YAZARA MAİL GÖNDER Bu kısır döngüyü nasıl kıracağız?

YAZARLAR

Cumhuriyet'te dış politika yazmaya başladığımda 22 yaşındaydım. Gazetenin 3'üncü sayfasındaki köşe komşum Burhan Felek de 75 yaşındaydı. Akşamüstleri oturup sohbet eder ve Burhan Felek'in anlattıklarını dinlerdik. Mesela 1912'nin 23 Ocak günü Hukuk Fakültesi öğrencisiyken, "Babı Ali Baskını"na nasıl tanık olduğunu anlatırdı.
Bugünkü İstanbul Vilayet binası olan o zamanki Bab-ı Ali'nin karşısında, Balkan Savaşı yenilgisini öğrenci arkadaşları ile protesto ediyorlarmış.

Bab-ı Ali baskını

Burhan Felek de bir taşın üzerine çıkmış, ateşli bir konuşma yapıyormuş. O sırada önde beyaz bir ata binmiş Enver Paşa, arkasında İttihat Terakki'nin taraftarları ile gelmiş. Bakanlar Kurulu'nun toplantı halinde bulunduğu binaya girmişler. Bir tetikçi Harbiye Nazırı Nazım Paşa'yı vurmuş. Sadrazam Kamil Paşa'yı da istifaya zorlamışlar.
Burhan Felek bir öğrenci olarak yaşadığı sürecin nerelere dayandığını anlatırdı. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e, "Tek Parti"den çok partili demokrasiye, seçimlere, darbelere uzanan ve sıkıştırılarak yaşanmış bir tarihin öyküsüydü bu. Burhan Felek'in yaşadıklarını ben de yaşadım. Sıkıştırılmış tarihi ben de yaşarken "Gelişmemişlik" adı verilen kısır döngüye mahkûm edildiğimizi hissederek geçirdim yıllarımı.

Biz de yaşadık

Felek öğrenci kimliğinde tanık olduğu "Bab-ı Ali baskını"nı 1964'te anlatırken, 50 yıl öncesinin bir anısını bize aktarıyordu. Bu bir Osmanlı tarzı darbeydi. Bizler de 4 yıl önceki nisanda aynı yerde, yani Vilayet binasının karşısında, Hukuk Fakültesi'ndeki arkadaşlarımızla "Menderes istifa" diye bağırıyor ve Cumhuriyet tarzı ilk darbe olan 27 Mayıs'ın fitilini ateşliyorduk.

Kısır döngü

Burhan Felek'ten bana ve benden sonra da daha genç kuşaklara aktarılacak bu birbirinin tekrarı olan yorucu ve bıktırıcı serüvenler "Buddenbrooks" benzeri bir romanın bölümlerini oluştursalar, bir Hanseatik ailenin çöküşü diye okur geçersiniz. Ama sonuçta bu bizim hayatımız. Şimdi 22 yaşında olan genç gazeteciler, acaba 50 yıl sonra bugünü nasıl anlatacaklar genç meslektaşlarına?

Hep o şarkı

Fellini yaşlanmayı "Sofraya oturdum, masadaki en genç insan bendim. Aynı sofraya yine oturdum. Masadaki en yaşlı insan bendim" diye anlatır.
23 Ocak 1912'de "İttihatçılar" vardı. 27 Mayıs 1960'ta "Genç Subaylar" vardı. 28 Şubat 1997'de "Medya Karteli" vardı. Yeniden içine düşürüldüğümüz kavga ve gerginlik ortamının yerli ve yabancı senaristleri ile aktörlerini sanki bilmiyor muyuz? Acaba bu döneme özgü darbe arayışları anlatılırken, "Postmodern", "Medyatik", "Para- psikolojik" benzeri tanımlamalar mı yapılacak?

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.