YAZARA MAİL GÖNDER Bir Teşkilat Hikayesi de bizden..

YAZARLAR

Murat Belge ile Anadolu Yalıları turumuz, Üstad'ın şirin anekdotları ile doluydu. İşte onlardan birini nakletmenin tam zamanı..
Beykoz önlerindeyiz. Sahilde, şimdi pek çok dizi ve filmin çekildiği, artık stüdyo gibi kullanılan eski binaları ve bahçeleri ile tarihi Sümerbank Fabrikaları var ki en meşhurları Beykoz Kundura Fabrikasıydı. İyi bilirim..
Çünkü nerdeyse tüm çocukluğum Beykoz Kundurası giymekle geçti. Tek tip, tek kalıp, 100 metreden "Ben Beykoz Kundurasıyım" diye bağıran resmi ayakkabı.. Niye resmi.. Hemen tüm memurlar onu giyerdi de ondan..
Babam da subay.. Yılda iki kez sivil ayakkabı hakkı var, Beykoz'dan.. İki kez de sivil kumaş hakkı var, Sümerbank'tan.. Kullanmaz, askeri kılıkla dolaşır, sivil haklarını ağabeyim ve bana devrederdi. Oğulları, temiz ve "Yeni" giysinler, diye..
Savaş sonrası, yokluk, kıtlık yılları.. Maaş ay sonunu zor getirir..
Ben nefret ederdim Beykozlardan.. Okulda arkadaşlar dalga geçtikleri için.. Okul Bandırma'nın bir ucunda, ev öteki ucunda.. Yarım saati geçerdi gidiş.. Yol boyu bütün taşlarla top oynardım ki, bir an evvel eskisin.. Ama eskimezdi meret. Öyle sağlamdı. Bir boyat, pırıl pırıl yeni.. Bağırır gene "Ben Beykozum" diye..
Murat Belge, Beykoz Vapur iskelesini gösterdi..
"Boğaz iskelelerinin bir zamanlar bir geleneği vardı.. Bir yanında meyhane olurdu, geceleri manzara ile demlenmek, bir yanında kahvehane olurdu, gündüzleri vapur beklemek, geleni, gideni görmek için.. Biz öğrenciyken meyhanede toplanırız.. Hepimiz azılı komünistiz ya.. Kafayı da çekince, başlardık bağıra çağıra sallamaya.. Sonra içimizden biri yan masadakilerin ayaklarını işaret ederdi. Beykoz Kunduraları.. Beykoz Kundurası demek, adamın teşkilattan olması demek.. Yani bizim peşimizdekiler.. Anında sesimizi kısardık.."
Beykoz Kunduralı sivil teşkilatçının öyküsü, beni de gazeteciliğimizin ilk yıllarına götürdü.
Öncü'yü çıkarıyoruz. Tüm kadro solcu, başta Rahmetli Oktay Kurtböke.. Patron zaten Müşerref Hanım.. Hekimoğlu.. Ayak Bacak Fabrikası adlı zamanın en müthiş oyununun yazarı Sermet Çağan.. Ahmed Arif.. Kurthan Fişek.. Seçkin Selvi.. (Şimdi Cılızoğlu) Böyle olunca da, teşkilat peşimizde olacak, kesin....
Anında deşifre ettik tabii.. Gazetenin sokağının başında sabahtan akşama oturan ayakkabı boyacısı.. Gider ayağımızı, sandığın üzerine koyar "Boya bakalım yüzbaşım" derdik.. Gülerek boyardı. 25 kuruş atardık kutusuna, yürür giderdik.
Az sonra Tass Ajansı muhabiri Oleg İvanov gelirdi, elinde bir şişe halis Rus votkasıyla.. Yani ajan bizi izlemesin de, kimi izlesin..
Hiç unutmam.. Bir gece Özcan Baran'ın ünlü Playboy Kulübüne gittik, hep beraber.. Kulüp de o zaman kulüptü, Türkiye'de..
Üstün Poyraz Set, yemek müziği yapıyor. Yemek bitiyor, şov, Şerif Ağabey'in (Yüzbaşıoğlu) Orkestrasıyla.. Ardından güneş doğana kadar dans müziği.. Şanar ve Onlar.. Şanar Yurdatapan, Atilla Özdemiroğlu başta.. Disko çıkıp, mertlik bozulmamış daha.. Bir kulüpte bir gecede üç canlı orkestra ki, üçü de dev.. Neyse yerleştik ki, yan masada gıcır gıcır takım elbiseleri çekmiş bir yakışıklı.. Yanında tuvaletli eşi.. Bizim boyacı..
"Şerefe yüzbaşım" diye kaldırdık kadehleri.. "Şerefe" dedi o da..
Ertesi sabah gene sandığının başındaydı.. "Boya bakalım yüzbaşım" dedim gülerek, kutuya 25 kuruş atarken.. Güldü o da.. Cilaladı tozlu ayakkabılarımı..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.