Draç neresidir ?

Antikçağ'dan bu yana Arnavutluk'un en önemli limanı ve ülkenin en büyük şehirlerinden biri olup bugün nüfusu 90.000'in üzerindedir. Osmanlı hâkimiyetinde bulunduğu dönemlerde (1501-1912) Elbasan sancağına bağlı bir kadılık merkezi durumunda olan Draç (Durrës, Durazzo) müstahkem kalesiyle, Via Egnatia denilen Balkanlar'ın içlerine kadar uzanan önemli ticaret yollarından birinin başlangıç noktasında yer almaktaydı. XIX. yüzyılda İşkodra vilâyetinin sancak merkezi haline gelip İslâmî bir merkez olarak önemi daha da artmıştı.

Güneydoğu Avrupa'nın en eski şehirlerinden biri olan Draç, milâttan önce 627'de Korint ve Corcyra'dan gelen Yunanlılar tarafından eski bir İllirya yerleşim bölgesinde kuruldu. Bu dönemlerde Dyrrachium veya Epidamnos olarak bilinen şehrin Avrupalılar arasındaki yaygın adı Durazzo, Dyrrachium'un İtalyanca'daki şekline dayanmaktadır. Osmanlıca'daki Drac veya Dirac adı ise Slavca'dan (Drač) gelmektedir. XVI. yüzyıl başlarında Pîrî Reis burayı Türac (تراج) imlâsıyla kaydederken daha sonra Dirac (دراج) şeklinde kullanılmış ve bu ad yaygınlık kazanmıştır.

Grek ve Roma devrinden kalma büyük bir amfiteatr harabelerinin bulunduğu eski şehir, Adriyatik kıyılarına paralel uzanan ve kuzeybatı rüzgârlarının etkisine karşı korunmuş olan tepelerin sırtlarında yer almaktaydı. Tarih öncesi devirlerde bu tepeler bir ada durumundaydı ve zamanla Arnavutluk ana kara parçasıyla birleşmişlerdi. Özellikle Ortaçağ'larda büyük bataklıkların ortaya çıkması sıtma gibi hastalıklara yol açarak nüfusun azalmasına sebep olduysa da II. Dünya Savaşı'ndan sonra bu bataklıklar kurutularak pamuk tarlalarına dönüştürüldü. Bu tabii gelişme asırlar boyunca şehrin inkişafında etkili oldu. Burası, deniz güçleri için oldukça kolay bir savunma üssü ve güzel bir tabii liman olmakla birlikte yaşamak için sağlıksız bir yer durumundaydı.

Romalılar devrinde 345'te şiddetli bir zelzele ile harap olan şehir, daha sonra kendisi de buralı olan Bizans İmparatoru Anastasios (491-518) tarafından büyük ölçüde yeniden yaptırıldı. Anastasios'un şehir surları 1000 × 1000 metrelik bir alanı içine alıyordu. Bunların bir kısmı sahil boyunca tepeler üzerinde, bir kısmı da şehrin doğusundaki ovada uzanıyordu. İlk devir Bizans surlarının güneybatı kısmı ayakta kalmış ve daha sonra Osmanlı savunma sistemi içinde yer almıştır.

XX. yüzyıldaki gibi Ortaçağ boyunca da çeşitli güçlerin yayılmacı planlarının esas hedeflerinden biri olarak iç bölgelere doğru ilerleyişin hareket noktası ve deniz üssü haline gelen Draç, XI. yüzyıl başları ile 1501 arasında en az otuz iki defa el değiştirdi. Bu tarihler arasında özellikle XIII. yüzyıldan itibaren şehrin tarihinde devamlı bir gerileme görüldü. 1273'te Sicilyalı Anjouvinler'in elinde iken şiddetli bir depremle harap olduğundan nüfusu azaldı. Şehrin yeniden imarı sırasında 1274-1285 yılları arasında yeni surlar yapılırken eski surların alanı yarıdan daha aza indirildi. Böylece eski şehrin kuzey yarısı tamamen sur dışında kalarak terkedildi. Aynı zamanda limanı bir deniz saldırısına karşı korumak için deniz kenarında yeni bir kale yapıldı. 1343-1347 arasında Sırp İmparatoru Stephan Duşan, Draç hariç bütün Arnavutluk'u zaptetti. Duşan'ın ölümünden sonra (1355) bir Arnavut beyi olan Charles Thopia 1368'de Draç'ı ele geçirdi ve ölümüne kadar (1388) kendisine başşehir ve yeni inşa ettiği donanmasına üs yaptı.

Osmanlılar 1385'te Thopia'nın müttefiki olarak Arnavutluk'un orta kesimlerinde etkilerini hissettirmeye başladılar. 1389 Kosova Zaferi'nden sonra da ülkede hâkim siyasî güç oldular. Savunmasız kalan Draç, Thopia'nın oğlu George tarafından Venedik'e bırakıldı. Onun şehir surlarını tamir ettirmesi sırasında Draç biraz daha küçüldü (1403). 1426'da surların durumu çok kötüydü; 1441'de ise kalenin yıkılmak üzere olduğu tesbit edilmişti. 1423 ve 1428'de Venedikliler burayı yeniden iskâna cazip hale getirmek için vergi mükellefiyetini kaldırdılar. Zira şehirde yaşayanlar çeşitli kıtlık olaylarından (1307, 1340), veba salgınlarından (1348, 1363, 1391, 1401), kötü hava şartları ve büyüyen bataklıklar sebebiyle baş gösteren sıtma hastalığından dolayı kayıplar vermişti.

Osmanlılar tarafından fethinden hemen önce 1499'da burayı gören Alman şövalyesi Arnold van Harff, Draç'ı büyük fakat tahrip edilmiş bir şehir olarak tarif eder. Dolayısıyla XIII. yüzyılın ortasında Draç'ın 25.000 nüfusa sahip olduğu şeklindeki tahmin mübalağalı olmalıdır. Ayrıca Osmanlılar şehri aldığında nüfusu yaklaşık 1000 civarında bulunuyordu. Draç'ın Osmanlı topraklarına ilhakı, Osmanlı-Venedik savaşı sırasında (1499-1503) Ağustos 1501'de Mehmed Bey kumandasındaki Osmanlı kuvvetleri tarafından gerçekleştirildi. Bazı kaynaklar, şehrin fâtihi Mehmed Bey'in Evrenosoğulları'na mensup olduğunu kaydederse de onun ünlü Üsküp Beyi İshak Bey'in oğlu olması ihtimali daha kuvvetlidir. Mehmed Bey Elbasan sancağı beyi olduğu için fetihten sonra Draç coğrafî durumu da göz önüne alınarak bu sancağa bağlandı. Bir Venedik raporunda bu sıralarda şehirde silâh kullanabilecek sadece 200 kişi olduğundan bahsedildiği gibi aynı rapordan şehrin konumunun iyi fakat boş, harap ve az nüfuslu olduğu anlatılmaktadır (Sanuto, IV, 15). Nitekim Osmanlılar fetihten sonra harabe haldeki şehri yeniden onarmaya başladılar. Bu imar hareketi özellikle şehrin oturulan kısmında, erken Bizans ve Ortaçağ dönemindekinin hemen hemen onda birini içine alan bir sahada yoğunluk kazandı. Bir Venedik casusu olan Domenego Grabusi'nin Ekim 1502'de yazdığı bir mektupta (Sanuto, IV, 368), Osmanlılar'ın Draç Kalesi'nde 100 süvari ve 600 asker yerleştirdiklerinden bahsedilir. Bunlar kalenin tahkim edilmesiyle uğraşıyorlardı.

Osmanlılar, şehrin asıl kilisesi olan üç bölümlü Bizans kilisesini camiye çevirdiler (Fetih Camii). Bu cami 1967 yılına kadar yeniden inşa edilmiş şekliyle varlığını sürdürüyordu. 13 × 13 m. ebadında büyük bir ibadet mekânı bulunan yapı ahşap tavanla örtülüydü, geniş ve açık bir revakla öne uzanıyordu. Caminin giderleri için bir vakıf bulunmamakla birlikte masraflar Draç tuzla (memleha) gelirlerinden karşılanıyordu (BA, MAD, nr. 5625). Caminin yanında bir de hamam bulunmaktaydı.

Bir liman olarak Draç, bütün Arnavutluk sahillerini kontrol eden Osmanlılar için fazla öneme sahip değildi. Bundan dolayı harabe ve metruk kaleyi fethetmelerinin asıl sebebi, buradaki zengin tuz yataklarının kontrolünü ele geçirmek olmalıdır. Hatta fetihten yirmi yıl sonra şehirden bahseden Pîrî Reis limanın pek iyi olmadığını yazar. Bu dönemde Draç askerî önemi olan bir kaleden ibaret olup sürekli bir sivil yerleşim yoktu, halk daha ziyade iç kesimdeki köylerde yoğun olarak yerleşmiş bulunuyordu. Nitekim XVI. yüzyılın ortalarında Osmanlılar Draç'tan 14 km. mesafede verimli bir arazide Kavaya adlı yeni bir yerleşim yeri kurmuşlardı. Burası Draç'a göre önemli bir gelişme kaydetti (1431'de 16 hâne, 1570'te 146 hâne, 1670'te 400 hâne ve bazı büyük camiler bulunuyordu) ve Draç kadısının ikamet ettiği bir merkez oldu.

XVII ve XVIII. yüzyıllarda Batı donanmalarına karşı Osmanlı gücüne hizmet veren çok küçük bir yer olan Draç'ı 1610'da gören Katolik piskoposu Mario Bizzi burada 300 civarında ev olduğunu kaydeder. Bu ise yaklaşık 1200-1400 kişilik bir nüfus demektir. 1081'de (1670-71) şehre gelen Evliya Çelebi de 150 kadar kiremit örtülü ev bulunduğundan ve Sultan Bayezid Camii'nden bahseder. Draç Kalesi, Arnavut âsilerinin saldırıları yüzünden az iskân edilen bir yerdi. Bununla beraber limanı oldukça işlekti ve Draç tuzlalarından çıkarılan tuzlar Balkanlar'ın iç kesimlerine ve diğer yerlere ihraç ediliyordu. Evliya Çelebi'ye göre kalede 150 kişi bulunuyordu. 1079-1080 (1668-1669) tarihli Osmanlı bütçesinde ise Draç'ta 330 asker olduğu kayıtlıdır.

Draç limanının öneminin artması 1700 yıllarında Fransa, İngiltere, Hollanda ve Avusturya'nın burada konsolosluk açmasıyla başladı. Venedikliler'in de öteden beri burada konsolosları bulunuyordu. Pouqueville'e göre 1699'da şehirde 100 kadar Türk ve Rum tüccar yaşıyordu. Bunlar her yıl Osmanlı Devleti'nin yasaklamasına rağmen Venedik'e 3000 kental (300 ton) bal mumu, 15.000 kental (1500 ton) mâmul bez, 15.000 parça ince deri ve 60-100 gemi buğday, arpa, mısır ve darı ihraç ediyorlardı.

XVIII. yüzyılın başlarındaki karışıklıklar şehrin tahrip olmasına yol açtı. Fransız elçisi Isnard, 1716'da şehirde sadece 200 kişinin kaldığından, etrafındaki verimli olmayan toprakların ekilmemiş olduğundan ve havasının kötülüğü sebebiyle sıtma hastalığının çoğaldığından bahsetmektedir. Fakat zamanla limanı sebebiyle şehirde yeniden canlanma meydana geldi. Von Reden, 1850-1853'lerde Draç'tan yapılan toplam ihracatın her yıl 672.000 Avusturya talerine ulaştığını ve ithalâtın 455.000 taler olduğunu belirtmektedir.

Tanzimat reformları sırasında Draç Elbasan sancağından ayrıldı ve yeniden teşkilâtlandırılan İşkodra (İskenderiye) vilâyetine eklenerek sancak merkezi haline getirildi. Bu şekilde şehrin statüsündeki değişiklikle birlikte öneminin artması üzerine çok sayıda hükümet binası inşa edildi. Ayrıca özel şahıslar için Batı tarzında otel ve lokantalar yapıldı. 1310 (1892-93) tarihli İşkodra vilâyeti salnâmesine göre şehirde 550 ev, dokuz han, bir hamam, 131 dükkân, 112 depo, üç cami, bir medrese, bir rüşdiye, iki müslüman, iki Rum Ortodoks, bir Katolik mektebi ve dört kilise bulunuyordu. Şehrin nüfusu 3018'i müslüman, 1510'u Ortodoks, 199'u Katolik, kırk yedisi diğer dinlere mensup olmak üzere 4700'ü aşmıştı.

1912'de yeni teşkil edilen Arnavutluk Devleti'ne dahil edilen ve bu devletin Tiran'dan önceki başşehri olan Draç, I ve II. Dünya savaşları sırasında yabancı işgali altında kaldı. 1944'te nüfusu 10.000 idi. Savaştan sonra yeni hükümet, yıkılan limanı modern bir şekilde yeniden inşa etti ve en önemlisi nüfus üzerinde olumsuz etkisi olan sahildeki bataklıkları ziraata elverişli hale getirdi. Bir demiryolu hattı Draç'ı Tiran, Elbasan ve Korçe'ye (Görice) bağladı. 1893'te Osmanlılar'ın Draç'ı Manastır'a ve oradan Selânik ve İstanbul'a bağlamak üzere düşündükleri demiryolu bağlantısı bir türlü gerçekleşmedi.

Şehrin tarihî eserleri arasında bulunan II. Bayezid dönemine ait kalenin bir kısmı bugün hâlâ ayaktadır. Limanın girişinde yer alan sağlam top kulesi, tarz ve teknik olarak Mora'daki Koron ve Kastel-i Mora'da (Rion) bulunan istihkâmlar ve Çanakkale'de yapılan iki kaledekiyle (Çanakkale ve Kilitbahir) aynı özelliği taşımaktadır. Bu kulenin Selânik'teki Zincirli ve Beyaz kulelere benzetilerek yanlış olarak Venedikliler'in eseri olduğu sanılmışsa da şimdi kaybolmuş olan kitâbesinin tarihi ve taşlardaki yosun ve bitkiler üzerinde yapılan kronolojik araştırmalar (dendrology), bunun Kanûnî Sultan Süleyman döneminde 942'de (1535-36) yapıldığını göstermektedir. 1960'lardaki bir restorasyon sırasında Draç Kulesi'nin yukarı kısmı yanlış restore edilerek top mazgalları ok ve yay mazgallarıyla değiştirilmiştir. Eski fotoğraflar binanın Osmanlı şeklini açık olarak göstermektedir. II. Bayezid Camii ve II. Dünya Savaşı sırasında İtalyanlar'ın yaptırdığı büyük beton cami, 1967'deki kültür devrimi sırasında ve sonrasında tahrip edildi. Bütün Osmanlı surları da 1927'deki şiddetli zelzele sırasında yıkılmıştı.

Bugün Draç Arkeoloji Müzesi salonunda bazı Osmanlı mezar taşları ve kitâbeleri korunmaktadır. En önemlisi, 1299 (1881-82) tarihli bir mahkeme binasının kitâbesi olup üzerinde Draç Meclisi İdare Kalemi başkâtibi şair Sâmi'nin on dört mısralık bir şiiri yer almaktadır.

Draç, XVI. yüzyıl Osmanlı şair ve âlimlerinden Kanûnî Sultan Süleyman'ın nedimi ve Şam müftüsü olarak bilinen Fevrî Ahmed Efendi'nin doğum yeridir. 978'de (1570-71) vefat eden Fevrî Ahmed Efendi Arapça, Farsça ve Türkçe eserler yazmış ve büyük bir divan bırakmıştır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN