Mızrak artık çuvala sığmıyor. Küresel aktörler yeni sistem arayışlarını hızlandırmış durumda. Artan ulusal ve bölgesel çatışmalar küresel statükoyu felç etmiş halde. Mevcut düzen sürdürülebilir değil. Herkes arayış içinde. Yeni ittifaklar ve değişen güç dengeleri bu köklü dönüşümün birer habercisi.
Çünkü yeni Türkiye, İsmet İnönü dönemindeki gibi küresel gelişmelerden kopuk değil. Türkiye, şu an dünyadaki jeopolitik gidişata en uygun stratejiyi izliyor.
Bu yeni bir dünyanın ayak seslerini duyamayanlar şimdiki bazı işaretleri geçmişteki küresel düzen inşası sürecindeki bazı tarihi adımlarla kıyaslayarak bir fikre ulaşabilir. Zira II. Dünya Savaşı'nın en hararetli evrelerinde bile savaştan sonraki uluslararası sistemin temelleri atılıyordu.
Savaş sonrası yeni düzenin ilk toplantısı 14 Ağustos 1941'de ABD ile Birleşik Krallık arasında yapıldı. Bir araya gelen Winston Churchill ile Franklin D. Roosevelt, Atlantik Bildirisi'ni imzalayarak yeni uluslararası sistemin temellerini attı. Savaşın bitimine doğru ise peş peşe konferanslar yapıldı. 14-24 Ocak 1943'te Kazablanka'da Churchill ve Roosevelt yeniden bir araya geldi.
***
30-31 Ocak 1943'te Churchill ve İnönü Adana'da Yenice tren istasyonundaki bir vagonda görüştü. Türkiye'ye Almanya'ya karşı Müttefik güçlerin yanında yer alması teklif edildi. Ancak İnönü, tarafsız kalmayı tercih etti.***
Türkiye'yi ikna için Kahire'de iki toplantı daha yapıldı. ABD, Britanya ve Çin'in katıldığı 15-16 Kasım 1943'teki ilk toplantıda Müttefikler, taleplerini Türk Dışişleri Bakanı Numan Menemencioğlu'na kabul ettiremedi. Peşinden İnönü, 4-7 Aralık 1943'te katıldığı İkinci Kahire Toplantısı'nda hazırlıklarını tamamladıktan sonra Müttefiklere katılacağına söz verdi. Fakat sözünde durmadı. Ancak teslim olmaya yakın Almanya ile ilişkilerini koparan Türkiye, 23 Şubat 1945'te Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etti. Savaş ilanı trajikomik bir manevraydı.