Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin il başkanları toplantısında dün yaptığı konuşmada son yıllarda uluslararası siyasette bir "Türkiye rüzgârının estiğini" söyledi.
Bu argümanı, "Bölgesel krizlerin çözüm arayışında Türkiye'nin kapısı daha sık çalınıyor. Türkiye'nin ne diyeceği, nasıl tavır alacağı dikkatle takip ediliyor. Türkiye gündemi belirlenen ülke değil, gündem belirleyen bir ülke olarak adından daha fazla söz ettiriyor" ifadeleri ile gerekçelendirdi.
Küresel sistemin kırılma yaşadığı, güç rekabetinin sertleştiği ve bölgesel krizlerin yoğunlaştığı bir dönemde Türkiye'nin pozitif ayrışmasını sağlayan dinamikleri de şöyle sıraladı: "Şurası tartışmasız bir hakikattir; belirsizliklerin küresel düzeyde arttığı, her gün yeni bir krizin patlak verdiği, haklının güçlü değil, güçlünün haklı olduğu günümüz jeopolitiğinde Türkiye'nin en büyük şansı, AK Parti ve Cumhur İttifakı'dır. Tecrübeli, liyakatli, dürüst, çalışkan kadroların işbaşında olmasıdır."
Dünya'da krizlerin giderek derinleştiği bu dönemde ülkelerin iç siyasetleri ve ülke yönetimleri açısından karşımızda iki farklı tablo var. İlki, krizler karşısında savrulan, iç istikrarı zayıflayan ülke ve yönetimler. İkincisi ise, krizlere karşı ülke direncini artırmış, kriz yönetim refleksi ve karar alma kapasitesi yüksek ve aldığı kararı uygulama becerisi gelişmiş yönetimler ve ülkeler.
Türkiye tablonun ikinci kısmında. Bu ülkelerin sayısının çok sınırlı olduğunu vurgulamaya gerek yok. Türkiye'nin küresel sistemde pozitif ayrışan istisnai yönünün ortaya çıkmasında; siyasi liderlik, yönetimde kurumsal süreklilik, tecrübe, karar alma kapasitesi, kriz yönetim becerisi ve yetişmiş insan kaynağı gibi farklı dinamikler var.
***
Dünyadaki gelişmeler üzerinden farklı mecralarda yürüyen tartışmalarda sıkça sorulan bir soru var: 2023 seçimlerini muhalefet kazansaydı bugün Türkiye'nin küresel ve bölgesel düzelmede yeri neresi olurdu?