Avrupa ve ABD'deki liberal piyasa uygarlığına, kapitalist ekonomiye ve ulus devlet modeline dayalı modern Batılı sisteme yönelik itiraz ve protestolar giderek yayılıyor.
Halklar bu neo-liberal statükoya tepkisini ya Donald Trump ile sembolize edilen aşırı sağcı popülist partileri ve liderleri iktidara taşıyarak gösteriyor. Ya da Fransa'da liseli öğrencilerin isyanına benzer kitlesel protestolarla... Son olarak Fransa'da 18 Eylül'de Paris'in banliyö bölgesi Creteil'deki bir okulda başlayan gösteriler kısa sürede ülke geneline yayıldı. Hatta olaylar Belçika'ya da sıçradı.
Çoğu analizci öğrencilerin başlattığı protestoları Fransız İntifadası diye niteliyor. Öğrencilerin ve onlara destek verenlerin talepleri sadece daha fazla öğretmen, derslik ve üniversite sınav sisteminin değişmesinden oluşmuyor.
Göstericiler ayrıca Trump'ın işaret ettiği gibi sadece Fransa'yı ele geçirmek isteyen İslamcılarla göçmenlerden de oluşmuyor. Gösterilere Katolik ve Hıristiyan Fransızlar da Jean-Luc Melenchon liderliğindeki "Le France Insoumise/Boyun Eğemeyen Fransa" partisi ile komünist cephenin oluşturduğu LFI da destek veriyor.
***
Haliyle öğrenci isyanında sadece eğitimdeki aksaklıklar değil
Fransa'nın ötekilerini siyasi ve sosyo-ekonomik yoksunluğa mahkûm eden
müesses nizamın baskıcı ve ırkçı değerleri de protesto ediliyor.
Bu yönüyle
2026'daki liseli isyanı 1968 Mayıs'ında Sarbonne Üniversitesi öğrencilerinin fitilini ateşlediği öğrenci olaylarını hatırlatıyor. 1968 olaylarına katılan öğrencilerin sloganı
"Gerçekçi ol imkânsızı iste!" idi. Şimdiki öğrenciler ise önceleri
çok az şey talep etmelerine rağmen istekleri hiç karşılanmadı. Belki de bu yüzden basit bir protesto hızla ülkenin geneline ve diğer ülkelere sıçrayan bir ayaklanmaya dönüştü.
Sınırlı fırsatlara ve savaşlara karşı başlayan 1968'deki protestolara işçiler ve diğer toplum kesimleri de yoğun destek verdi. 1968 olayları kısa sürede
Türkiye dahil dünya genelinde gençliğin öncülük ettiği anti-emperyalist, özgürlük, eşitlik ve savaş karşıtı küresel bir isyana dönüştü.
Dolayısıyla
Atlantik'in iki yakasında da şu anki isyanların yayılması korkusu var. O yüzden
Trump göçmenleri ve İslamcıları hedefe koyup hakikati perdelemeye çalışıyor. Fakat mızrak artık çuvala sığmıyor. Herkes
'Yeni Fransa' istiyor. Müslümanlara sosyalistler, diğer göçmenler ve Hıristiyanlar da destek veriyor. Buna
"Kırmızı-Yeşil İttifakı" deniliyor.
***
Batı'nın ötekileri kimlik, din, aidiyet ve siyasi görüşlerini özgürce yaşayıp ifade etmeyi talep ediyor.
"Entegrasyona evet ama asimilasyona hayır" diyorlar.
Ne var ki Avrupa ve ABD'deki statüko artık tıkanmış halde. Çözüm üretemiyor. İki seçenek sunuyor. İlki Trump ile temsil edilen
popülist ırkçı model. Bu çözüm, göçmenleri kitlesel olarak kovmaya, bunu yapamazsa da onları
kamusal alandan olabildiğince yok etmeye dayalı
otoriter bir model.
Daha az özgür ve her şeye müdahale eden gözetimci bir devlete dayan bu
ırkçı ve etnik otoriterliğe dayalı çözüme bizzat Batı içinden itiraz edenler ise
demokratik sosyalist modeli savunuyor.
Ancak her iki reçete de sorunları çözemiyor. Zira
Batılı toplumlar fiili olarak melezleşmiş durumda. Bu çok kültürlü yapıyı asimile etmek zor. Çünkü farklı etnik ve dini grupların devletle ilişkilerini tanzim etmede
liberal veya sosyalist formüller işe yaramıyor. Çok kültürlü hale gelen Batılı toplumların yönetiminde bu nedenle
çoğulcu Osmanlı millet sistemini en makul çözüm olarak görenlerin sayısı giderek artıyor.
Zira altı asırlık
Osmanlı Devleti sadece Ortaçağ'da değil şu anki modern zamanlarda bile üç tek tanrılı dini resmen tanıyan, farklı etnik ve dinsel kesimlerin bir arada yaşamasını güvence altına alan
yegâne idare sistemidir. Tarihte
bu cihanşümul siyasi paradigmayı aşan başka bir devlet görülmedi. İşte bu nedenle Osmanlı'nın evrensel asabiyesi yeniden insanlığın umut ışığı oluyor.