YAZARA MAİL GÖNDER Biz, İstanbul halkı hayvan mıyız?.

YAZARLAR

Başlıktaki soru sert mi geldi?. O zaman daha sert yanıt vereyim.. Keşke hayvan olsaydık?.
Binlerce hayvana bir gece, böylesine işkence edilse yer yerinden oynar, gazeteler olaya manşetten girer, günlerce baş yazılar yazılır, köşeler doldurulur, kabak birinin başına öyle fena patlardı ki, bir daha kimse hayvanlara böyle toplu işkenceyi aklından bile geçirmezdi.
Ama insan olduğumuz için, kimsenin umurunda olmuyor..
Gazetelere bakın, günlerdir satır yok..
Oysa bu başımıza ilk defa da gelmiyor..
Hep böyle.. Böyle gelmiş, böyle gidecek. Ben yazdığımla kalacağım..
Bu kentten, bu kentin insanlarından sorumlu olanlar, bu yazımı da kahkahalarla gülerek okuyacaklar, kahvelerini höpletirken.. "Yırtın hıyar ağası yırtın" diyecekler içlerinden bir de..

***
Cuma akşamı, E-5 Otoyolu üzerinde Haliç Köprüsü'nü geçtiğimiz sırada, saat 19.50'ydi.. Yani Ataköy'de Sinan Erdem Salonu'nda yapılacak Andre Rieu konserinin başlamasına tam bir saat 10 dakika vardı. Önümüzde de, normal koşullarda 10 dakikalık yol..
Ne varki koşullar anormal ötesiydi..
Karayolları'nın kaldırım mühendisleri tarafından inşa edilen, edildiği günden beri yıllardır rezillik ortada olduğu halde düzeltilme yolları araştırılmayan otobanında durmadan huniler yaratıldığı için, normal zamanlarda bile, yandan gelen girişlerle altı şeride çıkan oto yol, iki şeride inerken, zorunlu tıkanma oluyordu. "Nedir bu huni rezilliği?. Hangi geri zekalı yaptı bunu?. Dünya oto yollarında böyle huniler var mı?. Tez düzeltin" diyen yoktu. Çünkü deme durumunda olanların hepsi, Karayolları Genel Müdürü dahil, o yollarda eskortlarla, hatta önceden yollar kesilerek açılmış şeritlerde beyler gibi gittikleri için farkında dahi değillerdi, rezilliğin..
Zeytinburnu çıkışına yaklaşırken trafik tamamen durdu.. Artık yoldan devam edersek, konsere yetişme şansımızın kalmadığı kesinleşti. Biz de Zeytinburnu çıkışından çıktık, sahil yoluna indik. O yol da gıdım gıdım gidiyordu ama, Zeytinburnu çocuğu arkadaşımız Dr. Erdoğan Karatay'ın tarifleriyle, mahalle aralarından giderek, Ataköy'e kadar ulaştık. Konsere daha 25 dakika vardı. Yolumuz da 3 dakika.. Yani kağıt üzerinde..
Ataköy'ün içinde trafik değil, cehennem vardı, oysa. Gitmek mümkün değil.. Konserin başlamasına 15 dakika kala, arabadan indik ve yürümeye başladık.. Başka çaremiz yoktu ki.. Herkes yürüyordu zaten..
Salona girdiğimizde, konserin ilk yarım saati geçmişti.
Niye oldu bunlar?.
Ataköy'üm tam göbeğinde, mevcut yollara zerre ilave, ya da genişletme yapmadan, 9 bin kişilik Sinan Erdem Salonu'nu açmış, yanına da gene bilmem kaç bin kişilik Aslı Çakır Salonu'nu eklemiştik..
Rieu konseri o gece Sinan Erdem'deydi ve İstanbul bu hale gelmişti. Peki maazallah Olimpiyatı alsaydık ve orada ayda yılda bir organizasyon yerine, her gece her iki salonda müsabaka yapmak zorunda kalsaydık, trafik ne olacaktı, E-5'te, Ataköy, Bakırköy, Zeytinburnu'nda?. Yani İstanbul'da 4 milyon insanın yaşadığı bölgede?.
***
Salonları yapanlar, alayı vala ile kurdele kesip hizmete açanlar, yolu düşünmemişlerdi tamam.. Ama onlar düşünmedi diye, İstanbul'da trafikten sorumlu olanları da "Bana ne "mi demeliydiler?.
Ben İstanbul'da trafiğin, istendiği zaman nasıl yönetildiğinin örneğini geçen hafta vermiştim. Nejat Uygur'un cenazesine Vali ve Emniyet Müdürü hazretleri teşrif edeceklerinden, her gün cehennem Nişantaşı kavşağı muma dönmüştü. Yeni yol, yeni şerit mi eklenmişti?. Hayır!..
Yollar mı kesilmişti?. Hayır!.
Trafik polisleri ilk defa görev yapmışlar, uyanıklara, duble park edenlere, yerli yersiz duranlara, dörtlüleri yakıp yolu tıkayanlara, çıkamayacakları kavşağa göz göre göre girip yolu, kavşağı kilitleyenlere engel olmuşlardı. O zaman da trafik akmıştı. Aslında her gün her an Nişantaşı böyle olabilirdi, polisler Nişantaşı'nda görev yapsalar..
Görev yerlerinde akışı sağlama yerine, civar kafelerde arazi olmasalar..
Denetlenseler..
Ama Vali ve Emniyet Müdürü hazretleri her gün Nişantaşı'na teşrif etmiyorlardı ki?. Trafik Müdürü deseniz zaten yoktu..
O gece E-5 Otoyolu ve sahil yolunda saat 19.00'dan itibaren trafiğin yoğunlaşacağını, Ataköy içindeki tek arterin de saat 20.00'den itibaren tampon tampona geleceğini, kilitlenmenin geriye doğru sarkarak, hem sahil, hem E-5'te Zeytinburnu'na kadar trafiği durduracağını bilmek için uzman olmaya gerek yoktu. Bir ilkokul öğrencisi merakı yeterdi. Ama İstanbul Trafik Müdürü, İstanbul Emniyet Müdürü ve İstanbul Valisi'nin merak etmeleri için sebep yoktu ki?.
Haliç Köprüsü'nü geçtiğim andan itibaren, o rezil, o iğrenç, o felaket trafikle boğuşurken, ne E-5, ne sahil yolu, ne de Ataköy içindeki arterde tek ekip arabası görmedim.
Polis, yoğun trafikte akışı sağlamak için zerre önlem alma gereği duymamıştı. Oysa Ataköy'de tam Sinan Erdem Salonu önünde başlayacaktı trafik polisi varlığı.. Orda durup düdük çalmayı marifet sayan acemiler değil, "Trafik akışının nasıl sağlandığını" bilen en usta elemanlar görev alacak, sonra ekipler geriye doğru, bir yönde sahil yolu, öte yanda E-5 otobanına doğru ayni görevle yerleşecek ve akışı önleyen, kilitleyen uyanıklara engel olacaklardı.
Yoğunluk yüzünden trafik yavaşlayacaktı, tamam. Ama akış devam ettiği için kilitlenme olmayacak, trafik tamamen durmayacak, işkence de çekilmeyecekti..
Ama dedim ya.. Konsere gelenler içinde Vali ve Emniyet Müdürü hazretleri olmadığı için İstanbul Trafik Müdürlüğü en küçük önlem alma gereği duymamış, o gece konsere gelen 9 bin kişiye tam bir işkence yaparken, konserle ilgisi olmayan binlerce, on binlerce İstanbullu'nun sahil ve E-5 yollarında sefil olmasına seyirci kalmıştı.
Bir de Ataköy'de yaşamak dışında günahı olmayan binlerce Ataköylü'nün o gece evine gitmek için çektiği işkenceyi düşünün..
Şimdi sormak isterim.. Bu salonda yapılacak her organizasyonda ayni işkenceyi çekmek zorunda olan Ataköy halkı ne yapmalı, İstanbul'un çok muhterem valisi?.
En küçük protestolarında tomalarınızı ve biber gazlarınızı oraya yığar, pankart açanları tutuklatırsınız, biliyorum..
Onun için soruyorum..
Bu insanlar kulakları sağır, gözleri görmez zat-ı alilerine, dertlerini hangi yolla anlatabilirler, bizahmet söyleseniz de, biz de halkımıza duyursak..
Sizin bu ilgisizlik, bu umursamazlığınız yüzünden işkence çeken İstanbul halkı makus talihine isyanını nasıl duyuracak, valimiz, devletlu hazretlerimiz?.

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.