YAZARA MAİL GÖNDER Fakat Müzeyyen'de boşa giden emekler..

YAZARLAR

Keşke üzerinde tartışıldığı kadar seyirci de toplayabilseydi.. "Fakat Müzeyyen bu derin bir tutku" adlı filmden söz ediyorum..
Beni filme çeken, tartışmalar değil, Erdal Beşikçioğlu oldu, itiraf ederim.
Televizyon izlemem.. Biraz da hatır için Reaksiyon'a takıldığımda, adı diziler sayesinde dillere destan Erdal Beşikçioğlu'nu ilk defa gördüm.
Gözünü kırpmadan adam öldüren bir gizli servis şefiydi. Her şeyden anında haberdar olan, istediği her yere ulaşan, karşısına çıkan herkesi çözen, her zaman başarılı, çok şık giyinen, çok lüks yaşayan bir tipi olağanüstü canlandırıyordu Beşikçioğlu..
Bu uzun adı tekrar ederek sayfanın yarısını doldurmak istemediğimden artık sadece Müzeyyen diye söz edeceğim filmde ise, adeta evsiz, sefil, beceriksiz ve başarısız bir romantik aşık rolündeydi.
Bu taban tabana yeni zıt karakteri nasıl yorumlamıştı, Beşikçioğlu onu merak ediyordum.
Merakım tatmin oldu. Beşikçioğlu harika bir oyuncu. İki ters karakterin ikisini de harika oynamak kolay değil..
Şimdi onu sahnede izleme fırsatını kollayacağım..
Filmin baş kadın oyuncusu Sezin Akbaşoğulları da mükemmel.. Filmi ayni adı taşıyan romandan esinlenerek, ama çok uzaklaşarak çektiğini anlatan yönetmen Çiğdem Vitrinel'in tüm oyuncu seçimleri ve oyuncu yönetimi de mükemmel. Bu noktadan bakınca, Türk sinemasının en kaliteli yapımlarından biri olduğunu söylemem mümkün.. Ama hepsi o..
Oyuncu seçim ve yönetimindeki başarı filmin bütününde yok.. Seyirci sayısının bu kadar düşük olmasının sebebi de bu bana kalırsa..
Vitrinel solculuğu ve feministliği ile ünlü..
Solcu ve feminist bir film yapmak da en doğal hakkı.. Ama hele günümüzde bir şeyi yaparken "Kör parmağım gözüne"yi yapmak kolay da, satmak zor..
Vitrinel ve senaryoyu birlikte yazdıkları Ceyda Aşar, mesajlarını tokmakla seyircinin kafasına vurmak için, iki satırda bir, bir önemli laf koymuşlar, mesela.. Senaryoyu elime geçirsem, en az üç ay, benim "Sevdiğim Laflar" köşesi dolar..
İki sıradan insanın diyaloğunda, bu kadar edebi, felsefi laf olur mu?.
Olursa inandırıcı olur mu?.
Tabii bu lafların altını çizmek için de tempoyu düşürebildikleri kadar düşürmüşler ki, ortada eylem değil, söylem kalsın..
O zaman da sıkılıyor seyirci.. Çıktığı zaman da, hiçbir yakınına filmi tavsiye etmiyor..
Oysa filmin en büyük reklamı fısıltı gazetesidir, bilirsiniz..
Vitrinel ve Aşar, kafalarında erkeği ve kadını tarihsel ve toplumsal, bir yere koymuşlar.
Koydukları yer için pek de haksız diyemeyiz. O olmuş erkeklerin dünyası..
Sonra rolleri tepe taklak etmişler. Kadının yerini erkek, erkeğin yerini kadın almış.
Olmuş film feminist.. Tersine dünyada neler oluyor, onu anlatmışlar.
Kadınla erkek bir kokteylde tanışıyorlar, Erkeğin yanına gidip tanışan kadın. Erkeği baştan çıkaran, halk deyişi ile tavlayan, getirip evine yerleştiren kadın. Sonunda bir gün bıkıp adamı kapıya koyan, hayatından, geldiği gibi giden, başkasına giden kadın..
Anlatabildim değil mi?.
Bu bile yetmemiş, Vitrinel'e feminist tepe taklak için..
Bu tür filmlerde evde dekolte dolaşan genelde kadındır. Yönetmen kadını yerli yersiz soyarak, gişeyi kollar.. Kadını cinsel malzeme (!) diye kullanır yani..
Burda, evde sabahtan akşama don gömlek dolaşan oyuncu, erkek.. Yani Erdal Beşikçioğlu'nun bacaklarını ezberliyorsunuz.
Buna karşılık, erkeği baştan çıkarıp evine kapayan kadının dizi görünmüyor, filmde..
Yani simgesellikte de bir feminizm var ki, demeyin gitsin.. Peki niye gitmiyor kadınlar filme?.
Benim gittiğim seansta beş kişiydik, topu topu..
Yani..
Mesaj vermek istiyorsan, önce film yapacaksın!..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.
Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.