ABD Başkanı Donald Trump kelimenin her anlamıyla 'acılarına sahip çıkan' biri. Geçmişinde kendisini hedef alanları, yok sayanları ve ezmeye çalışanları unutmuyor. Ulusal siyasette de küresel siyasette aynı intikam hissiyle hareket ediyor. Nitekim ilk döneminde kendisine saldıran içerideki derin devlet, istihbarat kurumları, yargı, Pentagon, medya, Sorosçu çevreler ve liberal muhaliflerle kimi Yahudi lobilerinden teker teker öcünü aldı/alıyor.
FBI, CIA ve diğer istihbarat kurumlarını hallaç pamuğu gibi salladı. Peş peşe imzaladığı kararnamelerle derin devlet bürokrasisini adeta felç etti. Emirlerine ayak direyen generalleri Pentagon'da sigaya çekti.
Göbek bağlayanlardan istifa mektubu istedi. Özel temsilcilerle diplomatik teamülleri altüst etti. Voice of America (VOA) ile ABD Yardım Kuruluşu (USAID) gibi Amerikan propaganda mekanizmalarını devre dışı bıraktı.
Bu kurumların ABD düşmanı solcu ve LGBT'ci kesimlere hizmet ettiğinin altını çizdi. Liberallere karşı sadece siyasi değil aynı zamanda kültürel karşı savaş da başlattı. Küreselci ve aile karşıtı değerlerin propaganda merkezine dönüştüğünü söylediği üniversiteleri hedef aldı.
***
Dışarıda ise
liberal ve siyonist lobilerin ağındaki Avrupalı küreselcileri adeta tozlu bir halı gibi silkeledi. Hepsine diz çöktürdü. Avrupalı liderleri
Beyaz Saray'da ilkokul öğrencileri gibi karşısına dizdirdi. Davos'ta iklim lobisini yerden yere vurdu. Grönland'ı vermekte nazlanan Avrupalıları yerin dibine soktu.
Davos'taki konuşmasında
İkinci Dünya Savaşı'na değinen Trump, Avrupalılara "Eğer biz olmasaydık hepiniz Almanca biraz da Japonca konuşuyor olurdunuz" dedi.
NATO'nun kendisine "Daddy" (Baba) dediğini hatırlatan Trump, Ukrayna krizinde Rusya ile anlaşarak
Avrupa'yı by-pass etti. 2025 ABD Ulusal Güvenlik Strateji belgesinde Avrupa'yı değerlerine ihanet eden, ekonomisi zayıf ve kendini savunamayan güçsüz bir kıta olarak tarif etti. Böyle giderse 20 yılda tarihten silineceklerini söyledi.
BM binasının ihalesini kendisine vermeyen kurumu ise
şamar oğlanına çevirmiş durumda. Her fırsatta BM'yi aşağılıyor.
Paris İklim Anlaşması'ndan sonra BM'ye bağlı
UNESCO ve DSÖ'den de ayrıldı. BM'nin işlevsiz ve hantal olduğunu söyleyen Trump tek başına BM'den daha fazla dünya barışına hizmet ettiğini savunuyor.
Gazze başta olmak üzere farklı kıtalarda çatışan aktörler arasında tam
'sekiz buçuk barış'a imza attığını söylüyor.
***
Kendini
'Barışın Başkanı' diye niteleyip çabalarının
Nobel Barış Ödülü'yle taçlandırılması gerektiğini belirten Trump, bu ödülü fazlasıyla hak ettiğini vurguluyordu. Peki
Nobel'e ev sahipliği yapan Norveç ne yaptı?
Ödülü Venezuelalı muhalif figür
Maria Corina Machado'ya verdiler.
Buna içerleyen Trump, yeniden savaşçı tarafını harekete geçirdi.
10 Aralık 2025'te açıklanan ödülden sonra Venezuela'ya
3 Ocak 2026'da operasyon yaparak Nikolas Maduro'yu konutundan kaçırdı.
Yani "Venezuela'daki değişimi ödül verdiğiniz Machado değil ben yaptım" dedi.
Zaten Nobel ödülünü
"Trump'ın hakkı" deyip reddetmeyen Machado'yu da
'yetersiz biri' diyerek aşağılayıp yeni Venezuela yönetiminin dışında bıraktı. Üstelik Machado 16 Ocak'ta Beyaz Saray'da
Nobel'ini Trump'a takdim etmesine rağmen.
Trump'ın Nobel öfkesi burada da bitmedi.
Jeffrey Epstein dosyalarında en fazla gündeme gelen ülkelerden biri de Nobel'e ev sahipliği yapan Norveç.
Belgelerde Norveç Kraliyet ailesi deprem yaşıyor.
Müstakbel Kral Haakon ile Kraliçe Mette-Marit'in kirli ilişkileri deşifre olurken eski Norveç başbakanı ile diplomatları ve elçilerinin yüz kızartıcı suçları da birer birer ortalığa dökülüyor.
Trump'a Nobel'i çok gören
Norveç monarşisi temellerinden sarsılıyor. Kraliyet ve ülke yönetimi çıkmazda.
Bütün bunlar tesadüf mü? Bence değil. Nedense olup bitenler rastlantıdan ziyade
soğuk yenen bir intikam yemeğini çağrıştırıyor.