Türkiye'nin en iyi haber sitesi
YAŞASIN HAYAT

OSMAN MÜFTÜOĞLU

Ramazan geldi sağlık geldi

Sesli dinlemek için tıklayınız.

Ramazan bir irade egzersizidir. İrade kası çalıştıkça güçlenir. Kendini tutabilen insan, kendini iyileştirebilir. Ben hep Ramazan’ı şöyle tarif ederim: Bir ay boyunca içimizdeki doktora nöbet yazıyoruz. O doktor şunları fısıldar

Sayılara takılmış giden bir yaşam arayışı içindeyiz. Aynı takıntı ben dahil pek çok hekim ve bilim insanında da var. Daha uzun ve daha sağlıklı bir ömür peşinde koşarken de yine ölçümüz değişmiyor: SAYILAR...
Tansiyon kaç? Kolesterol ne durumda? HbA1c yüzde kaç? Adım sayısı? Uyku skoru? Nabız değişkenliği? Ne ki hayatta her şey sayı ile ölçülmüyor, ölçülemiyor.
Minnettarlık...
Tevazu...
Bağışlamak...
Hoş görmek...
Şükretmek...
Empati...
Umut...
Sevgi...
Almadan önce vermek. İtiraz yerine kabullenmek. Öfke yerine merhamet.



Ben hekim gözüyle Ramazan'ı biraz da bu nedenle çok önemserim. Yıllar önce de yazdım: Osman Hoca'ya göre Ramazan bir "İÇ DOKTOR" gibidir.
Bedenin ruhla, ruhun bedenle samimiyetle buluştuğu muhteşem bir iyileşme fırsatıdır. Ramazan sadece aç kalmak değildir. Ramazan bir metabolik resettir. Ramazan bir ruhsal arınma laboratuvarıdır. Ramazan bir irade antrenmanıdır.
Bugün Longevity konuşuyoruz. Aralıklı oruç diyoruz. Autofaji diyoruz. Metabolik esneklik diyoruz. Oysa asırlardır uygulanan bir kadim disiplin var: Ramazan orucu.
Oruç, doğru uygulandığında insülin direncini azaltabilir, yağ yakımını artırabilir, inflamasyonu düşürebilir. Hücresel temizlik mekanizmalarını (autofaji) tetikleyebilir. Sindirim sistemine dinlenme fırsatı verir. Ama Ramazan'ın şifası sadece biyokimyasal değildir.

ASIL MUCİZE ŞURADADIR:
Yavaşlamak. Sakinleşmek. Sofraya şükürle oturmak. Lokmayı fark ederek yemek. Paylaşmak. Bugün hızlı yemenin, hızlı yaşamanın, hızlı tüketmenin bedelini ödüyoruz. Midemizin dişi yok ama biz lokmaları çiğnemeden yutuyoruz. Beynimiz doymadan kalkıyoruz. Ruhumuz aç kalıyor. Ramazan sofraları bana hep şunu hatırlatır: Yavaşlayan insan iyileşir.
Oruç sadece mideyi değil, dili de tutmayı öğretir. Kalbi yumuşatır. Empatiyi güçlendirir. Açlık hissi, başkasının açlığını anlamayı kolaylaştırır. Şükür duygusu, kortizolü bile düşürür. Minnettarlık, bağışıklığı güçlendirir.
Ramazan bir irade egzersizidir. İrade kası çalıştıkça güçlenir. Kendini tutabilen insan, kendini iyileştirebilir. Ben Ramazan'ı hep şöyle tarif ederim: Bir ay boyunca içimizdeki doktora nöbet yazıyoruz. O doktor bize şunları fısıldar:
Az ye.
Yavaş ye.
Şükret.
Affet.
Paylaş.
Sabret.
Longevity'nin özeti aslında budur. Uzun ve sağlıklı yaşam sadece kalori hesabı değildir.
Sadece takviyeler değildir. Sadece check-up değildir. Uzun ömür biraz da kalbin genişliğidir. Zihnin sakinliğidir. Ruhun dengedir. Ramazan geldi. Sağlık geldi.



D VİTAMİNİ ANAYASASI
D vitamini, son yılların en popüler, en çok ilgi çeken sağlıklı yaşam moleküllerinden biri. Gelin sizinle bugün, tıbbın bu en çok konuşulan ama aynı zamanda en çok yanlış anlaşılan mucize molekülü ile ilgili son bilgileri paylaşalım ve hep birlikte bir D Vitamini anayasası oluşturalım.

RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR: HEDEF KAÇ OLMALI?
Tahlil kağıdındaki 25(OH)D satırına iyi bakın. İdeal aralık 50–100 ng/mL bandıdır. Ama benim favori "değerim" 70 civarıdır. 50'nin altı zayıf kalır, 100'ün üzeri ise gereksiz maceradır.

GÜNLÜK DOZ: FAZLASI GÖZ ÇIKARIR MI?
Sağlıklı bir yetişkinseniz günlük 1000–2000 ünite (IU) kâfidir. Depolar boşsa bu rakam 3000–4000'e çıkabilir. Ancak hekiminiz onaylamadıkça 4000 ünitenin üzerine çıkmak riskli olabilir.

K2 VİTAMİNİ: ZORUNLU MU, MANTIKLI MI?
Şart değil ama "akılcı bir ortaklık"tır. D vitamini kalsiyumu emer, K2 (özellikle MK-7 formu) onu damara değil kemiğe yönlendirir. Yüksek doz alıyorsanız K2 eklemek damar kireçlenmesine karşı mantıklıdır.

HAFTALIK YÜKLEME Mİ, GÜNLÜK İSTİKRAR MI?
Beden istikrar sever. Haftalık veya aylık "bomba dozlar" yerine, fizyolojiye uygun olan günlük düzenli alımdır. Hedefimiz ani pikler değil, kanda stabil bir seviyedir.

ZAMANLAMA HATASI UYKU KAÇIRIR
Kesin kural yok ama akşam alınan D vitamini bazı hassas bünyelerde uykuyu kaçırabilir. En garantisi sabah veya öğle saatleridir.

AÇ KARNINA İÇMEK BOŞA KÜREK ÇEKMEKTİR
D vitamini yağda çözünür. Aç karnına suyla yutarsanız emilmez, boşa gider. Mutlaka yağlı bir öğünle; zeytinyağlı salata, yoğurt veya yumurtayla alın.

YAZ GELDİ DİYE ŞİŞEYİ KAPATALIM MI?
Takvime değil tahlile bakın. Cam arkası ofislerde yaşıyor, sürekli güneş kremi sürüyor veya koyu tenliyseniz yazın da eksiklik sürebilir. 15-20 dakika güneşlenemiyorsanız desteğe devam gerekebilir.

GÜNEŞ Mİ HAP MI?
En doğalı güneştir, sirkadiyen ritmi de düzenler ama dozunu ayarlamak zordur. En güvenli formül: Güvenli güneşlenmek, eksiği kontrollü takviyeyle tamamlamaktır.

DAMLA MI KAPSÜL MÜ?
Damla esnektir, kapsül pratiktir. Etkinlikte fark yoktur, mühim olan markanın ve içeriğin kalitesidir.

UNUTULAN İNCE DETAYLAR
Obezitede doz artmalı, böbrek hastaları dikkat etmeli. Özellikle sarkopeni (kas kaybı) ve menopozda kemik sağlığı için hayatidir. Ve bir sır: Magnezyum eksikse D vitamini işini yapamaz, bu ikiliyi ayırmayın.



OZEMPIC YENİ PROZAC MI?
Tıp tarihinde bazı ilaçlar vardır ki, etkileri sadece reçeteleri aşmaz; bir dönemin ruhunu, bir toplumun olaylara bakışını kökten değiştirir. Hatırlayın 1990'ları... "Mutluluk hapı" lakabıyla Prozac sahneye çıktığında mesele sadece depresyonu tedavi etmek değildi. O güne kadar "karakter zayıflığı", "şımarıklık" ya da "melankoli" denip geçilen ruhsal çöküşler, bir anda "serotonin eksikliği" ve "sinaptik boşluk" gibi biyolojik terimlerle konuşulur oldu. Yani o küçük kapsül, damgayı sildi; suçu "kişinin zayıf iradesinden" alıp "beynin kimyasına" yükledi. İşte bugün, tam otuz yıl sonra benzer, hatta belki de daha şiddetli bir zihniyet devrimini Ozempic ve benzeri ilaçlarla yaşıyoruz. Ama bu kez başrolde hüzünlü ruhlar değil; modern insanın en büyük kâbusu olan obezite, durdurulamayan iştah ve o sinsi "haz arayışı" var.

BİLİM NE SÖYLÜYOR?
GLP-1 agonistleri (yani Ozempic ve türevleri) başlangıçta sadece kan şekerini düzenlemek için yola çıkmıştı. Ama görüldü ki bu reseptörler sadece pankreasta değil, beynin "ödül merkezinde" de var. Araştırmacılar artık şu soruyu yüksek sesle soruyor: Bu ilaçlar sadece midenin iştahını mı kesiyor, yoksa beynin "craving" dediğimiz o önlenemez aşerme döngüsünü mü yönetiyor?

SAĞLIK BOYUTU
Yıllarca obeziteyi "irade zayıflığı" sanıp yanıldık. Oysa bugün biliyoruz ki iştah; hormonların, insülinin ve modern hayatın kışkırttığı karmaşık bir biyolojik yangındır. GLP-1 ilaçları, zihni sürekli meşgul eden o "yemek gürültüsünü" susturarak kişiye bir sükunet alanı açıyor. Ama burada kritik bir risk var: İştah azalırken, yaşamdan alınan tat da azalıyor mu? Bazı kullanıcılarda görülen "isteksizlik" hali, tıpkı Prozac dönemindeki "duygusal küntlük" (anhedoni) tartışmasına benziyor.

TOPLUM BOYUTU
Prozac depresyonu bir zayıflık olmaktan kurtarmıştı. Ozempic de bugün obeziteyi "irade sorunu" etiketinden alıp "biyolojik sorun" başlığına taşıyor. Bu büyük bir kazanımdır.

PEKİ OSMAN HOCA NE DİYOR?
Ozempic ve benzeri ilaçlar bana göre iki gerçeği aynı anda gösteriyor:
BİR. Obezite Biyolojiktir: Bu ilaçlar obezitenin "iradesizlik" değil, güçlü bir biyoloji meselesi olduğunu kanıtladı. Bağırsak-beyin hattına yeni bir düzen getirdi.
İKİ. İlaç Yol Değil, Köprüdür: Ne kadar etkili olursa olsun, bu iğneler "yaşam tarzının yerine geçmez." Sadece o tarzı uygulamayı kolaylaştıran bir köprüdür. Kilo vermek bilgi eksikliği değil, dürtüye yenilmektir; ilaç işte o yenilgiyi önler.
BENİM UYARIM NETTİR: GLP-1'ler doğru kişide ve hekim kontrolünde çok değerlidir. Ama "herkese, her isteyene" yaklaşımı bilim değil pazarlamadır. Ve en önemlisi: Eğer bu süreçte proteini artırmaz, direnç egzersizi yapmazsanız; yağla birlikte kaslarınızı da eritirsiniz.
SÖZÜN ÖZÜ ŞUDUR: Ozempic belki "yeni Prozac"tır çünkü sorunu anlama biçimimizi değiştiriyor. Ama tek başına bir çağın bütün yükünü çözecek mucize değildir.



KİLONUN PATRONU KİM KALORİ Mİ İNSÜLİN Mİ?

Madem ki bugün yeniler ve yenlikler günü yaptık, dosyalara falan daldık, gelin bir değişilik daha yapalım, yıllardır süren şu meşhur "yumurta mı tavuktan" tartışmasına nihayet bir nokta koyalım. Bir taraf "Matematik şaşmaz, kalori fazlası yağ yapar" derken, diğer taraf "Hayır, asıl suçlu insülin hormonudur" diyor. Peki, vücudumuzda asıl patron kim?

KALORİ DENKLEMİ
Önce matematiği kuralım. Kilo artışı için enerji fazlası şarttır. Yani harcadığınızdan fazla enerji kapıdan girerse, vücut bunu depolar. Bu, değişmez bir biyolojik gerçektir.

İNSÜLİN NE YAPIYOR?
İnsülin basit bir taşıyıcı değil, net bir "depolama" hormonudur. Karbonhidrat yediğinizde yükselir ve hücrelere şu emri verir: "Enerjiyi içeri al, fazlasını depola!" Eğer insülin seviyeniz sürekli yüksekse, yağ yakımı kilitlenir, depolama kolaylaşır ve açlık krizleri daha sık kapıyı çalar.

GERÇEK CEVAP!
Kalori miktarı kapıdan giren yakıttır. İnsülin ise o yakıtın nereye gideceğini (kasa mı, göbeğe mi?) belirleyen trafik polisidir. Kalori olmadan kilo alınmaz, bu doğru. Ama insülin yüksekse, o kalori çok daha kolay ve hızlı bir şekilde yağa dönüşür.

NEDEN AYNI KALORİ HERKESTE AYNI ETKİYİ YAPMAZ?
İşte zurnanın zırt dediği yer burasıdır. Aynı yemeği yiyen iki kişide sonuç neden farklı olur?
İnsülin hassasiyeti farklıdır.
Kas kütlesi farklıdır.
Uyku kalitesi farklıdır.
Stres düzeyi farklıdır.
Bağırsak mikrobiyotası farklıdır. Yani metabolizma basit bir hesap makinesi değil, karmaşık bir hormon orkestrasıdır.

SADECE KALORİ SAYMAK YETERLİ Mİ?
Kısa vadede evet, tartıda eksilme görürsünüz. Ama uzun vadede çoğu kişi için bu sürdürülebilir bir strateji değildir, sistem bir noktada tıkanır.

SADECE İNSÜLİNİ SUÇLAMAK DOĞRU MU?
Hayır, bu da eksik kalır. Çünkü yağ da sonuçta fazla kaloriden yapılır. Ama insülin yönetilmeden kalori kontrolü yapmak, yokuş yukarı araba itmek gibidir; zorlaşır.

EN DOĞRU YAKLAŞIM
Formül şudur: Kaloriyi makul tutun ama insülin dalgalanmalarını (şeker piklerini) önleyin. Kas kütlenizi artırın, uykunuzu ve stresinizi düzeltin. Kilo yönetimi matematikle başlar ama hormonlarla şekillenir.

Osman Hoca yorumu:
Benim özetim her zamanki gibi net ve açıktır. Konu kilo olduğunda "Kalori kapıyı çalar, insülin içeri alır." Önerim, kapıyı kime, ne zaman açtığınıza dikkat etmenizdir.

Sabah.com.tr Uygulamamızı İndirin

Uygulamalara Özel Ayrıcalıkları Keşfedin!
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.