1. Hişam Endülüs Emevi Devleti hükümdarı...

139'da (756-57) Kurtuba'da (Cordoba) doğdu. Babası Endülüs Emevî Devleti'nin kurucusu I. Abdurrahman'dır. Babasının vefat haberini alınca valisi bulunduğu Mâride'den (Mérida) ayrılarak Kurtuba'ya geldi; 1 Cemâziyelevvel 172'de (7 Ekim 788) devlet adamlarının ve halkın biatını alarak tahta geçti. Ancak Suriyeli Araplar'ın desteklediği ağabeyi Tuleytula (Toledo) Valisi Süleyman, yaşının büyüklüğü sebebiyle tahtın kendi hakkı olduğunu ileri sürerek onun emirliğini kabul etmedi. Kısa bir süre sonra Belensî nisbesiyle tanınan küçük kardeşi Abdullah da Süleyman'a katıldı. Hişâm meseleyi önce barış yoluyla halletmeye çalıştı, fakat muvaffak olamayınca kuvvete başvurup her ikisinin de isyanını bastırdı ve bir miktar mal ve para vererek sonunda onları Endülüs'ten uzaklaşmaya razı etti (174/790). Bu arada onun kardeşleriyle uğraşmasını fırsat bilen, Sarakusta'da (Saragossa) Matrûh b. Süleyman ve Turtûşe'de (Tortosa) Saîd b. Hüseyin adlı Arap liderleri, birkaç yıl sonra da Runde'de (Ronda) Berberîler ayaklandılar. Hişâm, babasının dönemindekilere kıyasla önemsiz kalan bu isyanları fazla zorlanmadan bastırdı ve bu olayların dışında ciddi kabul edilebilecek başka bir iç mesele ile de karşılaşmadı. Bunda, bir taraftan adalette gösterdiği titizliğin ve ülkenin her yanına gönderdiği gizli müfettişler vasıtasıyla idarecileri kontrol ettirmesinin, diğer taraftan da camiye gitmek, hastaları ziyaret etmek, cenaze merasimlerine katılmak gibi davranışlarıyla halka yaklaşmasının, ayrıca kendisinin bir kabile ya da grubun değil, bütün halkın hâmisi ve herkesin iyiliği için çaba sarfeden bir hükümdar olduğu intibaını bırakmasının rolü bulunuyordu.

Hişâm, ülke içinde istikrarı sağladıktan sonra her yıl kuzeydeki hıristiyan krallıklar üzerine başarılı seferler düzenledi. 175 (791) yılında gönderdiği bir ordu Ebro vadisinde ilerleyerek kuzeyde Castilla Vieja'ya ulaştı. 178'de (794) bir başka ordu Asturias Krallığı'nın yeni merkezi Oviedo'ya vardı ve bol miktarda ganimet ele geçirildi. Ertesi yıl Hişâm'ın sevkettiği son ordu, Asturias Kralı II. Alfonso ve müttefikleriyle yaptığı bazı çarpışmalarda yenildiyse de sonunda onları ağır bir bozguna uğrattı. Hıristiyanlar için büyük bir felâket olarak nitelenen bu savaştan sonra müslümanlar Oviedo'yu tekrar ele geçirip tahrip ettiler. Öte yandan, fetihten çok Endülüs Emevî Devleti'nin gücünü göstermek amacıyla Pireneler aşılarak Fransa'nın güneyindeki Septimania bölgesine seferler düzenlendi. Hatta Arbûne'nin (Narbonne) geçici bir süre için de olsa müslümanların hâkimiyetine girdiğini kaydeden rivayetler bulunmaktadır.

Mâlikî mezhebi, Evzâîliğin hâkim olduğu Endülüs'e I. Hişâm döneminde girerek yayılma imkânı buldu. Hacca giden öğrenciler İmam Mâlik'in derslerine devam ettiler ve görüşlerinden etkilendiler; dönüşlerinde de onun faziletlerini ve fikirlerini anlatarak bu mezhebin Endülüs'te yayılmasını sağladılar. Bunların başında Şebtûn diye tanınan Ziyâd b. Abdurrahman el-Lahmî, Îsâ b. Dînâr ve Yahyâ b. Yahyâ el-Leysî yer alır. Yahyâ, Kurtuba'daki cami ve medreselerde İmam Mâlik'in el-Muvaṭṭaʾ adlı eserini okutuyordu. Hişâm, Mâlikî mezhebinin yayılması için yapılan çalışmaları desteklemiş ve bundan haberdar olan İmam Mâlik de onun için, "Allah bulunduğumuz yeri senin hükümdarlığınla süslesin" diye dua etmiştir (İbnü'l-Kūtıyye, s. 62; Aḫbâr mecmûʿa, s. 109). Yahyâ el-Leysî Hişâm üzerinde öylesine etkili oldu ki emîr onun fikrini almadan hiçbir tarafa kadı tayin etmemeye başladı. Bu mezhepten yetişen fukaha, Hişâm'ın yakın ilgisi sayesinde devlet hayatında önemli yerlere geldi. İmar faaliyetleriyle de ilgilenen Hişâm, Kurtuba'da Vâdilkebîr (Guadalquivir) nehri üzerindeki tarihî köprüyü tamir ettirdi ve büyük Kurtuba kanalını açtırdı. Babasının başlattığı Kurtuba Camii'nin inşaatını tamamlattı ve binaya bir minare ile bir şadırvan ekletti. Müvelledûnun (mühtedi yerli halk) sayısında görülen artış üzerine yeni mescid ve medreseler yaptırdı. Âlim ve edipleri himaye eden I. Hişâm döneminde Arap dili ve edebiyatı zirveye ulaştı. İncil ve Tevrat Arapça'ya çevrildi.

Âdil oluşu sebebiyle Ömer b. Abdülazîz'e benzetilen I. Hişâm henüz kırk bir yaşındayken 3 Safer 180'de (17 Nisan 796) vefat etti. Dindar, güzel ahlâklı, mütevazi, cömert, fazilet sahibi, akıllı, hadis ve Kur'an ilimlerine vâkıf bir hükümdardı. İdaresi altındaki halkın kendisinden hoşnut olmasından dolayı Rızâ (Radî) lakabıyla anılırdı. Çocukluğundan beri İslâm prensiplerine uygun bir hayat süren Hişâm, Ömer b. Abdülazîz'in siyasetini örnek alarak valilerini sürekli kontrol ettirir ve halkın memnun kalmadığı idarecileri değiştirirdi. Savaş sırasında ölen askerlerin geride kalan erkek çocuklarının Dîvânü'l-ceyş'e yazdırılması işi de ilk defa onun tarafından başlatılmıştır.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN