Kocatürk, Vasfi Mahir kimdir ?

Gümüşhane'de doğdu. Babası, I. Dünya Savaşı esnasında Kafkas cephesinde şehid düşen Ârif Efendi'dir. İstanbul'da Koca Mustafa Paşa İlkokulu'ndan ve Dârüşşafaka Lisesi'nden mezun oldu (1927). Mülkiye Mektebi'ni birincilikle bitirdi (1930). 1930-1940 yılları arasında Ankara, Edirne, Kastamonu, Malatya ve İstanbul'daki (Haydarpaşa ve Darüşşafaka) liselerde edebiyat öğretmenliği ve müdürlük yaptı. Daha sonra maarif müfettişliğiyle görevlendirildi (1948-1950). 1950'de Demokrat Parti'den Gümüşhane milletvekili seçildi. 1954'te Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nde edebiyat öğretmenliğine döndü ve bu görevdeyken öldü. Kabri Cebeci Asrî Mezarlığı'ndadır.

Sanat hayatına Servet-i Fünûn'da yayımlanan şiirleriyle başlayan (1926) Vasfi Mahir Yedi Meşaleciler diye anılan grup içinde yer almış, o zamana kadar yazdığı şiirleri de Yedi Meş'ale adlı ortak kitabın "Dağların Derdi" başlıklı bölümünde yayımlanmıştır (1928). Edebî faaliyetlerini bu grubun yayın organı olarak çıkarılan Meş'ale mecmuasıyla Muhit, Varlık, İctihad, Hayat gibi devrin önde gelen kültür ve sanat dergilerinde sürdürmüştür.

Şiirlerinde devrin hâkim temayüllerine uyarak hece veznini kullanan Vasfi Mahir söyleyiş itibariyle bir yandan halk şiirinin, diğer yandan da Nâmık Kemal'deki tok ve gür sesin etkisindedir. Konularını ise aşk, tarih ve vatan sevgisi şeklinde özetlemek mümkündür. Ferdî ıstırapları işlediği şiirlerinde sağlam mısra yapısını yakalayabilen Vasfi Mahir Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki milliyetçilik havasını yansıtan epik şiirleriyle Enis Behiç Koryürek'in devamı izlenimini verir.

Vasfi Mahir şairliğinden çok edebiyat tarihi alanındaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Türk edebiyatının tasnifinde M. Fuad Köprülü'ye bağlanmakla beraber ikinci dönem olan müslüman Türk edebiyatının başlangıcını Tanzimat'a değil Cumhuriyet'e kadar getirerek ondan ayrılır. Kocatürk'e göre, "Tanzimat'la Türk cemiyeti İslâm medeniyeti tesirinden kurtulmuş ve Avrupa medeniyeti içine girmiş değildir. Böyle bir dönüm noktası ancak Cumhuriyet olabilir ... Tanzimat'tan yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar geçen zaman içindeki Osmanlı Devleti, bütün hamlelerine ve yeniliklerine rağmen bugünkü laik Türkiye Cumhuriyeti'nden ziyade dünkü müslüman Osmanlı Devleti'ne bağlıdır. Daha evvelki asırlarda olduğu gibi bu zamanda da cemiyetin kültür ve ülküsünde en kuvvetli vasıf Müslümanlık, yani eskimiş Şark medeniyetidir ... Garbı taklitte en ileri gidenler bile ruhta Müslümanlığa ve Şarklılığa bağlı kalmışlardır. Edebiyatta da vaziyet aynıdır" (Yeni Türk Edebiyatı, s. 5-6).

Buradaki "eskimiş Şark medeniyeti" ibaresinin Müslümanlık ile özdeşleştirilmesi, onu İslâm medeniyeti kültür unsurlarına karşı olumsuz bir tavır içinde göstermektedir. Hatta Nâmık Kemal'i yeni cemiyet ve yeni edebiyatın bir müjdecisi olarak değerlendirirken onda samimi bir Müslümanlık ülküsü ve sağlam bir Osmanlılık sevgisi göze çarptığını kaydettikten sonra şairin vatan sevgisini aşılama gayretini "dinin ve eski inanışların iflâsını ilân eden peygamberane bir seziş" olarak değerlendirir. Yazar sonraları bu tavrını daha ılımlı bir çizgiye çekmiş, özellikle divan edebiyatının ümmet edebiyatını temsil eden bir zümre kültürü olarak görüldüğü ve genellikle olumsuz yönde tenkit edildiği 1935-1960 yılları arasında onu dünyanın en asil ve en yüksek edebiyatı, eski Yunan ve Latin edebiyatları gibi büyük bir insanlık destanı, koca bir medeniyet eseri olarak nitelemiştir. Ona göre, "Bu edebiyat sanıldığı gibi gayr-i millî, gayr-i ictimaî, gayr-i hayatî, Acem taklidi filân değildir. Aynı kültür ve aynı estetiğin mahsulü olan Arap, Acem edebiyatlarından çok başkadır. Tıpkı aynı kaideler ve aynı estetik altında meydana gelen Alman, Fransız ve İngiliz edebiyatlarının birbirinden başka oldukları gibi" (Varlık, sy. 61 [1936], s. 200-201). Vasfi Mahir, kendi çıkardığı Divan (Aralık 1944 - Haziran 1945) adlı dergide de Batı edebiyatı yanında, divan edebiyatını sevdirici yazı ve metinlere yer vermiştir.

Eserleri. Edebiyat hayatına şiir yazarak başlayan Vasfi Mahir, daha sonra şiiri tam olarak bırakmamakla beraber hazırlamayı düşündüğü Türk edebiyatı tarihiyle ilgili bol miktarda malzeme toplamaya yönelmiş ve bunların bazılarını antolojiler halinde yayımlamıştır. Bir kısmı ölümünden sonra basılan sayısı ellinin üzerindeki eserlerinin başlıcaları şunlardır: Şiir kitapları: Tunç Sesleri (Kastamonu 1935), Geçmiş Geceler (İstanbul 1936), Bizim Türküler (İstanbul 1937), Ergenekon (İstanbul 1941), Hayat Şarkıları (Ankara 1965). Manzum tiyatroları: On İnkılâb (İstanbul 1933), Yaman (İstanbul 1933), Sanatkâr (Ankara 1965). Antolojileri: Şâheserler Antolojisi (I-II, İstanbul 1934, 1939), Divan Şiiri Antolojisi (İstanbul 1947), Tekke Şiiri Antolojisi (Ankara 1955), Şiir Defteri (Ankara 1956), Hikâye Defteri (Ankara 1958), Saz Şiiri Antolojisi (Ankara 1963), Türk Nesri Antolojisi (Ankara 1963), Divan Şiirinde Meşhur Beyitler (Ankara 1963), Eski Yunan ve Latin Şiirleri (Ankara 1965), Türk Edebiyatı Antolojisi (Ankara 1967). Edebiyat incelemeleri: Fransız Edebiyatı (İstanbul 1934), Yeni Türk Edebiyatı (İstanbul 1936), Namık Kemal (Ankara 1955). Ayrıca liseler için İzahlı Türkçe Metinler (İstanbul 1945), Metinlerle Türk Edebiyatı (I-IV, İstanbul 1951-1953) adlı eserleriyle Ömer Hayyâm'dan, Heine'den ve Baudlaire'den şiir tercümeleri vardır.

Vasfi Mahir'in, üzerinde on beş yıl kadar çalışarak başlangıcından XX. yüzyıla kadar geniş bir Türk edebiyatı tarihi hazırlama projesi ölümü üzerine yarım kalmıştır. Oğlu Utkan Kocatürk, Tanzimat devrine kadar olan kısmı yazılan bu eserin Tanzimat ve Servet-i Fünûn dönemlerini babasının müsvedde halindeki notlarını esas alarak bazı bağlantılar ve küçük ilâvelerle Türk Edebiyatı Tarihi adıyla yayımlamıştır (Ankara 1964). Vasfi Mahir bu eserinde, 1936'da yayımlanan Yeni Türk Edebiyatı'ndaki tasnifi kabul etmekle beraber tarihî ve coğrafî realiteye dayanarak Türk edebiyatını üç safhada ele alıp incelemiştir: a) Orta Asya'da Türk edebiyatı; b) Orta Asya ile Anadolu arasında Türk edebiyatı; c) Anadolu'da Türk edebiyatı. Eserin en önemli yanı, İslâmî Türk edebiyatı dönemiyle ilgili kitapların çoğunun ayrıntılı biçimde tanıtılmasıdır. Söz konusu tanıtmaların önemli bir bölümü yazarın sonradan Millî Kütüphane'ye devredilen özel kütüphanesindeki yazmalara dayanmaktadır. Kocatürk bu eseriyle Türk edebiyatı tarihine yeni bir bakış açısı getirememişse de sağlam bilgiler ihtiva eden güvenilir bir kaynak ortaya koymuştur.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN