Türkiye'nin en iyi haber sitesi
HINCAL'IN YERİ HINCAL ULUÇ

Bir sahtekârın dönüşü...

Emir, ya da yeni adı her neyse Kusturica, çekti gitti. Yaptığı en doğru hareket de bu oldu. Ama Antalya Belediye Başkanı Mustafa Akaydın Hocam haklı. Altın Portakal'ın üzerine bir kir, bir leke, bir gölge düştü. Ne var ki bu lekeyi düşürenler, bu "Çirkin" adamı "Protesto" değil, "Davet" edenler.. Ve de başta Jüri Başkanı Kadir İnanır, bu daveti savunanlar.
Bakın.. Bir defa şunu kafamıza koyalım.. Eğer demokrasiden söz ediyorsak, demokrat lafını ağzımızdan düşürmüyorsak, ilk yapacağımız şey, "Protesto" sözünü özümlemektir. Her ama her fikri özgürce savunabilmek ne kadar demokrasi şartıysa, her ama her fikri protesto edebilmek de ayni ölçüde demokratlık gereğidir. Protesto özgürlüğü olmadığı zaman, demokrasiden söz etmek mümkün değildir.
Şiddet kullanmadan, çevreye zarar vermeden, başkalarının özgürlüklerini engellemeden yapılan protestoya izin vermezsek, insanları, sorunların demokratik yollarla çözüleceğine nasıl inandırırız?.
Son günlerin fotoğraflarına bakın..
Üniversite harçlarını protesto eden 15 kişilik bir gurup ve saçlarından sürüklenen bir genç kız. Sürükleyen polis. Devletin, yani demokrasinin polisi..
Halkın arasında yürümekten, onların evine girmekten, çocuklara hediye vermekten mutlu olan bir başbakan. Ama arasına girdiklerinden biri, onu sözlü bir şekilde protesto ediyor. Dikkat edin, hakaret değil, protesto.. O zaman haydi gene yaka paça, nezarete.. Irz düşmanlarını tutuksuz yargılayan ülkede başbakanı sözlü protesto, içeri atılma sebebi olursa, demokrasi nasıl olur, peki?.
Emir Kusturica'nın Antalya Film Festivali'ne jüri üyesi olarak davet edilmesi büyük bir çoğunluğa göre yanlıştı. Bu yanlış protesto edildi.
Kusturica'nın iyi bir sanatçı olması, daha önce Bursa'ya gelmesi, yapılan yanlışı düzeltmez.
Bursa'ya davet edilmesi de yanlıştı. Ama belli ki o zaman kimseler pek farkına varmamış, farkına varanlar da seslerini duyuramamışlar.
Bakın ben mesela, Bursa hikayesini yeni öğrendim.
Neden?.
Üstelik Bursa, Balkan göçmenlerinin, yani göreceli olarak en hassas kesimin en yoğun yaşadığı ilimizken, niye ses çıkmamış?.
Mesele, "Bursa sustu, Antalya da sussun" değil. Tam tersine.. "Bursa niye sustu"nun hesabını sormak.
Emir Kusturica iyi bir sanatçı olabilir. Ama iyi bir insan değil. Ben, kişisel menfaatlerinin peşinde fırıldak gibi dönen fırsat düşkünlerini sevmem. Hatta nefret ederim. Kusturica, nefret ettiklerimden..
Bosnalı bir Müslümandı Emir.. Hem de nasıl bir Bosnalı'ydı, inanmazdınız.. O zamanlar Bosna üzerine müthiş bir sempati vardı dünyada..
Barcelona Olimpiyatları açılışında takımlar sahaya girerken, spiker "Bosna" diye anons ettiğinde kopan kıyameti unutamam..
Bir kadın atlet koşmuştu, bir uzun mesafe koşusunda.. Atlet falan olduğunu söylemek de zordu ya.. Koşuyordu işte.. Herkes yarışı bitirmiş, o hâlâ koşuyordu, ama bir şampiyon gibi ayakta alkışlanıyordu..
Bosnalı olduğu için.. Ezik, yıkılmış ve katliama uğramış bir ulusu temsil ettiği için.
Emir Kusturica, tüm dünyanın "Mağdur" Bosna'ya müthiş bir sempati ile baktığı yıllarda, tam da militan bir Bosnalı olarak ortaya çıktı. Ünlü bir Sırp milliyetçisini düelloya davet etti. Bir başka ünlü Sırp milliyetçi liderini Belgrad'da, Sırbistan'ın merkezinde, festival sırasında, yani dünya medyası ordayken yumrukla nakavt etti. Öyle bir Bosna milliyetçisiydi güya, Bosnalı olmak, para ederken..
Sonra..
Sonra.. Savaşın izleri silinir ve Sırbistan, artık mağdur değil, eşit bir devlet olan Bosna Hersek'e göre daha gelişmiş, daha umutlu bir ülke olarak doğarken ve de 11 Eylül 2001 baskını ile başlayan El Kaide terörü, sinema dünyasında üretim ve pazarlama kontrolünü elinde tutan Amerika'da Müslümanların popülaritesini nerdeyse sıfırlayınca, Emir de birden değişti.
Hem de ne değişme..
Adını, dinini değiştirdi. Müslüman Bosna vatandaşlığını ve ülkesini bıraktı. Hıristiyan Ortodoks Sırp oldu, Sırbistan'a yerleşti ve bir Sırp kızı ile evlenip, Sırp milliyetçilerinin ünlü Çetnik selamını vermeye başladı. "Ben aslıma döndüm. Biz Ortodoks Sırptık. Türklerden canımızı kurtarmak için Müslüman olduk" dedi.
Şimdi Prof. Akaydın Hocama ve "Bunlar bizi ilgilendirmez. Önemli olan sanatı" diyen herkese sormak isterim.. Kadir İnanır'a sormak isterim..
Böyle bir fırsatçıya, böyle çirkin bir şovmene saygı duymak mümkün mü?.
Böyle utanç verici bir karakterin, bu ülkenin en geleneksel, en popüler sinema festivaline onur konuğu ve jüri üyesi olarak davet edilmesini kabullenmek mümkün mü?.
Geldi, defoldu gitti.. Umarım ve dilerim, bir daha da gelmez..

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA