Türkiye'nin en iyi haber sitesi

30 yıl önce oynadığım oyunların bile her sahnesini hatırlarım

Giriş Tarihi: 3.6.2017
30 yıl önce oynadığım oyunların bile her sahnesini hatırlarım

10 yıldır aynı sahneyi paylaşan ile , GÜNAYDIN’ın Ramazan buluşmaları için Ataşehir’deki yeni tiyatrolarının kapısını açtı. Can, “30 yıl önce oynadığım oyunların bile her sahnesini hatırlarım” diyen Davran’ın hafızasını takdir ettiğini söylerken, Davran “Akıl hocam, rehberim” dediği Can’a büyük saygı duyduğunu belirtiyor

İki usta oyuncu ile , kurucusu oldukları İstanbul Halk Tiyatrosu'nda 10 yıldır aynı sahneyi paylaşıyor. İkili bugünlerde, yeni sezonda İstanbul-Ataşehir'de açacakları yeni tiyatro mekanlarının heyecanını yaşıyor. GÜNAYDIN'ın Ramazan buluşmaları için bir araya geldiğimiz Can ve Davran ile tiyatrodan, otomobil aşkına, izcilikten at biniciliğine kadar pek çok şeyi konuştuk...



CEM DAVRAN: Bana seni sorduklarında ne diyorum biliyor musun?
ERKAN CAN: Ne diyorsun?
C.D.: "Erkan Can bizim tiyatromuzun mentorudur, akıl hocasıdır, rehberimizdir" diyorum. Hatta "Erkan, tarhana çorbası gibidir; yedi gün, yedi farklı yemek yediğini sanırsın, anlamazsın aynı şeyi yediğini... Her dakika yeni bir şey görürsün" diyorum. Kuliste gençlere hep söylüyorum; "Sahneni unutursun, antre kaçırırsın ama ustayı izlemeyi unutmayın. Nasıl davranıyor, neler yapıyor... Erkan Can'ı okul gibi izlemek lazım" diyorum.

FİL GİBİSİN!
E.C.: Biz de ustalarımızı örnek aldık. Bursa Devlet Tiyatrosu'nda bu disiplinle büyüdük. Hep izledik onları, usta-çırak ilişkisini hep devam ettirdik. Bu meslekte 43 yılım doldu. Hâlâ herkesten önce kuliste olurum.
C.D.: Sonuçta ikimiz, geleneksel Türk tiyatrosunun çok sağlam temsilcileriyiz. Eski ustaların yaptığı tiyatronun tadında ilerliyoruz. Bizim tiyatronun gençleri, bu anlamda bize umut veriyor. Bu öğretiyi ve disiplini almayan dökülüp gidiyor zaten. Mesela bizim tiyatroda tek star yoktur; herkes star.
E.C.: Evet, önemli olan oyun... Yeri geldiğinde iki replik söyler, arkaya geçeriz. Bizden sonra, bizim çocuklarımız bu geleneği devam ettirecek.
C.D.: Aynı geleneğin çocuklarıyız... Bizim çocuklarımız da öyle... Bir gün biz çekildiğimiz zaman bayrağı onlar devralacak. Ailemizin en küçüğü, Yıldıray'ın (Şahinler) bebeği Aksel... Sonra senin Deniz var... Benim Ali ile Can var.
E.C.: Yıldıray, çok iyi yönetmen.
C.D.: Evet, Yıldıray oyun yönetsin, ben de hep oynayayım. Yıldıray'ın sanatsal aklına çok ihtiyacımız var. Şu 'Bezirgan'ı bana versen böyle sahneye koyamazdım. Dünya tiyatro literatüründe iki ana karakteri tek kişiye oynattı. Herkese maskeler taktırdı.
E.C.: Ben de babaanneyi oynuyorum oyunda. Bahtiyar'ı da (Engin) unutmayalım...
C.D.: Bahtiyar olmazsa bu tiyatro olmaz, dağılır. O bizim çimentomuz.
E.C.: 'Alevli Günler'e başlayalı sekiz sezon oldu değil mi?
C.D.: Evet, sekiz sezondur oynuyoruz. 7 Şubat 2010'da başlamıştık, 400'den fazla kez sahneledik.
E.C.: Hafıza müthiş; fil gibisin. Sahneyi, camın kenarındaki çiçeği, her detayı hatırlıyorsun.
C.D.: 30 yıl önce oynadığım oyunları bile biliyorum her sahnesiyle... Bu çok iyi bir şey değil aslında. Yaşım ilerledi, zihnim şişmeye başladı... Bellek yetmiyor artık; bazı şeyleri silmek lazım.
E.C.: Ben öyle yapıyorum mesela, unutuyorum.
C.D.: Biraz silmek gerekiyor bence de... Ama bazı fotoğrafların kalması lazım bellekte. Çocukluğum, ailem, özel tiyatro anılarım... Yapılan iyiliği de, kötülüğü de unutmam. Küçücük iyiliği, omuz vermeyi asla unutmam.
E.C: Dostlarımız, bu tiyatro için bize çok destek verdi. Onlardan bahsedelim mi?
C.D.: Biz hep kendi mekanımız olsun, orada üretmeye devam edelim dedik. Senin deyiminle bir 'kayıkhanemiz' olsun dedik. Ama acele etmiyorduk bunun için. Dostlarımız da hep 'Sizin mekanınız olmalı' deyip bizi teşvik ediyorlardı sağ olsunlar... Yüksek mimar Orhan Bayrak, kıymetli iş adamları Mahmut Koç ve Mehmet Demir, benim çok yakın dostlarım. Bizi buraya çağırıp 'Burada böyle bir mekan var, size uyar mı?' dediler. Sonra da mekanı bize tahsis ettiler. İçeride kullanılan birçok teknik malzeme için de yine dostlarımız yardım etti.
E.C.: Öyle güzel dostlar biriktirmişiz ki... Bazen susayan suyu değil, su susayanı buluyor.
C.D.: Kesinlikle... Bu yaşta bile hâlâ çocuk gibi tiyatro için heyecanlanmamıza, tiyatro sevdamıza itibar ediyorlar.
E.C.: Hayal ettiğimiz gibi bir yer olacak mı?
C.D.: Çok şık bir otelin bağımsız bölümünde, butik bir sahne olacak. 320-330 kişilik bir mekan... Alışılan İtalyan sahne biçiminde değil, amfi düzeninde... Yavaş yavaş ilerliyoruz; şap bitti, koltukları sipariş ettik. Elektrik aksamı yapılıyor.
E.C.: Ne zaman oynuyoruz kısmetse?
C.D.: Kasım ayında açacağız perdeyi... Amiral gemimiz ''i oynarız. 'Bezirgan' da devam eder. Şu an üç-dört oyun için çalışıyoruz. Temmuz'da yeni bir oyunun provalarına başlarız.



BEDAVA DA VERSELER YENİ ARABAYA BİNMEM

E.C.: Oyunculuk kurslarını mekanımıza taşıyacağız değil mi?
C.D.: Evet, kursu da tiyatromuza taşıyacağız. Kursuyla, kafesiyle, ofisiyle dolu dolu bir merkez olacak. En önemlisi; kimse 'Erkan Can nerelerde?' diye düşünmeyecek; mekan belli olacak.
E.C.: Benim mekanım belli ki... Ya Göztepe Sanayi'deyim ya da Kartal Oto Sanayi'de...
C.D.: Ne yapıyorsun orada?
E.C.: Arabanın eksikleri oluyor; yağına, suyuna bakıyoruz. Arkadaşlarım da var oralarda. Sadri Usta'yla rot balansa bakıyoruz, arabalardan konuşuyoruz. Arabalar benim doktorum; bana terapi gibi geliyor.
C.D: Klasik seviyorsun bir de sen; Amerikan kullanıyorsun hep...
E.C.: Evet, biz onların üstünde büyüdük oğlum... Bursa'da, eski hapishanenin doğu duvarında, arka sağ köşede 49 model bir Pontiac dururdu. Kocaman bir direksiyonu vardı; o direksiyonun içinde sallanırdım. Göbeğindeki amblemi çıkarıp kolye yapmıştım. Eskiden başka araba yoktu ki... Bu arabalar çok estetik; sanat var, işçilik var...
C.D.: Yeni arabalara binmez misin?
E.C.: Benim hep bir tane arabam oldu. Şimdi 91 model Chevrolet Caprice Classic'im var. Yeni arabayı bana bedavaya versen de binmem. Sevmiyorum... Teknoloji uçmuş gitmiş, ona bir şey demiyorum ama aynı zevki vermiyor. Bak dikkat et; filmlerde kahraman hep eski, klasik arabayla kaçar. Çünkü o manuel'dir, mekaniktir. Uzaktan falan patlatamazsın.
C.D.: Seni sanayide görenler şaşırmıyor mu peki?
E.C.: Ben her yerde dolaşırım. Giderim köhne bir kundura dükkanında akşama kadar otururum, hiç canım sıkılmaz. Her yerde görebilirsin beni. Mahalle çocuğuyuz; o mahalle kültürü bizi buraya getirdi. Sen de öyle değil misin? Ben, Bursa Bayırköylü'yüm. İznik Gölü'nün kenarı... O zamanlar bütün ralliler o güzergahta yapılırdı. En tehlikeli etap, Bayırköy etabıdır. Bütün ralliciler bilir bunu. Renç Koçibey zamanında, Zafer Algöz'le birlikte ralli hakemliği yapmışlığım vardır. Arabalar çok önemlidir benim için. Bizim köyün içinden geçerdi arabalar, her yer toz duman olurdu. Kahvedeki yaşlılar küfür ederdi ama bizim çok hoşumuza giderdi.
C.D.: Atçılık da var sende değil mi?
E.C.: Beygirleri severim, İnegöl'de beygir arabamız da vardı. Bursa Atlı Spor Kulübü'nün manejinin her şeyini tek tek kendi ellerimle yaptım neredeyse.
C.D: At binmiştin bir filmde... Hâlâ biniyor musun?
E.C.: At binerim... O filmde ('Patron Mutlu Son İstiyor') beygir gitmedi, beni sevmedi, anlaşamadık. Hayvanla vakit geçirmeden olmaz.
C.D.: 'Kahpe Bizans'ta benim de at binme deneyimim oldu. Atın ismi Madlen'di, hiç unutmuyorum. Atla vakit geçirmen lazım. İki ay boyunca sürekli aynı atla haşır neşirdim. Acemi olduğumu anlamıştı.
E.C.: At, arkadaşlığın simgesidir; ikinin tek olmasıdır. Ata hakim olursan arşa çıkarsın, at sana hakim olursa taklaya gelirsin. At seninle savaşa bile gidiyor, düşünsene... Seviyorsa seni, seninle birlikte ölüme gidiyor.


1991 model Chevrolet Caprice kullanan Erkan Can, "Her zaman sadece tek bir arabaya binerim" diyor.

METAL BÖLÜMÜNDEN TERKİM, DEKORLARI KENDİMİZ KURARIZ

C.D.: Sen görev adamısın... Bir gün Bakırköy'de oyun oynayacağız. Oyuna bir saat kala, ben dekorları kamyondan indiriyordum, sen de dekoru birleştiriyordun. Zaten sen soğuk demirci miydin, neydin?
E.C.: Sanat okulu, metal bölümü ikinci sınıftan terkim... Biz dekorumuzu kendimiz taşıyıp kendimiz kurduk hep. İşin mutfağını bilmezsen olmaz.
C.D.: Çakın yanında mı peki? İzcilik de var sende...
E.C.: Evet yanımda... (Gömleğini sıyırıp kemerine taktığı çakıyı gösteriyor) Şimdiki gençlerin melekeleri kaybolmuş biraz. Bir gün yeğenlerimin oyunu vardı; 8-10 tane pano taşımaları gerekiyor. O zamanlar bende kamyonet vardı. "Ben taşırım" dedim. 10 panoyu yerleştiremediler bir türlü. "Çekilin kenara" dedim, tak tak yerleştirdim. Fırçaladım biraz onları. Gençleri eleştirmek için söylemiyorum; gençlerimiz çok değerli... Biz artık 50'yi aştık, bayır aşağı iniyoruz.
C.D.: Topa gelişine vuracağız...
E.C.: Aynen... Hayatın tadını çıkarmaya çalışıyoruz, bunu da bu tiyatroyla yapacağız. Kendimize döneceğiz ve eğleneceğiz. Öyledir zaten; önce oyuncu eğlenecek ki, sonra seyirci eğlensin. Oyunlarımızı hep dolu salona oynuyoruz.


Erkan Can ile Cem Davran, tiyatroda devam eden inşaat çalışmalarını anlattı.



POPÜLERLİK RÜZGARINA KAPILABİLİRDİM AMA BEN ÇOCUK BÜYÜTMEYİ SEÇTİM

E.C.: Şan, şöhret, popülerlikle ilgili bir derdim yok benim. Senin var mı?
C.D.: Bana 'Ruhsar'da, 'Kahpe Bizans'ta oynadın. Neden devamı gelmedi?' diye soruyorlar. Bu tercih meselesi; hiç popülerlik derdim olmadı.
Seni bilmem ama benim hatırlanmak gibi bir derdim de yok. Aşık Veysel'in dediği gibi, dostlar beni hatırlasın yeter. Kubbede hoş bir seda bırakmaya çalışıyoruz. Yakaladığım o rüzgardan devam edebilirdim ama ben çocuk büyütmeyi seçtim.
E.C.: Ben onu pek yapamadım; ya oyundaydık, ya çekimdeydik. Çocuğumu hep uyurken sevdim. İster istemez biraz mesafe oldu aramızda. Çok mucuk mucuk değiliz mesela... Hayat böyle aktı, şartlar böyle gelişti.
C.D.: Üç yıl önce, küçük oğlum tıbben çok zor bir ameliyat geçirdi Amerika'da. Onu bekledim, ameliyat bitti, atladım oyuna gittim Narlıdere'ye. Sonra tekrar yanına gittim.
E.C.: Anlık kararlar bunlar, insani şeyler... Seninle aynı mesleği yapmalarını ister misin?
C.D.: Zaten çok uzak değiller bu işe. Büyük oğlum, klasik müzik eğitimi aldı zaten. Küçük oğlum da sinema-televizyon- tiyatro okuyor. Canları nasıl isterse, neyi seviyorlarsa onu yapsınlar; en önemli şey o.
E.C.: Deniz daha küçük, orta ikiye gidiyor. Zamanla şekillenir ama kızım biraz gizli komiktir. Bu arada, bu röportaj yayınlandığında biz Van'da olacağız, değil mi?
C.D.: Evet, sekiz yıldır gitmediğimiz yer kalmadı; bütün Türkiye'yi dolaştık. Yozgat'ta oynadık 'Alevli Günler'i, 16 yıl sonra o şehre giden tek tiyatro ekibiydik. Ben Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı Mütevelli Heyeti'ndeyim ayrıca. Van'da deprem öncesi sekiz ay boyunca çocuklara drama çalışması yaptırdık. TEGV nedeniyle Van'la duygusal bir bağımız var. O sebeple Van Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar sahneliyoruz. Sezonu da Van turnesiyle kapatacağız, 'Alevli Günler' ve 'Bezirgan'ı oynayacağız.


Cem Davran, oğulları Ali ve Hürcan ile.


'Alevli Günler'

'BABAANNE' ROLÜYLE HEM ŞAŞIRTIYOR HEM GÜLDÜRÜYOR
Irmak Bahçeci'nin yazdığı 'Alevli Günler', Cem Davran'ın deyimiyle İstanbul Halk Tiyatrosu'nun amiral gemisi... Sekiz sezondur 400'ü aşkın kez sahnelenen oyun, Şaman bir profesörün son isteğini yerine getirmek için bürokrasiyle uğraşan üç arkadaşın hikayesini anlatıyor. Cem Davran, oyunda Şaman Türkoloji profesörünü canlandırırken, Erkan Can birden fazla rolle izleyicinin karşısına çıkıyor. Can; Yıldıray Şahinler'in yönettiği oyunda, diyanet işleri temsilcisi, banka müdürü ve nüfus müdürü gibi farklı karakterleri oynuyor.
Ekibin diğer oyunu 'Bezirgan' ise Moliere'in başyapıtı 'Tartuffe'den uyarlandı. Oyunda basma etek ve başörtüsüyle sahneye çıkan Erkan Can, canlandırdığı babaanne rolüyle izleyiciyi kahkahaya boğuyor. Cem Davran ise 'Bezirgan' ve 'Zikret' adlı iki karakteri oynuyor.


'Bezirgan'

Dün Van Devlet Tiyatrosu'nda 'Bezirgan' oyununu sahneleyen İstanbul Halk Tiyatrosu ekibi, bugün yine aynı yerde 15.00 ve 21.00 saatlerinde 'Alevli Günler' ile izleyicinin karşısına çıkacak. 'Bezirgan', yarın saat 21.00'de bir kez daha Vanlı tiyatroseverlerle buluşacak.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
30 yıl önce oynadığım oyunların bile her sahnesini hatırlarım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN