Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Hakkaniyet ve fazilet abidesi: Hz. Hüseyin

Hz. Hüseyin sadece kanı ile değil, bütün bir yaşamıyla hakkaniyet ve fazilette örnek olmuştur. Ömrünü Allah'ın, dedesi vasıtasıyla insanlara gönderdiği mesajlara dayalı olarak geçirmiştir

Giriş Tarihi: 24.11.2012
İ
nsanlık tarihi ve bunun bir parçası olan İslam tarihi iyiliklerle kötülüklerin mücadelesi olarak akıp gelmiştir. Bu mücadele, tabii olarak, iyiliğe yönelenlerle kötülüğü tercih edenlerin açığa çıkmasına yol açmış; tarihin her döneminde iyilerden zirve yapanlar çıktığı gibi kötülerden dibe vuranlar da çıkmıştır. İşte Hz. Hüseyin hakkaniyette zirveye ulaşan abide şahsiyetlerden birisidir. Çünkü o kişiliğinin temellerinin atıldığı altı yaşına kadar dedesi Muhammed Mustafa tarafından terbiye edilmiş, onun vefatından sonra Peygamber kızı Fatıma'nın anneliği ve damad-ı Nebi Hz. Ali'nin babalığında yetişmesini devam ettirmiştir. Şehit edildiği 54 veya 55 yaşına kadar bütün bir ömrünü Allah'ın, dedesi vasıtasıyla insanlara gönderdiği mesajlara dayalı olarak geçirmiştir. Daha açık bir ifadeyle Hz. Hüseyin sadece kanı ile değil, bütün bir yaşamıyla hakkaniyet ve fazilette örnek olmuştur. Onun Kerbela'da acımasızca şehit edilişi, kimi zaman düşüncelerin sadece Kerbela dramına odaklanmasına yol açmış, onun kutlu hayatı ve faziletleri göz ardı edilmiştir. Kronolojik hayatı bakımından Hz. Hüseyin 10 Ocak 626 yılında Medine'de dünyaya gelmiş, ismi dedesi Hz. Muhammed tarafından "güzelcik" anlamında Hüseyin olarak konulmuştur. Doğumunun yedinci gününde yine dedesinin emriyle akika kurbanı kesilmiş, saçları kırpılarak ağırlığınca gümüş yoksullara sadaka olarak dağıtılmıştır.

AYET İNERKEN YANINDAYDI
Dört yaşlarında iken, Hz. Peygamber Necran Hıristiyanlarıyla yaptığı ahitleşmeye diğer yakınları yanında onu da götürmüştür. Yine Ehl-i beyt ile ilgili olarak Ahzab suresinin 33'üncü ayeti nazil olduğunda, örtünün altına onu da almış ve dua etmiştir. Altı yaşına kadar Resul-i Ekrem'i yakından tanıyan Hüseyin kimi zaman secdede iken onun boynuna binmiş, kimi zaman ağabeyi Hasan ile birlikte onunla oyun oynamıştır. Altı yaşlarına gelince biricik dedesini kaybetmiş olan Hüseyin, annesi Fatıma ile babası Ali'in yürüttüğü kutlu evde, çocukluğunun bütün safiyeti içinde İslam'ın inanç, ibadet ve ahlak güzelliklerini ruh dünyasının derinliklerine sindirmiştir. Birinci ve ikinci halife döneminde çocukluk ve delikanlılık dönemini yaşamış, üçüncü halife döneminde 650 yılında gerçekleşen Taberistan seferine katılmıştır. Hz. Osman'ın hilafetinin sonlarına doğru evi kuşatıldığında, babasının talimatı çerçevesinde ağabeyi ile birlikte halifeyi koruyanlar arasında yer almıştır. Babası hilafete geçtiğinde otuz yaşlarında olan Hüseyin, babası ile birlikte hareket edip Cemel, Sıffin ve Nehrevan olaylarında bulunmuştur. Babası Hz. Ali 661 yılında bir Haricî tarafından şehit edilip Kufeliler büyük oğlu Hasan'ın etrafında toplandığında, Hz. Hüseyin de ağabeyinin yanında yer almıştır. Hz. Hasan'ın İslam toplumunda daha fazla kan dökülmemesi için Muaviye ile anlaşıp hilafetten çekilmesinin ardından Medine'ye intikal etmiştir. 670 yılında ağabeyi Hasan zehirlenerek şehit edildiğinde çok üzülmüş ancak sesini çıkarmamıştır. Hz. Hüseyin bundan sonra hayatını, kaynakların verdiği bilgilere göre, genellikle Medine'de geçirmiş, her yıl hacca gitmiş, siyasi faaliyetlerden uzak kalmış, kendisini ilim ve ibadete vermiştir. Muaviye'nin 680 tarihinde ölümünden sonra oğlu Yezid, Emevi devletinin başına geçmiş ve Medine valisine gönderdiği yazılarla en büyük rakibi olarak gördüğü Hz. Hüseyin'in biatını almasını istemiştir. Durumun kritik bir seyir takip ettiğini gören Hz. Hüseyin, Medine'den ayrılarak Mekke'ye gelmiştir. Bu esnada Kufelilerden, şehre gelip başlarına geçmesi için ısrarlı mektuplar almıştır. Bunun üzerine Hz. Hüseyin yerinde incelemeler yapmak ve durumu kendisine iletmek etmek üzere amcasının oğlu Müslim b. Akil'i Kûfe'ye göndermiştir. Müslim Kûfe'ye girdiğinde büyük bir ilgiyle karşılanmış ve Hz. Hüseyin adına binlerce kişiden biat almıştır. Ardından Hz. Hüseyin'e mektup yazarak Kufe'de lehine olan havayı tasvir eden bir mektup göndermiştir. Kûfe'de bu gelişmeler olurken siyasi hakimiyetini pekiştirmeye çalışan Yezid, burada aleyhine meydana gelen gelişmelerden haberdar olmuş, Kufe Valisi'ni görevden alıp yerine sertliği ile tanınan Ubeydullah bin Ziyad'ı tayin edip ondan bir an önce duruma el koymasını istemiştir. Vali İbn Ziyâd göreve gelir gelmez Müslim'i yakalatıp öldürtmüş, ardından da Hüseyin adına Müslim'e biat edenleri ağır bir şekilde cezalandırıp dağıtmıştır. Kufe'deki bu yeni gelişmelerden ve Müslim'in öldürüldüğünden haberi olmayan Hz. Hüseyin, hazırlıklarını tamamlamış ve yakınlarını yanına alarak küçük bir birlikle yola çıkmıştır. Yolda bilahare Müslim'in öldürüldüğünü öğrenen Hz. Hüseyin beraberinde bulunanlarla istişare ederek durum değerlendirmesi yapmış, isteyenlerin dönebileceğini söylemiş, özellikle Müslim'in çocuklarının da ısrarıyla geriye dönmeyip, sefere devam kararı almıştır. Bu arada Vali İbn Ziyad, Ömer bin Sa'd komutasında bir birlik hazırlatarak Hz. Hüseyin'in üzerine göndermiştir. Bu birlik Kerbelâ'da Hz. Hüseyin ve adamlarını kuşatmış, su almalarını engellemiştir. Yapılan görüşmelerde Hüseyin; Medine'ye geri dönmek, Şam'a giderek Yezid'le görüşmek yahut serhatlarda fetihlerle meşgul olmak gibi seçenekler sunmuşsa da Yezid'e biat etmesinde ısrar edilmiş, onun bunu reddetmesi üzerine de etrafındaki 70 kadar askeri ile hicri 10 Muharrem 61, miladi olarak 10 Ekim 680 yılında şehit olmuştur. Kerbela olayı yüzyıllarca kapanmayan yara olarak devam etmiş, sınırlı sayıdaki kesimler hariç bütün Müslümanlar, Hz. Hüseyin'in yanında yer alıp Yezid ve ordusunu takbih etmiştir. Tarihsel süreç içinde bazı kesimler Kerbela olayını kurumsal mateme dönüştürmüş, çoğunluk ise başta babası Hz. Ali ve ağabeyi Hz. Hasan olmak üzere şehit edilen nice insanlar olduğunu, bunlara kendisinin de matem tutmadığını, esasen Kur'an ve sünnette matem tutmayı teşvik eden bir hüküm bulunmadığını düşünerek hareket etmişlerdir.

MÜSLÜMANLARIN SEVGİLİSİ

Kerbela dramını kim nasıl anarsa ansın, şunda hiç şüphe yoktur ki Hz. Hüseyin gerek Peygamberin muazzez torunu olması gerek haksız yere şehit edilmesi gerekse de bütün bir hayatı boyunca İslam'ın iman, ihlas ve ahlakına dayalı erdemli bir hayat yaşaması sebebiyle -Harici zihniyetli küçük muhit dışında- bütün Müslümanların ortak sevgilisi olmuştur. Ülkemizde Sünni, Alevi-Bektaşi, Caferi tüm vatandaşlarımız çocuklarına onun ismini vererek, ona olan sevgilerini somut biçimde göstermiştir. Bugünün insanına düşen, hangi toplumsal yapıya mensup olursa olsun, Hz. Hüseyin'i sadece Kerbela'da akıttığı kanı ile değil, bütün hayatını üzerine kurduğu iman ve ahlakıyla tanıyıp yâd etmesi, uğruna canını verdiği değerleri hatırlaması, onun şefaatine nail olmayı niyaz etmesidir. Yine bugünün insanı Kerbela olayını sağlıklı şekilde değerlendirmeli, yeni acıların yaşanmaması için güçlü bir bilinç kazanmalı, farklılıklar etrafında değil ortak değerler etrafında kenetlenip geleceğe yürümelidir.

Hazırlayan: Doç. Dr. İlyas Üzüm

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Hakkaniyet ve fazilet abidesi: Hz. Hüseyin
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN