Dizfûl neresidir ?

Bürûcird'den doğup Bend-i Kîr'de (Askerimükrem) Kârûn nehrine kavuşan Âb-ı Diz (Dizfûl-rûd) ırmağının sol kıyısında, denizden 200 m. yükseklikteki bir kaya kütlesi üzerinde kurulmuştur. Farsça "kale köprüsü" anlamına gelen adını, Âb-ı Diz ırmağı üzerindeki ünlü köprüyü korumak amacıyla yapılan bir kaleden alır (Dizpûl; diz "kale", pûl "köprü"). Birçok defa tamir gördüğü anlaşılan bu tarihî köprünün ayakları Sâsânî Hükümdarı I. Şâpûr dönemine (242-272) aittir ve Romalı mühendislerin gözetimi altında yapıldığı sanılmaktadır. Tarihçi ve coğrafyacı Hamdullah Müstevfî (ö. 750/1350) köprünün kırk iki, Şerefeddin Ali Yezdî ise (ö. 858/1454) yirmi sekizi büyük, yirmi yedisi küçük elli beş kemeri olduğunu yazmaktadır.

Kaynaklarda Dizfûl adına VI. (XII.) yüzyıldan önce rastlanmaz. Daha önce şehir, bugünkü Dizfûl'ün 11 km. kuzeyinde ve demiryolu üzerinde bulunan küçük Andâlmişk (Andâmişk) yerleşim merkezinin adıyla tanınıyordu. Bizanslı tarihçi Prokopios'un Caesareensis adlı eserinde bahsettiği (I. kitap, V, 7-9, 28, 29), İran'daki içinde yüksek şahsiyetlerin tutulduğu ve ölümü göze almadan kimsenin adından söz edemediği "unutulmuş kale"nin bir Ermeni kaynağında Andâmişu adıyla anılmasından, Arap ve İranlı müelliflerin de naklettikleri bu rivayetin Dizfûl Kalesi'nden kaynaklandığı ve bu kalenin geçmişinde kötü bir şöhrete sahip olduğu anlaşılmaktadır. Eski Arap coğrafyacıları Dizfûl'ü Kasrürrünâş, Kantaratürrûm, Kantaratürrûd ve Kantaratüzzâb (Zâb Köprüsü) adlarıyla anarlar.

Sâsânîler döneminde bir süre Cündişâpûr'un gölgesinde kalan Dizfûl, XI. yüzyıla doğru bu şehir yıkıldıktan sonra parladı; ancak o dönemin sulama sisteminin de harap olması yüzünden uzun süre sıkıntı çekti. Moğol tahribatından kurtulan Dizfûl sonradan İlhanlılar'ın egemenliği altına girdi; 1393'te de Timur tarafından fazla bir mukavemetle karşılaşmadan zaptedildi. Kısa bir süre sonra Safevîler'in ceddi Şeyh Safî'nin torunu Hoca Ali Dizfûl'e gelerek halkını Şiîleştirdi. Nâdir Şah da birçok defa buraya geldi ve şehri Lurlar'a karşı korumak için birkaç kilometre kuzeydoğuda Diz-i Şâh adıyla bilinen bir kale yaptırdı. Feth Ali Şah'ın oğullarından Muhammed Ali Mirza XIX. yüzyılın başlarında ünlü köprüyü tamir ettirdiyse de 1832'deki bir su taşkını tamir edilen yerleri götürdü. Bugün köprü birkaç gözü hariç asıl şekliyle onarılmış durumdadır. XIX. yüzyılda ülkeye getirilen çivit tarımı ile önceleri büyük ölçüde ürün elde edildi; ancak daha sonra yabancı boyaların ithali çivit tarımını ve buna bağlı sanayii tamamen köreltti. Dizfûl tarihte, ham maddesini Vâsıt ve Basra arasında Dicle ve Fırat nehirlerinin aşağı mecrasını meydana getiren Batîha'daki sazlıklardan sağladığı kamış kalemleriyle şöhret yapmış, ayrıca keçe ve beygir örtüleriyle de tanınmıştı.

Dizfûl 1883'te Şüşter'de veba ve kolera salgını baş göstermesi üzerine Hûzistan'ın merkezi oldu. 1907'de 15.000 olduğu bilinen nüfusu 1986 sayımına göre 151.420'dir. Tarihte şehir halkının büyük bir kısmının Hz. Peygamber'in soyundan geldiğine inanılırdı. Şehirde otuz beş cami ve pek çok velî türbesi vardır; özellikle Rûbend adı verilen semtteki Sultan Hüseyin'in, Sûs'ta (Şuş) bulunan Dânyâl peygamberin mezarına çok benzeyen anıt kabri ünlüdür. Dizfûl'de genellikle kum taşından yapılmış olan evlerin altında yazın şiddetli sıcaklarında sığınılan serdâblar (yer altı odası) bulunur.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN