YAZARA MAİL GÖNDER Başkanlık ve Kürt sorunu

YAZARLAR

Hep söylüyoruz; AK Parti, nabız tutma konusunda en kurumsal parti. Düzenli anketlerle sürekli sahaya çıkıyor. Sonuçları kamuoyuna birebir yansımasa da o anketlerde en ileri, en can yakıcı sorular da soruluyor. Duruma göre özeleştiri yapılıyor veya politikalar güncelleniyor. Geçtiğimiz yılın son Merkez Yürütme Kurulu toplantısından sonra Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in açıkladığı veriler AK Parti'nin yüzde 50 oy tabanını koruduğuna işaret ediyordu. Aslında o ankette, Türk ve Kürt nüfusun birlikte yaşama iradesinden, bölgesel oy kaymalarına kadar çok sayıda kritik mesaj da vardı. Özellikle idam tartışmalarının alevlendiği, BDP'li vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasının tartışıldığı günlerde AK Parti'nin Güneydoğu'daki oylarında 2-2.5 puan azalma, buna mukabil batıdaki oylarında 3 puan civarında artış tespit edilmişti. İlk bakışta, "Ne var bunda? İktidar partisi ülke genelinde açık ara önde zaten" dedirten bu sonuçların en dikkate değer yanı, Kürt ve terör sorunlarında atılacak adımlarda gizliydi!

***

Bugün yeniden ivme kazanan çözüm sürecini zorunlu kılan tablo çok açık. Doğu ve Güneydoğu'da siyasi tercihler, terör örgütü PKK'ya yaslanan kadrolarla AK Parti arasında şekilleniyor. Daha doğrusu PKK'nın karşısında eskisi gibi 'devlet algısı' değil, 'AK Parti olgusu' duruyor. AK Parti'nin bölgedeki oylarının erimesi, "merkez siyasetin zayıflaması" anlamına geliyor. Türkiye çapında oylarını koruyan bir partinin, bu hassas bölgede nispi oy kaybına uğraması, gelecek adına "endişe sinyali" olarak yorumlanıyor. Zira AK Parti zorlu yolculuğa, "Ülkem kazanacaksa ben kaybetmeye razıyım" ilkesi ile çıkmıştı. Doğu ve Güneydoğu'daki öncü oy görünümü, "AK Parti kazanıyor ama ülke kaybedebilir" kaygısı yaratıyor. Bölgede, AK Parti'nin ağırlığının azaldığı her denklem ise Türkiye'nin malum korkularıyla yüzleşmesi demek oluyor! Güneydoğu'da, AK Parti dışında, PKK-KCK eksenine karşı durabilen, Kürt kökenli vatandaşlara umut verebilen parti olmadığı için, güncel gelişmeleri iyi okumak gerekiyor.
***

Peki, "Yaşadığımız süreç ne yöne evrilebilir?"
Burada seçenek çok...
1- Arzu edildiği gibi terör örgütü silahtan arındırılabilir ve siyaset konuşmaya başlarsa, görünür gelecekteki Parlamento dengesi değişebilir.
2- Kurumsal kimliği ile yeni sürece dahil olan BDP, samimiyet testini geçer, silahla bağını keserse baraj sorununu aşabilir.
3- CHP ve MHP, sürecin başarıyla sonuçlanması halinde TBMM aritmetiğindeki yerini kaybedebilir. Ana muhalefet adayı bambaşka bir parti -BDP dahil- olabilir.
4- Süreç başarısızlıkla sonuçlanırsa Öcalan efsanesi çökebilir, Kürt siyaseti hareketinde savrulmalar yaşanabilir, farklı aktörler çıkabilir.
5- Süreç yönetimindeki problemler AK Parti'ye fatura edilebilir. Gerçek niyetler açıklığa kavuştuğu ve halka mal edildiği ölçüde iktidar partisi kazanabilir. Halk ikna edilemezse duygusal reaksiyonlar MHP'yi yine kulvarda tutabilir.
Ama en önemlisi...
Türkiye eğer Başkanlık sistemine geçecekse... Bunu, terör sorununu aşmadan başaramaz. Bu alanda kaydedilecek mesafe, nihai kararı alabilecek, halkın seçtiği güçlü Başkan'a kredi açılmasını sağlayabilir!


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.