Iğdır kervansarayı tarihçesi

Iğdır-Tuzluca karayolunun yaklaşık 6. kilometresinden güneye ayrılıp Yağcı ve Aşağı Çarıkçı köylerinden geçerek Taşlıca köyü yönünde devam eden yolun 25. kilometresinde, günümüzde Kervansaray adıyla anılan köyün yakınlarında bulunan yapı, bilinen kervan yollarının dışında, Batum-Tebriz arasında var olduğu ileri sürülen (Heyd, II, 94) tâli yolun üzerinde inşa edilmiştir. Vakfiyesi ve kitâbesi bulunmayan, adına ilk defa Christianski Wostok adlı bir Rusça dergide rastlanan (Ünal, STY, III [1969-70], s. 7) bu yapı hakkında ne seyahatnâmelerde, ne de kervanyolu ve kervansaraylar hakkında yazılmış ilmî eserlerde herhangi bir bilgiye rastlanmıştır. Yerleşim alanlarının dışında kalması ve yapı malzemesinin sağlamlığından dolayı önemli mimari elemanlarıyla birlikte günümüze ulaşan yapı, planına ve taçkapısının üzerinde bulunan geometrik-bitkisel süslemelerin özelliklerine bakılarak, XIII. yüzyıl sonu veya XIV. yüzyıl başına tarihlendirilebilir.

22 × 52 metrelik bir alan üzerine inşa edilen kervansaray, dikdörtgen planlı ve avlusuz bir yapıdır. Bina duvarlarının moloz taştan yapılmış dolgu kısımları, içten ve dıştan düzgün kesme taşlarla kaplanmış olup bunlardan bazılarının yüzeylerinde çeşitli taşçı işaretleri görülmektedir. Yapının kuzeydoğu ve güneybatıya bakan cephelerinde bedenden fazla yükseklik göstermeyen, yarım silindirik biçimli, beşerden on adet masif destek kulesi mevcuttur. Doğuya bakan ön cephesinde ise dışa taşkın olmayan ve yapının monoton cephesini hareketlendiren taçkapı bulunmaktadır. Kervansarayın giriş kısmı, kuzey-güney doğrultusunda uzanan ve birer kapıyla birbirine açılan üç mekândan oluşur. Bunlardan ortada yer alan birim kare planlı olup arkadaki ana mekâna geçişi sağlayan hol konumundadır. Üzeri ilginç bir yıldız tonozla örtülüdür. Tonozun üstündeki ayna kısmı haçvari düzende yapılmıştır ve ortasında kare bir aydınlatma penceresi bulunur. İki yanda yer alan 7,35 × 5,50 m. boyutlarındaki dikdörtgen planlı mekânlar 1 m. genişliğinde birer kapı ile ortadaki bu hole bağlanmaktadır. Bunlardan girişin sağında yer alan mekân, ortada bir kemerle takviye edilmiş beşik tonozla örtülü olup kuzey ve doğu duvarlarında birer küçük nişe sahiptir. Diğer mekânın üzeri ise zengin tezyinat etkisi yaratmak amacıyla çeşitli şekillerde kesilmiş taşlardan örülü bir aynalı tonozla örtülüdür. Doğu duvarında küçük bir niş yer alan bu mekânın kuzey ve güney duvarlarındaki kemerlerin başlangıç noktaları birer mukarnas şeridiyle belirtilmiştir.

Ortadaki mekândan, taçkapı ile aynı eksen üzerinde bulunan sivri kemerli bir iç kapı vasıtasıyla kervansarayın ana mekânına geçilir. Kervanların konakladığı bu ana mekân, ortadakinin yandakilere oranla daha yüksek ve daha geniş olduğu üç neften meydana gelmiştir. Nefleri örten beşik tonozlar, ortada birbirlerine hafif sivri kemerlerle bağlanmış olan sekizerden on altı adet dikdörtgen pâyeye, yanlarda ise duvarlara oturur. Beşik tonozların takviye kemerlerinden orta nefe ait olanının başlangıç noktaları birer mukarnas şeridiyle belirlenmiştir. İç ve dış duvarlarında taşçı işaretleri (markalar) görülen yapının cephe ve yan duvarlarda ise hiçbir birleşme izine rastlanılmaması yapının avlusuz plana sahip olduğu fikrini kuvvetlendirmektedir.

Kervansarayın dışa taşkın olmayan taçkapısı, yapının ön cephesini hareketlendiren tek mimari unsur olmasının yanı sıra yegâne süslemeli kısmıdır. Geniş sivri bir kemer içinde ele alınan taçkapı dıştan bir dik açılı köşeli, bir de sivri uçlu olmak üzere girintilerin dönüşümlü olarak tekrarlandığı tek sıra süsleme şeridiyle, içten de sekiz ve on iki kollu yıldızlardan oluşan geometrik geçmeli bir bordürle çevrelenmektedir. İri kaval silmelerle belirginleştirilen sivri kemerli kapının üst kısmında ise bir alınlık vardır. Bu alınlık, ışınsal bir sistem oluşturacak şekilde yerleştirilmiş bloklardan meydana gelmiştir. Bu blokların altta yatay bir çizgi oluşturacak şekilde son bulması, kapının atkı taşıyla örtüldüğü izlenimini verir. Halbuki yerlerine kemer sistemiyle yerleştirilmiş olan bu blokları alt kısımda tutacak yatay bir bloka rastlanmamaktadır, aynı tarzdaki uygulama kervansarayın iç giriş kapısında da görülür. Alınlıktaki tezyinatı oluşturan, içleri soyut bitkisel motiflerle süslü altı kollu yıldızlarla bunların arasında kalan baklava şekilli parçalar birbirlerinden bağımsız olarak yapılmış, daha sonra alınlığı meydana getiren bloklar üzerine harçla yerleştirilmiştir. Sağlam olmamasından dolayı uygulandığı kısmın çabuk harap olmasına sebebiyet veren bu süsleme şekli Selçuklu eserlerinde pek fazla kullanılmamıştır. Benzer teknikle yapılan süslemeye Ani'deki Sultan Sarayı'nın doğu kapısı üzerinde de rastlanır.

Plan gelişimi açısından Selçuklu kervansaray mimarisinin en son örneklerinden biri olan Iğdır Kervansarayı, giriş kısmındaki mekânlarının tonoz örtü sistemi açısından Erzurum-Aşkale'deki Hacı Bekir Hanı ile Ani'de bulunan Menûçihr Camii, ayrıca üç nefli ana mekânı açısından da Amasya-Tokat arasındaki Ezinepazarı Hanı (onarım tarihi 1651) ve Elazığ-Esenkent'teki İbrâhim Şah Hanı ile büyük benzerlikler gösterir.

Taçkapı alınlığını süsleyen bezemenin önemli bir kısmını yerinde görmek mümkünse de yapıda mutlaka var olması gereken kitâbenin âkıbeti belli değildir. Kervansarayın ana mekânındaki orta nefinin örtü sistemi günümüzde harap durumdadır; ayrıca bu kısmın zeminini dolduran moloz parçaları ve toprak yığını yüzünden pâyeler görülememektedir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN