YAZARA MAİL GÖNDER Vahdette kesret, ummana akan nehirler

YAZARLAR / Pazar Sabah Yazarları

Abdal Musa Dağı'nda, bir Akdeniz kasabasında bir sohbete katılmıştım bir zaman. Bir manav dükkanıydı. Herkes filozoftu. Köylüler oturmuş, konuşuyorlardı. Ben de onlara Pertev Naili Boratav'dan el değmemiş bir Nasreddin Hoca fıkrası anlatmıştım. Hikayenin bir yerinde Hoca, "Yukarda Allah var!" diyordu. Muhabbet bitip dağılırken, bir köşede başını kaldırmadan bizi dinleyen küçümen bir adam kolumdan tuttu. "Biraz önce" dedi "Yukarda Allah var dedin!" "Yok, Nasreddin..." diyecektim sözümü kesti!
"Neyse, senin ağzından çıktı. Bak söyleyeyim. Atan şafakta, ısıtan güneşte, parlayan yıldızlarda, sabah yelinde var Allah. Burada, her yerde O" dedi, yürüdü...
Bağa gözlüklerinin içinde derin deniz diplerinin yosunu vardı. Öyle bir baktı ki unutamadım. Halkın arasına yayılmış bilgeliğin, Vahdet i Vücud'un yeşilini aklıma öyle kazıdım...
Geçenki yazıyı, "Bir halk ayaklanmasının arka sıralarında oturmak kolay değil" diye bitirmiştim. Aynen öyle. Bu bir edep sorunu! Entelijansiya, yazarlar büyük toplumsal dönüşümün uyarıcıları ve not tutucuları olarak -affa mağruren- biraz burun kırsalar ve ruhen arka sıralara çekilseler ne latif olacak diye düşünüyor insan.
Pasif-agresif parmak sallama üstatları olarak "aydınlar" sosyal salona, kendi halindeki insanları anlamak ve muhabbet etmek için girdiklerinde ışık odayı aydınlatacak. Bir bilgi hazinesi, teklifsiz bir bilinmek isteğiyle gönlümüzü saracak.
Tabii zor. Birkaç kafası kopan Ejderhanın, Statükonun dinini oluşturma gayreti içindeki taassup ehli yazarlara bakın. Sanki yeniden bir şirk dini- Muhammedi din kapışması yaşanıyor. Halka karşı, fakir fukaraya karşı üstten bakmaya alışmış bir Hipopotam Statüsü yeni putlar, tağutlar yaratıyor. Aşksız kabalıklar ve cinsiyetçi bir paganizm için uygun gerekçeler hazırlanıyor. Buruşmuş bir "afyon dini" yeniden fırına sürülüyor.
Türkiye, yüzyıllık oyunları, tezgahları bozarken, ortak mutabakatla bir demokratik ruhu başına taç ederken, eninde sonunda "birlikte çokluğu, çoklukta birliği" kafası almayan bir cahiliye diniyle yüzleşmek zorunda! Bu halkların bir tercihi değil, Batı'nın planladığı bir hareket. Siyonist baronlar "Aman Türkler Muhammed'in dinine dönmesinler Viyana'ya gelirler" diye boşuna komikleşmiyor. Mesele Viyana filan değil, mesele "dine karşı din!" Mesele uzun mesele...
"Müslümanlık bu değildir. Siz bu hareketinizle en şaşkın sapıkların safında yer almış bulunuyorsunuz. Her şeyden evvel İslam'ı bulunuz ve önce Allah'tan, sonra da kendilerine zulmettiğiniz kardeşlerinizden af dileyiniz. Önce Allah'a sonra da onlara hizmet ediniz ve İslam'ı öğreniniz. Öldürmeyi her kaba ve hoyrat canlı biliyor."
Demiş Nurettin Topçu! 6 Filo'yu protesto edenlere saldıran topluluğa. Ta 1969'da!
Amerikan Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA'nın, kendini halife ilan eden IŞİD lideri Bağdadi'yi 2004-2009 yıllarında Bukka Hapishanesindeki tutukluluk yıllarında hazırladığı anlatılıyor. Yeni bir Sykes-Picot kumpası için hazır olmalıyız. IŞİD Arap ülkelerindeki devrimci silkinmeyi bastırıp yeni bir mayınlı harita için çalışıyor. Amaç İslami uyanışı bertaraf etmek! Selefi sefillerle, kafa kesenlere, köle pazarı kuran medeniyetsizlerle mesafemiz tam da burada.Dine karşı "ölüme tapan devşirme" bir din var...
Bu öyle bir tartışmayı açıyor ki Sünni ve de Şii düşünürler bu zehirli suikastla hesaplaşmaktan kaçamazlar.
Ama olmuyor. Son dönemin en mühim meselesi olarak "aydın kibri ve hiddeti" yeni biçimlerde öne çıkıyor. Politik düzeye sıkışan bir dil ile dalgalanan hürriyet bayrakları arasındaki gerilim bir başka psiko- durumu tetikliyor:
Post kemalizm! Post modernizm nasıl ki modernizmin kendi paradigmasında kendini aşma çabasıysa, post kemalizm de o. Yani lafı gevelemeden söyleyelim, o da aynı totaliter hastalıkla malul! Bayat bir çorbanın içine dini bir sos katılarak yeniden kaynatılması... Bir idiotloji...
Erdoğan'ın balkonda, Anadolu irfanını öne çıkaran, "Vahdette kesret" "Birdeki çokluk" bahsi açıldığında böyle bu.
"Kavga, insanla kader arasında değil artık, insanla kelime arasında" diyor Cemil Meriç.
Şunu demek istiyorum, artık "savaşlar" kelimelerle yürüyor. Bu toprak çoğul bir lisan arıyor. Bu lisan Yunus Emre'den, Mevlana'dan geçmeden "ıngaa!" bile diyemez...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.