Türkiye'nin en iyi haber sitesi

1990 yılının bahar ayları.. Nisan ya da mayıs.. Sabah'ta bu dükkanı ilk açtığım günler.. Erkekçe'yi çıkarmak için taşındığım İstanbul'dan Sevgili Ankara'ma (O zamanlar Sevgilimdi. Basıntepe'deki evimi, 1980'den, geçen yıla kadar mobilyaları ile boş tuttum, 'Geri döneceğim' diye.. Ama Melih Gökçek, benim sevgili Ankara'mı bir kent otobanına döndürünce, nefret edince, geçen yıl sattım.)
Ne diyorduk "Sevgili Ankarama" bir iş için gitmiştim. Dönüş uçağım akşam üzeri.. İşim erken bitti.. Üç dört saatim var.. Vakit nasıl geçer?.. Dünyanın en güzel yürüyüş yollarından biri Atatürk Bulvarı'nda (Şimdi otoban) yürürken bir minik sinemanın önüne geldim.. Tam da seans başlamış, reklamlar oynuyormuş.. "İşte vakit geçirmenin yolu" dedim, karanlıkta daldım içeri..
Ölü Ozanlar Derneği oynuyor.. Mork ve Mindy adlı, TRT'nin en güzel yıllarında keyifle izlediğimiz bir şirin komedi dizisinden tanıdığım ve çok sevdiğim, en iyi gülen ve güldüren adam Robin Williams baş rolde..
Ben okul filmlerini çok severim.. Bu da öyle çıkmaz mı?.
Robin, İngiliz sistemi sıkı ve klasik bir liseye yeni atanmış İngilizce hocası.. Yabancı dil gibi değil. Hani bizde "Türkçe" dersi nasıl özünde edebiyatsa, öyle.. Ama genç Robin bu klasik lisenin, klasik hocalarından değil.. Gününün çok ilerisinde.. Size nasıl anlatayım.. Mesela Gezi Gençliği onun sınıfından çıkmış olabilir..
Öğrencilerine ilk öğrettiği şey, dünyaya alışılmış, ezberlenmiş kurallar ve yaşam tarzı içinden değil, kendi özgür, bağımsız düşünceleriyle, başka açıdan bakmak.. Daha ilk derslerde "Sıraların üstüne çıkın.. Etrafa bir de ordan bakın" diyor mesela.
Okul yönetimi, veliler kısa zamanda bu öğrencileri "Kötü" yola sevk eden hocayı keşfediyorlar ve okuldan kovulmasını sağlayan tezgahı kurup başarıya ulaşıyorlar..
Filmin final sahnesinde, Robin veda etmek için geldiği sınıfından kapıya doğru yürürken, öğrencileri birer birer sıraların üstüne çıkmaya başlıyor ve kovulan hocalarının zaferini ilan ediyorlar..
İşte tam da o sahnede, yanaklarımın sırılsıklam olduğu fark ettim.
"Ne oluyor" derken, arkamdan, önümden, sağımdan, solumdan gelen hıçkırıklar başıma geleni anlattı.. Ben de hüngür şakır ağlıyordum..
O an ışıklar yandı.. Onlarca gözleri ıslak üniversite gencinin ortasında buluverdim kendimi..
Göz yaşlarımı silme gereği bile gereği bile duymadım..
Öyle yaşlı gözlerle caddeye yürüdüm..
Sezen Aksu'nun şarkısını mırıldanarak..
"Ağlamak güzeldir Süzülürken yaşlar gözünden Sakın utanma!.."

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu'na aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
YAZARA MAİL GÖNDER