YAZARA MAİL GÖNDER Şimdi sıra istikrar ihraç etmeye geldi...

YAZARLAR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Türkiye tarihinde ilk kez yapılan doğrudan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, öngörüldüğü biçimde ilk turda seçmenin önemli desteğini alarak seçimleri kazandı. Ortaya çıkan siyasi manzara itibarıyla, bir dizi saptama yapmakta yarar görüyorum.
Birincisi, demokratik, şeffaf, katılımcı ve sakin bir ortamda seçimler gerçekleşti. Seçim sandıkları, gerek Yüksek Seçim Kurulu, gerek siyasi partiler, gerek gönüllü kuruluş ve girişimlerce kontrol edildi. Katılım, ağustos ortası olmasına rağmen, dünyadaki diğer demokrasi rejimleriyle karşılaştırıldığında oldukça yüksek gerçekleşti. Toplumu bu denli seferber edebilen seçimler, dünyada çok az yerde gerçekleşiyor. Türkiye'de, bu kadar yüksek standartlarda ve katılımla seçim yapılabilmesi, demokrasinin en önemli kazanımlarından biri olarak duruyor. Toplumun demokratik işleyişe olan bağlılığını ve inancını gösteriyor. Sandığın ve sonucunun önemini büsbütün pekiştiriyor.
İkincisi, seçmen kitlesinin önemli bir bölümü, "Cumhurbaşkanlığı" makamının sembolik, "partiler üstü" adı altında "apolitik" bir makam olmasından ziyade, "siyaseten sorumlu" bir Cumhurbaşkanlığı olmasına, hatta zamanla "başkanlık" modeline geçilmesine taraftar olduğunu gösterdi. Üçüncü saptama, Türkiye'nin Recep Tayyip Erdoğan ile başlayan, onun nerdeyse tek başına gündeme taşıdığı, savunduğu ve hazırladığı "çözüm" süreciyle, toplumun yepyeni bir perspektifi benimsemiş olduğu ortaya çıktı. Hem Erdoğan'ın hem Demirtaş'ın aldığı oylar, seçmenlerin üçte ikisine yakın bir bölümünün, daha özgür, daha çoğulcu, daha prangalarını terk etmiş yeni bir Türkiye istediğini belli etti.
Dördüncü saptama, 17 ve 25 Aralık 2013 darbe girişimlerinin, gözaltı furyasının, inanılmaz bir kara propaganda ile sahnelenmek istenen tüm suçlamaların, paralel yapılanma ve dış güçlerin girişimlerinin seçmenin vicdanında reddedildiğini gösterdi. Başbakan Erdoğan, aralık sonundan itibaren meydanlara çıktı, halk kitlelerinden destek ve güven istedi. Bu mücadelesi, o tarihten itibaren kesintisiz devam etti. İlk olarak, 30 Mart 2014 seçimlerini kazandı. İkinci aşamada, yalnızca partisi değil kendi adına oy istedi ve iki turlu seçimlerin daha ilk turunda, Ak Parti'nin dahi hiçbir zaman almadığı kadar yüksek oyu alarak Cumhurbaşkanlığı makamına seçildi. Başkanlık sistemine geçişin ilk adımı atılmış oldu.
Son olarak, 17-25 Aralık tarihlerinde başlayan darbe sürecinin, bu süreçte Başbakan, ailesi ve çok yakın çalışma arkadaşlarını hedef alan girişimin başarısız olduğu da ortaya çıktı
. Başbakan, ailesi ve yakın mesai arkadaşları kamuoyu vicdanında aklandı. Mücadelesini Türkiye'ye hizmete adamış, AB konusunda inanılmaz çabalar sergilemiş olan Egemen Bağış başta olmak üzere o dönem itham edilen bakanların karalanmak istenen itibarı, bu sonuçlarla halk kitleleri tarafından iade edildi.
Mart ve ağustos seçimleri, Türkiye'de siyasi istikrarın güçlü biçimde sürdüğünü olabilecek en sağlam, en demokratik biçimde gösterdi. Türkiye'nin bütün çevresindeki ülkeler, ya iç savaş, ya da derin siyasi ve ekonomik bunalım içindeyken, Türk demokrasisinin bu coğrafyada bir vaha görüntüsü verdiği tartışılmaz. Artık verimsiz ve sığ muhalefet alışkanlığının aşılması, Türkiye'nin gerçek gücü olan demokrasisini ve istikrarını ihraç edecek girişimlerde bulunulması gereken bir döneme giriyoruz.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.