan pek az kalıntı bulunmaktadır. Yaklaşık milâttan önce 247'de ölen İmparator Asuka'nın yaptırdığı 10 m. yüksekliğindeki kitâbeli sütunda daha sonraki birçok hükümdarın da kitâbeleri yer almaktadır. Halen mevcut, fakat artık iyice harap olmuş Huldâbâd Sarayı'nın kuzeyine doğru uzanan ve İran-Timur bahçe geleneğine göre inşa edilmiş olan Hüsrev Bağ adlı bahçede annesi, kız kardeşi ve kimliği bilinmeyen dördüncü bir kişinin türbesiyle birlikte Cihangir'in oğlu Hüsrev'in türbeleri bulunmaktadır. Bu dört türbe Ortaçağ Hindistan mimarisinin başlıca örneklerindendir. Hükümet binası, Anglikan ve Romen katedralleri, Cuma Camii, İngiliz genel valisi hâtırasına XIX. yüzyılda yapılmış olan Mayo Hall adlı bina ile müze şehrin belli başlı yapıları arasındadır. Bugünkü şehir esas itibariyle demiryolu tarafından ikiye bölünmüştür. Kuzeye doğru askerî iskân bölgesi ile iş ve idare merkezi, güneye doğru ise şehrin esas yerleşim alanları uzanır.

Daha çok bir pamuk ve şeker merkezi olan Allahâbâd'da 1958'den beri bilhassa Yamuna'nın güneyinde bir sanayileşme görülmektedir. Şehirde demir kütüğü ve gıda ürünleri üretimi ile konservecilik yapılmaktadır. Nüfusu 1981'de % 30'u müslüman olmak üzere yaklaşık 616.051 kişi idi.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN