Kabîliye nerededir ?

Atlas dağlarının kuzeyinde, başşehir Cezayir'in güneyindeki Mitice kesiminden Tunus sınırı yakınlarındaki Annâbe'ye (Bûne) kadar Akdeniz sahili boyunca içeriye doğru genişleyerek uzanan Berberî asıllı kabilelerin yaşadığı bölgedir; doğu kesimine Küçük Kabîliye, batı kesimine Büyük Kabîliye (Curcura Kabîliyesi) denir. Kabîliyye adı Arapça kabâil (kabileler) kelimesinin Batı dillerine yansımış şeklidir ve Berberî kabilelerini ifade eder. Özellikle Büyük Kabîliye, dağlık kesimler dışındaki arazisi sulak ve tarıma elverişli olduğundan ülkenin en kalabalık yeridir. Bölgedeki önemli şehirler Burc-Menâil, Dellis, Aynülhammâm, Kal'atü Benî Abbâs, Bicâye, Tîzîuzu ve Cicelli'dir.

Kabîliye İslâm'ın Kuzey Afrika'ya yayılmasından sonra sırasıyla Rüstemî, Ağlebî, Fâtımî, Murâbıt, Muvahhid, Hammâdî ve Hafsî idarelerinde kaldı. XVI. yüzyılın ilk yarısında burada Kūkū, Benî Abbas ve Benî Câbir isminde üç mahallî emirlik ortaya çıktı. Bu sıralarda, daha önce Tunus Hafsî Sultanı Ebû Abdullah V. Muhammed'le anlaşarak Halkulvâdî'ye (La Goletta) yerleşmiş olan Türk denizcileri Barbaros kardeşlere yaklaşan Kūkū Emîri Ahmed b. Kādî onların Cicelli'yi ve ardından Cezayir şehrini almalarına yardım etti. Cezayir bölgesini iki kısma ayıran Türkler de doğu kesiminin idaresini ona verdiler. Ancak bir müddet sonra bölge önemli ölçüde Osmanlı hâkimiyetine girince mahallî emîrler Türkler'in varlığından rahatsız olmaya ve gizliden gizliye, Afrika sahillerini ele geçirmeye çalışan İspanyollar'la birlikte hareket etmeye başladılar. 1524'te Ahmed b. Kādî'nin ayaklanması ve Tunus Sultanı Muhammed'in saldırıya geçmesi üzerine Barbaros Hayreddin Cezayir şehrinden ayrılmak zorunda kaldı. Fakat üç yıl sonra daha güçlü bir şekilde geri döndü ve bütün Cezayir'e hâkim oldu (DİA, V, 65-66). Kabîliye, 1534'te Cezayir Sultanı Barbaros Hayreddin'in Kanûnî Sultan Süleyman tarafından İstanbul'a davet edilip Cezayir beylerbeyi unvanıyla donanmanın başına geçirilmesinden sonra Osmanlı toprağı oldu ve 1830'a kadar Garp ocaklarının bir parçası sayıldı.

Rüstemîler döneminde Hâricîliğin Ağlebîler devrinde ise Sünnîliğin etkisinde kalan Kabîliye bölgesinde halkın dinî konularda önderliğini yapan murâbıtlar (şeyhler, din âlimleri), özellikle aileler ve kabileler arası kavgaları yatıştırma hususunda kendilerine güvenilen ve çok itibar gösterilen kimselerdir. Osmanlı döneminde idareciler onları her türlü vergiden muaf tutarken vefat edenlerine de türbeler yaptırıyor, böylece Kabîliye ahalisinin devlete bağlılığını arttırmaya çalışıyorlardı. Her köyün murâbıt tarafından Arapça olarak kaleme alınan ve cemaat tarafından onaylanan İslâm'ın emirlerine ve yasaklarına uygun kuralları vardı. Fransızlar daha sonra bu kuralları dinî özelliklerinden arındırıp örf ve âdetlerin öne çıkarıldığı birer Fransızca metin haline getirdiler; ayrıca bölgede misyonerlik faaliyetlerine ağırlık verdiler. Bu arada Kabîliye'de yaygın olan ve Fransız işgaline karşı halkı direnişe çağıran Rahmâniyye tarikatının hemen hemen bütün zâviyelerini yıkıp ileri gelenlerini hapse attılar veya sürgüne gönderdiler. Aynı şekilde diğer tarikatlara karşı da sert bir tutum takındılar.

Fransız işgali sonrasında tarım yapılan toprakların büyük bir kısmını oluşturan 446.000 hektar arazi Fransa'nın Alsace-Loraine bölgesinden getirilen çiftçilere dağıtıldı. Bu çiftçilerin yerleştirilmesini sağlayan ve özellikle yahudileri kayıran Crémineux kanunu (1871) bölgede büyük bir ayaklanmaya sebep oldu; ayrıca aynı yılda çıkan Muhammed el-Mukrânî ayaklanmasına da 180.000 Kabîliyeli katıldı. Bu gibi olumsuzluklarla hayat şartları gittikçe ağırlaşan Kabîliyeliler 1907 yılından itibaren Fransa'ya işçi olarak gitmeye başladılar. Fransa'daki Cezayirli işçilerin % 20'si Kabîliye'den gelme idi ve bunlar ülkelerinde iken yaptıkları gibi orada da Cezayir'in bağımsızlığı için atılan her adıma iştirak ediyorlardı. 5 Ağustos 1945'te başlayan ilk ayaklanma derhal Küçük Kabîliye'ye sıçramış ve Fransız ordusu bölgeyi uçaklarla bombalayarak çok sayıda insanın (ülke genelinde Fransızlar'a göre 15.000, Cezayirliler'e göre 45.000 kişi) ölümüne sebep olmuştur. Cezayir'in bağımsızlığı yolunda önemli adımlardan biri olarak 1 Kasım 1954'te başlayan silâhlı mücadele de Avres ve Kabîliye'den bütün ülkeye yayılmıştı. Bağımsızlık sonrasında da Ahmed b. Bellâ'ya karşı yürütülen muhalefette Kabîliye bölgesinin bazı ileri gelenleri yer almışlardır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN