el-Emed ale'l Ebed eseri kim tarafından yazılmıştır?

Fârâbî ile İbn Sînâ arasında yaşamış dikkate değer bir filozof olan Ebü'l-Hasan el-Âmirî'nin günümüze ulaşan en önemli eseridir. Bir girişle yirmi fasıldan oluşan kitabın sonundaki bir ifadeden 375 (985-86) yılında Buhara'da tamamlandığı anlaşılmaktadır. Muhtemelen, Âmirî'nin kaleme aldığı son eser olması ve müellifin öteki eserlerinden birçoğunun listesini (17 eser) ihtiva etmesi bakımından da büyük bir önem taşımaktadır.

Eserin girişinde Âmirî, akıl sahibi bir kimse için bilgisizliğin mazeret sayılmayacağını, halbuki ölümden sonra ruhun ne olacağı gibi önemli bir hususta doyurucu eser bulunmadığını, bu durumun bazı şüphe ve tereddütlere yol açtığını, dolayısıyla konuyu açıklığa kavuşturmak için bu kitabı yazdığını söyler. Müellif, "Sözü dinleyip en güzeline uyan kullarımı müjdele" (ez-Zümer 39/18) meâlindeki âyetle benzer nitelikteki bazı hadisleri ilke edinerek felsefî bir yaklaşımla eserin ilk dört faslında okuyucuya "hikmetin beş sütunu" olarak gördüğü Yunan filozoflarını tanıtır; onların vahye dayanmadıkları halde bu konudaki inançlarının önemli ölçüde İslâm'a uygun olduğunu göstermeye çalışır. Bu çerçevede kadim ilimlerin fayda ve değerini vurgulamak suretiyle bunların gerçekte yabancı ilimler olmayıp Doğu menşeli olduklarını iddia eder ve felsefe ile peygamberi gelenek arasında bağ kurmaya çalışır.

Beşinci fasıldan itibaren ruhun çeşitli güçlere sahip mânevî bir cevher olduğu açıklandıktan sonra onun ölümsüzlüğüne dair deliller serdedilir; duyulur ve akledilir âlemler arasındaki ilişki ve farklar belirtilerek özellikle bu ayırımın ahlâkî neticeleri üzerinde durulur. Bu konuda kullanılan malzemenin önemli bir kısmı Eflâtun'a ve Yeni Eflâtuncu doktrine dayanmaktadır. Velâyet ve sihir bahsine ayrılan 12. fasıldan sonra 13 ve 14. fasıllarda geometri ve fizik ilminin temel kavramlarının metafizik ve ilâhiyyata uygulanması yer alır. Bu fasıllarda ruhun ölümsüzlüğüne dair son bir delil zikredilir; ardından da filozofların, ölümden sonra ruhun vatanı sayılan akledilir (ma'kūl) âlem anlayışlarına (fasıl 15-16) ve âhirette hak edilen ceza ve mükâfat derecelerine (fasıl 18) yer verilir. Ruhun bir uyum olduğu şeklindeki görüşlerin ele alındığı 17. fasılda Mu'tezile'nin ve "bir grup tabiatçının görüşleri tenkit edilir. 19. fasılda çeşitli İslâm fırkalarının âhiret hayatıyla ilgili ceza ve mükâfat konusundaki görüşleri özetlenir ve genel İslâmî anlayış tahlil edilerek onun öteki görüşlere olan üstünlüğü gösterilmeye çalışılır. Bu fasıl âlemin fâni olduğuna dair bir delille son bulur.

Sonuncu fasılda insanın kâinat içinde işgal ettiği önemli mevki karşısında mükellef tutulmasının hikmeti üzerinde durulur. Buna göre insan varlık mertebeleri çizgisinde ruhanî varlıklarla hayvanlar arasında yer aldığı içindir ki ilâhî mükâfat veya cezaya (va'd ve vaîd) muhatap olmuştur. İnsanın bu dünyada iken yaptıklarından hesaba çekilmesi için yeniden diriltilmesi gerekir. Bu dirilme bedenlerle olacaktır. Ancak bedenler saf ve latif hale geldikten sonra ruhlar bedenlerine dönecektir. Eser, meşhur "yetmiş üç fırka" hadisinin farklı bir yorumuyla sona erer.

Bilinen yegâne nüshası Süleymaniye Kütüphanesi'nde bulunan (Servili, nr. 179/2) el-Emed ʿale'l-ebed E. K. Rowson tarafından neşredilmiştir (Beyrut 1979).

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN