Denizli nerededir ?

Şehrin adı Süryânî ve Gürcü kaynaklarından öğrenildiğine göre 1291'de Tangazlu ve Thongouzalo şeklinde anılmaktaydı. XIV. yüzyıla ait kaynaklarda (Aksarâyî, İbn Battûta) bu ad Toguzlu, Donguzlu ve Tonguzlu şekillerinde geçmektedir. Kerîmüddin Aksarâyî XIII. yüzyılın başlarına ait bir olaydan söz ederken burayı Lâdik olarak adlandırdığı halde 1261'de meydana gelen Türkmen olaylarından bahsederken de Toguzlu şeklinde belirtir. Bundan Toguzlu adının XIII. yüzyıl ortalarında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Tangazlu adı Tonguzlu ve nihayet Tonuzlu (طكوزلى) şeklini almıştır; XV. yüzyılda bu şekil görülür. XVI. yüzyıldan itibaren de bu isim Denêizli şekline girmiştir. Denizli isminde "deniz" kökü etkilidir; XIII ve XIV. yüzyıllardaki ilk şeklinde ise "domuz" kelimesi tesirli olmuştu. Bu değişmede şüphesiz Türkçe'de domuz (dognuz) ve deniz (degniz) kelimelerinin birbirine yakın yazılışlarının rolü büyüktür.

Denizli şehri, antik dönemin Laodikeia ad Lycum yani Lycus Laodikeiası'nın yakınında ve onun mirasçısı olarak kurulmuştur. Laodikeia şehrini Türkler öteki Laodikeia'larda olduğu gibi (Samsun yöresi Lâdik'i ile Konya'nın kuzeyindeki Lâdik) Lâdik veya Lâdıkıye diye adlandırdılar. İbn Bîbî kasabayı Lâdik adıyla andığı gibi sonraki yüzyıllarda bazı resmî kayıtlarda Lâdikıye şekli kullanılmıştır. Öyle anlaşılıyor ki Selçuklular devrinde oluşan hukukî durum Beylikler ve Osmanlılar devrinde de devam ettirilmiştir. Nitekim kaza 1856 Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Salnâmesi'nde "Denizli nâm-ı dîger Lâdikıye" olarak kaydedilmiştir.

Denizli toprakları tarih öncesi devirlerden beri meskûn bulunmaktadır. Milâttan önce 10.000'leri takip eden dönemde Hititler çağında da yörede bazı iskân yerlerinin varlığı bilinmektedir. Hititler çağının Arzava Krallığı'nda Beycesultan höyüğü önemli bir merkezdi.

Denizli topraklarının önemli kısmı Firigia, güneybatısındaki bir kısım toprakları ise Karia içerisinde yer almaktaydı. Roma çağında da Asia vilâyeti dahilinde idi.

Roma döneminde batıda Efes Limanı'na uzanan yol düzeni Menderes vadisinde canlı bir hayata imkân vermiştir. Fakat İstanbul'un ortaya çıkarak Bizans döneminde Anadolu'da yeni şartların doğması eski canlılığın kaybolmasına yol açtı. Şehirler giderek küçüldü, halk daha ziyade tepeler üzerindeki kaleler etrafına veya vadi içlerine çekildi. Türkler XI. yüzyılın son çeyreğinde Denizli topraklarına geldiklerinde burada canlı bir sosyal hayatla karşılaşmadılar. Meselâ yörenin en önemli şehri Laodikeia gerilemiş, muhtemelen savunma tesisleri de ihmal edilmişti. Hatta idarî merkez, sarp bir tepe üzerindeki kalesiyle daha uygun görünen Honaz'a geçmişti. Burada Türkler'in yerleşmesi sırasında yerli halk da varlığını devam ettirmiştir. Ancak bu halk Türk kültürünün etkisiyle zamanla Türkçe'yi konuşacak, hatta papazlar kiliselerde daha XVII. yüzyılda bu halka Türkçe vaaz edeceklerdir. Denizli'de Türkler ilk defa 1070 yılında göründüler. Afşin Bey hem bir takip görevini yerine getirmek, hem de Anadolu içlerinin durumunu anlamak amacıyla yaptığı akında Honaz'a kadar gelmiş ve burayı almışsa da bu hâkimiyet geçici olmuştur.

Bundan sonra XII. yüzyıl sonlarına kadar Denizli ve çevresi Türkler'le Bizanslılar arasında sürekli el değiştirdi ve tam bir fütuhat gerçekleştirilemedi. Nitekim 1071 Malazgirt Zaferi'nden sonra Denizli toprakları da çok geçmeden Türkler'in eline geçti. 1096 Haçlı Seferi sonrasında bu yöreyi Bizans geri aldı, fakat az sonra yeniden Türkler'e intikal etti. 1119 yılında Bizans İmparatoru Yuannis Komnenos, Laodikeia'da bulunan Selçuklu kumandanı Alp Kara'nın üzerine yürüdü. Yanında 800 kadar asker bulunan Alp Kara düşmanı durduramayınca doğuya doğru çekildi ve Denizli toprakları yeniden Bizans tarafından alındı.

Sonraki yıllarda Türkler güneyden ve doğudan Laodikeia üzerine sık sık akınlar düzenlediler. Bu akınlar, zaten savunma surları yer yer yıkılan Laodikeia'yı daha da oturulmaz hale getirdi. 1176'da Bizans İmparatoru Manuel Komnenos'un Denizli topraklarından geçerek Selçuklular'a yaptığı saldırı Türkler'in galibiyetiyle sonuçlandı. Sonraki yıllarda Türkler daha batıya akınlar düzenlemeye başladılar. Muhtemelen Karaağaç (Acıpayam) ve Işıklı doğusundaki dağ ve yaylalar 1180'lerden itibaren Türkler'in eline geçti. Öyle ki 1190'da Haçlılar Denizli'den geçerken Türkmenler'in saldırısına uğradılar. Ancak büyük kayıplar veren Türkmenler sarp dağlara çekilerek tehlikeyi atlattılar, fakat Laodikeia'nın fethi gecikti.

Öte yandan Selçuklu Sultanı I. Kılıcarslan, küçük oğlu Gıyâseddin Keyhusrev'i Uluborlu merkez olmak üzere batı bölgesine göndermişti. I. Gıyâseddin Keyhusrev Denizli ve yöresini yakından tanıyordu. 1192'de babasının ölümü üzerine hükümdar olunca batı sınırlarındaki durumu Selçuklu devlet siyaseti olarak takip etti. Bu yıllarda Antalya'nın da alınması gerekiyordu. Fakat önce etrafının alınması uygun olacaktı. Bu amaçla zaten bütün çevresi Türkler'in eline geçen Laodikeia 1196'larda bir kere daha alındı. Ancak Keyhusrev geri çekilince durum tam olarak açıklığa kavuşmadı.

Denizli yöresi kesin olarak XII. yüzyıl sonlarında meydana gelen olaylar sonucu Türkler'in eline geçmiş ve bu fetih hareketi halk arasında bazı efsane ve rivayetlere konu olmuştur. Nitekim Çivril yöresinde Beyce Sultan, Denizli'de Mehmed ve Server gaziler, Acıpayam ovasında Yatağan-baba ve Abdi Bey sultanlar Denizli'nin ilk alp erenleridir.

Denizli yöresinin Türkler'in eline geçmesiyle ilgili olarak Bizans ve Selçuklu kaynakları farklı bilgiler vermektedir. Genel olarak kaynaklar Denizli ve Honaz'ın fethini 1206 olarak belirtmektedir; Bizans kaynaklarında ise bu tarih 1196 olarak gösterilmektedir. Nitekim Selçuklu Sultanı Gıyâseddin Keyhusrev ikinci defa tahta geçer geçmez Denizli'nin durumunu ele aldı. Ancak bu sırada Bizans tahtına Lascaris geçmiş ve vaktiyle kendisine yardım eden Bizans Hükümdarı III. Alexios tahtından uzaklaştırılmıştı. Keyhusrev bir yandan Alexios'a tahtını iade etmek, öte yandan da İznik'te güçlenmeye çalışan Lascaris'ten önce davranıp batı sınırlarını güvenliğe kavuşturmak için harekete geçti. Alaşehir'e yönelen Selçuklu ordusunu Bizans ordusu Antiochia-Alaşehir yolunda karşıladı. 10 Haziran 1211 tarihinde meydana gelen savaşta Selçuklu sultanı şehid düştü. Önce galip gelmiş olan Türkler büyük kayıplar vererek çekilmek zorunda kaldılar.

Alaşehir yolunda yapılan bu savaş sonunda Denizli yöresinde yarım yüzyıl sürecek bir barış dönemi başladı. Menderes'in kuzeyden güneye inen hattı sınır olup Tavas yöresi Türkler'de kalıyordu. İşte bu sınırlar içinde Türkler sürekli çoğaldılar. Çünkü doğudan gelen Türkmenler batıya gidemediklerinden hep bu sahaya yığıldı ve böylece Anadolu'nun en kesif Türkmen nüfusu burada toplandı. Türkler bu barış döneminde Laodikeia'nın dağılması ile yeni bir iskân yeri aradılar. Sonunda şimdiki yerinde Denizli Kalesi yapılarak yöredeki arayış sona erdi.

XIII. yüzyıl başlarında Denizli bölgesi Türkler'in eline geçtiğinde yörenin en önemli merkezi Honaz idi. Honaz vilâyeti hâkimi Esedüddin Ayaz yöredeki askerî birliklere kumanda ederek İzzeddin Keykâvus'un Sinop fethine katılmış (1214), Sinop burçlarından birisini yaptırarak kitâbesini de koydurmuştu (1215). Ayrıca Konya'da batıya Menderes havzasına giden ticaret yolu üzerinde Çardak Han'ı da yaptırmıştı (Temmuz 1230).

Bu tarihlerde Denizli'deki iskân da gelişmeye başlamıştı. Bu gelişme sonucu bir kale yapılması gerekmiş ve II. Gıyâseddin Keyhusrev zamanında (1237-1246) kale inşa edilmişti. XIII. yüzyıl ortalarında ise Denizli şehri büyük çapta imara sahne olmuş, birçok yeni yapı, han, mescid ve binalarla süslenmiştir. Bu yıllarda Denizli'de muhtemelen I. Gıyâseddin Keyhusrev'in artık müslüman olmuş olan kayınbiraderi Seyfeddin Karasungur vali bulunuyordu.

Antalya'nın kuzeyi ile Alâiye ve Eğridir'den Dalaman çayı ve Menderes boylarına kadar uzanan sahada yoğun bir Türkmen nüfusu birikmişti. Bu Türkmenler'in lideri Mehmed Bey olup ayrıca İlyas, Sevinç, Salur ve Ali beyler de vardı. 1259'da bu Türkmenler'in Denizli'ye hâkim olarak Anadolu'yu istilâ eden Moğol Hakanı Hülâgû'dan istiklâllerini istedikleri görülmektedir. Ancak Moğol ve Selçuklu orduları Türkmenler'in üzerine yürümüş, Ali Bey'in ihanetiyle güç durumda kalan Türkmenler'in beyi Mehmed Bey teslim olmuş, fakat yolda öldürülerek Ali Bey Türkmenler'in başına geçmiştir. Ali Bey de 1276'daki Cimri olayından faydalanmak isteyince bertaraf edilmiştir. Denizli yöresi böylece Selçuklu merkezî idaresinde kalmış, fakat Türkmen beyleri de güçlerini korumuşlardır.

Selçuklu gücünün gittikçe gerilemesi üzerine Türkmenler 1291'de yeniden baş kaldırdılar. Bu sırada İlhanlı tahtında da çekişmeler başlamıştı. Uçlardaki Türkmen beyliklerinden Menteşe ve Eşrefoğulları da bu isyana katıldılar. Bunun üzerine Geyhatu 1291 yazında Denizli üzerine yürüyerek aylarca süren kuşatmadan sonra 23 Aralık'ta şehri ele geçirdi. Muhtemelen Kayı boyundan olan bu Türkmenler isyanın bastırılması sonucu ezilerek Mehmed Bey ailesinin nüfuzu kırıldı.

Denizli yöresine XIII. yüzyıl sonlarından itibaren İlhanlılar'ın daha da önem verdikleri görülmektedir. Nitekim ünlü vezir Reşîdüddin Fazlullah'ın bir oğlu Denizli'ye vali tayin edilmiştir. Hatta Gāzân Han'ın da bir ara buraya gelmeyi düşündüğü rivayet edilmektedir. Bununla beraber yerli beylerden İnanç Bey de etkisini arttırmıştır.

Denizli beyleri Germiyan, Hamîd, Menteşe ve Aydınoğulları'na karşı çok dikkatli bir siyaset takip etmekteydiler. Bu sırada Germiyan ile Aydınoğulları arasında da iyi münasebetler mevcuttu. Buna karşılık Hamîd ile Germiyan beyi arasında büyük bir çekişme vardı. Germiyanlılar nüfuzlarını gün geçtikçe güneye doğru yaymaktaydılar. Öyle ki 1310 yıllarında antik Lykus yani Çürüksu vadisine kadar ulaşmışlardı. Bu yıllarda Denizli beyleriyle batıdaki Aydınoğulları arasında da yakın ilişkiler kurulmuş olup Denizli batıdaki Ayasuluk ve İzmir limanları yoluyla dış ticarete iştirak etmekteydi.

Anadolu'da bu şekilde bağımsız beyliklerin kurulması İlhanlılar tarafından hoş karşılanmadı. Nitekim Anadolu İlhanlı valisi Çoban Bey gibi oğlu Timurtaş Bey de baş kaldıran Anadolu beylerinden Eşref ve Hamîdoğulları üzerine sefer açtı. Bu sefer sırasında Denizli'ye uğrayan Timurtaş Bey'in gelişiyle ilgili olarak Aydınoğlu Umur Bey'e ait bir Farsça kitâbe mevcuttur. Timurtaş Bey'in bazı sebeplerden dolayı Mısır'a kaçmak zorunda kalışı, Denizli yöresinde Germiyanoğulları'nın etkisinin artmasına yol açmıştır. Ancak İnanç Mehmed Bey nisbeten küçülen topraklarında İlhanlılar'a karşı yarı bağımsız durumunu devam ettirmiştir.

İnanç Mehmed Bey'den sonra oğlu Murad Arslan Bey beyliğin başına geçmiştir. İnançoğulları bu devirde hem kültür hayatı hem de iktisadî yönden hayli ileri gitmiştir. Buna bağlı olarak Kur'an'ın bir Türkçe tercümesi yapıldığı gibi yine bu bey ve ondan sonra yerine geçen İshak Bey zamanlarında Denizli'de sikke de kestirilmiştir.

1365'lere gelindiğinde Germiyanlılar'ın hâkimiyetlerini Denizli şehrine de yaydıkları anlaşılmaktadır. Nitekim 1366 depreminde harap olan Ulucami, Germiyanoğulları'ndan Süleyman Bey tarafından 770 (1368-69) yılında tamir ettirilmiştir. Bu sırada sağ olan İshak Bey'in Germiyanlılar'la ilişkisi belli değildir. Ancak Yıldırım Bayezid 1391 yılında Denizli'ye gelip bu toprakları Osmanlı ülkesine kattığı sırada bazı mülklerini satmıştır. Dolayısıyla bu toprakların 1391-1403 arasında Osmanlı idaresine geçtiği anlaşılmaktadır.

1402 Ankara Savaşı'ndan sonra Anadolu'da bir süre kalan Timur, kış aylarında daha sıcak olan bölgelere, özellikle Denizli yöresine inmiş, bu arada Pamukkale'ye gelen askerleri bilmeyerek suyundan içtiklerinden ölmüşlerdi. Bu arada Timur da Denizli'ye gelmiş ve özellikle meyvesi bol bir yer olarak bildirilen bu bölgeleri tekrar eski beylerine vermiştir. Timur 1402 yılı Aralık ayında İzmir Kalesi'ni aldıktan sonra geriye dönerken de Denizli'den geçmiştir. Denizli'ye bundan sonra Germiyanlılar hâkim oldular. Hatta Osmanlı Sultanı Çelebi Mehmed, babasının İnançoğlu İshak Bey'den satın aldığı Honaz kapısı yanındaki bahçeyi Germiyanoğlu II. Yâkub Çelebi'ye vermiş, o da bunu vakfetmişti.

Denizli yöresine 1411'lerde kısa bir süre için Karamanoğulları da hâkim oldular. Ancak yeniden Germiyan idaresine giren bu topraklar 1429'da Osmanlı idaresine geçti. Sultan II. Murad öteki beylik topraklarını da ülkesine kattı.

Osmanlılar aldıkları beyliğin topraklarını bir sancak itibar ettiklerinden Denizli vilâyeti toprakları da üç sancağa bölündü. Bunlardan Işıklı, Homa, Çal, Baklan, Denizli, Honaz, Sarayköy ve Buldan Kütahya sancağına, Asi Karaağaç Hamîd sancağına, Tavas ise Menteşe sancağına bağlanmıştı. II. Bayezid'in oğlu Âlemşah bir müddet Denizli çevresinde teşkil edilen sancağın başında bulunmuş, ancak bu durum kısa bir süre devam ettiği için kaynaklarda sancak hakkında ayrıntılı bilgi verilmemiştir. Öte yandan Osmanlı tahrirlerinde de Denizli bölgesinin üç ayrı sancak içinde yer aldığı görülmektedir. XIX. yüzyıl başlarında ise sancak Anadolu beylerbeyiliğinin dağılması üzerine Aydın eyaletine bağlanmıştır.

Denizli sancağı 1867 ıslahatında Menteşe ile birleştirilmiş, 1868'de de kaza olarak Aydın sancağına bağlanmıştır. Bu durum 1882 sonlarına kadar sürmüş, nihayet 10 Mart 1883'te Denizli sancağı yeniden kurularak Rumeli beylerbeyi rütbeli Hasan Hayri Paşa ilk Denizli sancağı mutasarrıfı olmuştur. Denizli, Sarayköy, Buldan ve Tavas kazalarından oluşan bu sancağa 1884'te Çal, 1888'de de o zamanki adı Garbî Karaağaç olan Acıpayam kazası dahil edilmiştir. Osmanlı Devleti'nin son yıllarında müstakil mutasarrıflık olan Denizli'ye Cumhuriyet'ten hemen sonra Çivril kazası katılmıştır. Denizli vilâyetinde bazı küçük değişmelerin dışında (Acıpayam'ın Erle nahiyesinin [Yeşilova kazası] Burdur'a bağlanması) önemli bir değişme yoktur.

Denizli'nin ancak son yüzyıllardaki nüfusu hakkında bilgi edinilebilmektedir. Aydın vilâyetine bağlı Denizli sancağının 1891 salnâmesine göre 209.426'sı müslüman olmak üzere 212.514 nüfusu vardı. Müslüman-Türk nüfus % 98,55 gibi çok büyük bir nisbete sahipti.

Denizli şehri XIV. yüzyılda kuzeye doğru gelişmiştir. Nitekim Aydınoğlu Umur Bey vergi kitâbesini şehrin bu yöndeki kapısının kenarına koymuştur. Buna karşılık önceki dönemlerde Honaz kapısı yönünde daha kalabalık bir nüfus bulunmaktaydı. Bu bakımdan Ulucami veya Alâeddin Camii de bu kapı yönünde yer alıyordu.

XVI. yüzyıl Osmanlı tahrirlerine göre şehirde yirmi iki mahalle bulunuyordu. Bunlar Câmi-i Kebîr, Kuddüs, Kurşunlu, Yayalar, Medrese, Ahî Tudı, Kadı Emre, Eceli, Tabaklar, Kürkçüler, Meydan, Kubâ Mescid, Samurî, Hamam, Hoca Sinan, Asıl-beği, Kezürlük, Kiremitân, Alaca Mescid, Hacı Alamud, Hergele ve Kefere mahalleleridir. Şehirde 1520'de 781 hâne müslüman, altmış beş hâne gayri müslim nüfus mevcuttu. Dolayısıyla şehirde vergiden muaf diğer zümrelerle birlikte toplam 4500-5000 civarında kişi yaşamaktaydı. XVI. yüzyılın ikinci yarısında da nüfusu hemen hemen aynı kaldı.

Kaynaklarda Denizli şehri akarsuları bol, bağlık bahçelik bir yer olarak tarif edilmektedir. Gerek 1333'te burada bulunan İbn Battûta, gerekse İbn Fazlullah el-Ömerî şehrin bu özelliğini belirtirler. Timur dönemi tarihlerinde de benzer bilgiler verilmektedir. Ayrıca Kâtib Çelebi Cihannümâ'da şehri böyle tavsif ettiği gibi 1671 yılında Denizli'ye gelen Evliya Çelebi de şehrin çok güzel ve bol suya sahip olduğunu yazmaktadır. Onun belirttiğine göre Denizli'nin dört kapılı bir kalesi vardı ve içerisinde sadece dükkânlar yer almaktaydı. Ayrıca kırk dört mahallesi olan şehirde 3600 hâne, otuz yedi mescid ile on cami bulunuyordu. Bunlardan başka yedi medresesi içinde en ünlüsü Saraycuması Medresesi idi. Öte yandan şehirde bir dârülhadis, yedi sıbyan mektebi ile on bir tekke mevcut olup bunlardan Ulucami önünde yer alan Ahî Tuman Baba Tekkesi ile Ak Sinan Sultan (Ahî Sinan), Karaoğlan Baba Sultan ve Cem Baba Sultan tekkeleri başta gelmekteydi. Evliya Çelebi şehirde altı hamam bulunduğunu, en ünlüsünün de Hoca Ömer Hamamı olduğunu kaydeder. Ayrıca sularının çokluğundan şehre Denizli dendiğini ve Anadolu diyarının bir köşesinde olup yol uğrağı olmadığını, buna karşılık pamuk, pamuk ipliği ve beyaz bezinin çok ünlü olduğunu bildirir. Diğer Osmanlı kaynaklarından da şehirde özellikle dokumacılığın canlı ve etkili olduğu anlaşılmaktadır.

XVIII. yüzyılda Anadolu'ya gelen seyyahlardan P. Lucas, R. Chandler ve R. Pockocke Denizli'ye de uğramışlardı. Yine 1830'lardan sonra M. Poujoulat ile Ch. Texier Denizli'ye gelmiş, bunlardan Texier çeşitli şekilde tezyin edilmiş camilerden çok etkilenmiş, fakat Denizli'yi "köye benzer bir kasaba" olarak tanımlamıştır.

XIX. yüzyıl sonlarında yapılan demiryolu Denizli'yi büyük ölçüde etkiledi. Başlangıçta nakliyecilerin muhalefetiyle karşılaşılmasına rağmen tren hattı, 3 Haziran 1892'de işletmeye açılan bir şube hattı ile birleşti. Demiryolu daha 1 Temmuz 1882'de Sarayköy'e kadar gelmiş, 13 Ekim 1889'da Dinar'a kadar uzatılmıştı. Sarayköy ise hattın son istasyonu olduğundan birkaç yıl canlı bir hayat yaşadı.

Denizli ve yöresi XVII-XVIII. yüzyıllarda zaman zaman büyük eşkıya saldırılarına uğramıştır. Kalenderoğlu, Arap Said ve Birgili Cennetoğlu'nun Denizli yöresini de etkiledikleri muhakkaktır. XVIII. yüzyılda Sarayköylü Sarıbeyoğlu Mustafa beş yıl kadar çevreye hâkim olmuştur. Aynı yerden olan Denizli voyvodası Ali, Sarıbeyoğlu'nu âsi gösterince üzerine büyük kuvvetler gönderilmiştir. Sarıbeyoğlu Honaz Kalesi'ni üs edinerek çevreyi rahatsız etmeye başlamış, 1739'da öldürüldükten sonra Honaz Kalesi de yıktırılarak eşkıya barınağı olması önlenmek istenmiştir.

Denizli'nin Osmanlı ve Osmanlı öncesi devirlerinde karşı karşıya kaldığı en büyük tehlike deprem olmuş, deprem kuşağında bulunduğu için zaman zaman meydana gelen şiddetli sarsıntılardan geniş ölçüde etkilenmiştir. Bunlardan 1366 yılındaki zelzelenin önemli olduğu Ulucami'nin 770'teki (1368-69) tamirinden anlaşılmaktadır. Bundan başka 1406, 1568, 1702, 1884, 1899 ve 1906'da büyük depremler olmuştur. Özellikle 1702 yılındaki depremde yaklaşık 1213.000 kişi hayatını kaybetmiş, şehir bu depremden sonra büyük ölçüde çehresini değiştirerek güneydeki bahçelik alanlara kaymıştır. Buna rağmen 1884'teki depremle şehrin 4/5'inin yıkıldığı söylenmektedir.

Denizli ve çevresindeki kazaların coğrafî yakınlıkları sebebiyle XVII. yüzyılda bir araya getirildiği ve Vâlide Sultan hassı olduğu görülmektedir. Bu has Evliya Çelebi zamanında Kaya Sultan'a tahsis edilmişti ki Denizli'den başka Ezineâbâd, Çarşambaâbâd, Gököyükâbâd, Honazâbâd kazalarını içine alıyordu. Burası ayrı bir voyvodalıkla idare ediliyor ve Denizli voyvodası ötekilerin de üstünde bulunuyordu.

XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren meydana gelen nüfus hareketleri, Rumlar'ın geniş ölçüde Batı Anadolu'ya göç etmelerine ve bazı yörelerde çoğunluğa sahip olmalarına yol açmıştır. Rumlar'ın bu artışı yerli hıristiyanların da Yunanlılık fikrinde birleşmelerine zemin hazırladı. Neticede Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'ndan mağlûp çıkınca Batı Anadolu'nun Rumlaşması hareketi başladı. Henüz barış imzalanmadığı halde "asayişi sağlamak amacıyla" İzmir'e çıkan Yunanlılar, Batı Anadolu'nun zamanla Anadolu Türklüğü'nden koparılacağı endişesinin ortaya çıkmasına sebep oldular. Özellikle devrin Denizli müftüsü Ahmed Hulûsi Efendi durumu anlayarak İzmir'in işgaline karşı Denizli halkına gerçeği açıkladı. Bu bakımdan Menderes boyunca pervasızca ilerleyen Yunanlılar'a karşı ilk ve en etkili muhalefet bazı kazaları dışında Yunan işgaline uğramayan Denizli'de başlatılmıştır.

Cumhuriyet devrinde Denizli 1950'lere kadar eski durumunu az çok korudu. 1927'de 15.787 olan nüfus 1940'ta 19.461, 1960'ta 48.925, 1970'te 82.372, 1980'de ise 135.373 oldu. 1985'te de 169.130'a, 1990'da ise 204.118'e yükseldi.

Denizli Türk fethinden sonraki devirlerden itibaren bir kültür merkezi haline gelmiştir. Yapı olarak buradaki medreselerin hiçbiri Selçuklu devrine kadar gitmemekle birlikte Denizli'deki Türkmen beyleri "sâhibü's-seyf ve'l-kalem" unvanını taşıyorlardı. Dolayısıyla yöneticiler ilmi ve ilim adamlarını daima teşvik etmişlerdir. Bu arada İnançoğulları medreseler de yaptırmışlar, bunlardan İshak Bey'in medresesiyle ilgili vakıflar Osmanlı döneminde kaydedilmiştir. Bu medrese dolayısıyla XVI. yüzyılda şehrin bir mahallesi de Medrese adını almıştır.

XIX. yüzyılda yeni usule göre başlayan eğitim sisteminde şehirde erken tarihlerde (1868) rüşdiye açılmıştır. Tavas'ta 1873'te açılan rüşdiyeler sonraki yıllarda hemen her kaza merkezinde yer almıştır. İdâdî de 1892'de kurulmuştur. Bu yıllarda Denizli'de yirmiden fazla medrese bulunuyordu (1900'de yirmi yedi adet). Yine bu dönemde Müftü Camii Kitaplığı'nda 700, Şeyh Osman Efendi Kitaplığı'nda da 300 cilt eser mevcuttu. Ayrıca öteki kaza ve büyük köy medreselerinde de (meselâ Yatağan'da olduğu gibi) kütüphaneler bulunuyordu.

Diyanet İşleri Başkanlığı'na ait 1992 yılı istatistiklerine göre Denizli'de il ve ilçe merkezlerinde 275, kasaba ve köylerde 739 olmak üzere toplam 1014 cami bulunmaktadır. İl merkezindeki cami sayısı ise 120'dir.

Denizli şehrinin merkez olduğu il Aydın, Manisa, Uşak, Kütahya, Burdur ve Muğla illeriyle kuşatılmıştır. Merkez ilçeden başka Acıpayam, Akköy, Babadağ, Baklan, Bekilli, Beyağaç, Bozkurt, Buldan, Çal, Çameli, Çardak, Çivril, Güney, Honaz, Kale, Sarayköy, Serinhisar ve Tavas olmak üzere on sekiz ilçeye ve yirmi üç bucağa ayrılmıştır; sınırları içerisinde 451 köy bulunmaktadır. 11.868 km2 genişliğindeki Denizli ilinin 1990 sayımına göre nüfusu 750.882, nüfus yoğunluğu ise 63 idi.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN