Türkiye'nin son 15-20 yılda savunma sanayisinde kurduğu üretim modeli şimdi yeni bir alana taşınıyor: uzay sanayisi. Savunma projelerinde yetişen mühendisler, hassas üretim yapan KOBİ'ler, kompozitçiler, elektronik ve yazılım şirketleri artık uyduların ve Türkiye'nin Ay'a göndereceği ilk uzay aracının parçalarını geliştiriyor. Rakamlar dönüşümün ölçeğini ortaya koyuyor. 2002'de 56 firmanın faaliyet gösterdiği ve 62 projenin yürütüldüğü savunma sanayiinde bugün firma sayısı 4 binin, proje sayısı 1.400'ün üzerine çıktı. Sektörde doğrudan çalışanların sayısı 100 bini aşarken, yerlilik oranı yüzde 20'lerden yüzde 80'in üzerine yükseldi. Savunma ve havacılık ihracatı ise 2002'deki 248 milyon dolardan 2025'te 10.05 milyar dolara çıktı. Sektörün yıllık Ar-Ge harcaması da 3.5 milyar doların üzerine ulaştı. Şimdi bu üretim altyapısının önünde ikinci büyük pazar bulunuyor: uzay ekonomisi. OECD'nin 2026 raporu küresel uzay gelirlerini 2025 için yaklaşık 550-600 milyar dolar aralığında hesaplıyor. Space Foundation'ın metodolojisine göre küresel uzay ekonomisi 2024'te 613 milyar dolara ulaşmıştı ve bunun yüzde 78'i ticari faaliyetlerden geliyordu. Başka bir ifadeyle uzay artık yalnızca devletlerin prestij projelerinden oluşan bir alan değil uydu, haberleşme, elektronik, yazılım, yer sistemleri, görüntüleme, malzeme, itki ve fırlatma teknolojilerinden oluşan dev bir sanayi pazarı.
SAVUNMANIN FORMÜLÜ UZAYA TAŞINIYOR
Türkiye'deki dönüşümün önemli tarafı, uzay için sıfırdan tamamen ayrı bir sanayi kurulmaya çalışılmaması. Savunma, havacılık, otomotiv, makine, kompozit ve elektronik sektörlerinde oluşmuş kabiliyetler uzay projelerine aktarılıyor. SAHA İstanbul'un yapısı bunun önemli göstergelerinden. Kümenin üyelerinin yüzde 64'ü KOBİ, yüzde 16'sı mikro işletmelerden oluşuyor. Üye şirketler toplam 78 bin 300 kişiye istihdam sağlıyor. 12.59 milyar dolarlık ciro ve 6.08 milyar dolarlık ihracat hacmine sahip. SAHA İstanbul, 2022'de Milli Uzay Endüstrisi Komitesi'ni kurarak savunma ve havacılık şirketlerinin uzay projelerine taşınması için ayrı bir yapılanmaya gitti. Komitede TUA, TÜBİTAK UZAY, TÜBİ- TAK SAGE, TUSAŞ, ROKETSAN, ASELSAN, HAVELSAN ve TÜRKSAT gibi büyük kurumların yanında DeltaV, SDT Uzay ve çok sayıda KOBİ ve teknoloji şirketi aynı ekosistem içinde yer alıyor. Bu nedenle Türkiye'nin uzay hamlesini sadece "uydu üretmek" şeklinde okumak eksik kalıyor. Asıl hedef, savunmada kurulan ana yüklenici + alt sistem üreticisi + KOBİ + üniversite + teknoloji girişimi zincirinin uzayda yeniden oluşturulması. Bu modelin ilk büyük laboratuvarlarından biri TÜRKSAT 6A oldu. Türkiye'nin ilk yerli ve millî haberleşme uydusu olan TÜRKSAT 6A'nın geliştirilmesinde 20'den fazla ulusal firma ve yaklaşık 400 uzman görev aldı. TÜBİTAK UZAY koordinasyonunda TUSAŞ, ASELSAN ve CTech'in yanı sıra daha küçük teknoloji ve üretim şirketleri kritik parçalar geliştirdi. Buradaki önemli nokta yalnızca parçaların Türkiye'de üretilmesi değil. Firmalar uzay standartlarında tasarım, üretim ve test kabiliyeti kazanarak bundan sonraki projeler için bir çeşit "uzay sicili" oluşturdu. Örneğin Bursa'daki Maximator Türkiye, TÜRKSAT 6A'nın elektrikli itki sisteminde kullanılan ksenon gazının doldurulmasını sağlayan yüksek basınç sistemini geliştirdi. TÜBİTAK UZAY'ın verdiği bilgilere göre yerli sistem, yurt dışından alınabilecek muadilinin yaklaşık beşte biri maliyetle üretildi. Bu örnek uzay ekonomisinin KOBİ açısından neden önemli olduğunu da gösteriyor. Bir uzay aracının tamamını üretmek gerekmiyor. Bir vana, tank, sensör, yazılım veya mekanik parça bile küresel tedarik zincirinin kapısını açabiliyor.

UYDUYA TANK ÜRETTİ
İzmir Kemalpaşa'daki İZOREEL Kompozit dönüşümün dikkat çekici örneklerinden biri. Şirket 30 yılı aşkın süredir demir-çelik, elektrik, elektromekanik, makine, otomotiv ve savunma gibi sektörlerde kompozit teknolojileri geliştiriyor. Bu üretim tecrübesini daha sonra uzay sektörüne taşıdı. İZOREEL, TÜRKSAT 6A'nın elektrikli itki sistemindeki ksenon yakıt tankını geliştirdi, üretti ve test etti. Tankın geliştirme ve test süreçleri Avrupa Uzay Standardizasyonu ECSS kriterlerine göre gerçekleştirildi. Firmanın uzay yolculuğu bununla da kalmadı.TÜBİTAK UZAY için geliştirilen kompozit yapısal elemanlar İMECE uydusunda kullanıldı. İMECE'nin 15 Nisan 2023'te uzaya gönderilmesiyle şirketin ürettiği parçalar da uçuş ve uzay tarihçesi kazanmış oldu. Bu, bir KOBİ açısından kritik bir eşik. Çünkü uzayda başarıyla çalıştığı kanıtlanmış bir parçanın üreticisi olmak, firmanın gelecekte uluslararası projelerde tedarikçi olabilmesi açısından önemli bir referans oluşturuyor. Uzay sanayisinin yeni tedarik zinciri yalnızca metal ve kompozit üreticilerinden oluşmuyor. TÜRKSAT 6A'nın uçuş yazılımlarında GCLAB Mühendislik ve VisionX Teknoloji de görev aldı. GCLAB'ın uzmanlığı kontrol sistemleri ve sinyal işleme. Şirket bugün faaliyet alanını doğrudan savunma, havacılık ve uzay uygulamaları üzerine tanımlıyor.Bu örnek Türkiye'nin savunmada geliştirdiği gömülü yazılım, kontrol, sinyal işleme ve otonomi yeteneklerinin uzay araçlarına aktarılabileceğini gösteriyor.
ŞİMDİ SIRA AY'DA
Türkiye'nin sanayi ekosistemi açısından bir sonraki büyük eşik Ay Araştırma Programı. Türkiye'nin ilk Ay Uzay Aracı'nın üretim, montaj ve entegrasyonu Eylül 2026 itibarıyla tamamlandı. Yaklaşık 3.5 ton ağırlığındaki aracın yerlilik oranı yüzde 80'in üzerinde. Aracın 2027'nin ilk yarısında fırlatılması hedefleniyor. Burada da önceki projelerde kazanılan teknolojiler yeniden kullanılıyor. İMECE ve TÜRKSAT 6A'da geliştirilen uçuş bilgisayarı, haberleşme, güç, ısıl kontrol, yönelim ve yörünge operasyonları konusundaki mühendislik birikimi Ay Uzay Aracı'na aktarıldı. Projede şimdiye kadar 200'den fazla mühendis, araştırmacı ve teknik personel görev aldı. Aracın uçuş bilgisayarı, güç dağıtım birimleri, güneş panelleri, haberleşme sistemleri, tepki tekerleri, ataletsel ölçüm birimleri ve yapısal parçaları Türkiye'de geliştiriliyor.
TÜRKİYE'NİN AY MOTORU
Projenin en kritik teknolojilerinden biri DeltaV tarafından geliştirilen hibrit itki sistemi. TÜBİTAK UZAY'ın açıklamasına göre Ay görevinin hibrit itki sistemi dışındaki temel sorumlulukları TÜBİTAK UZAY tarafından yürütülürken itki sistemi DeltaV tarafından geliştiriliyor. Şirketin iki kademeli hibrit roket sistemiyle gerçekleştirilen testinde 200 kilometrenin üzerindeki irtifaya ulaşıldığı açıklandı.Böylece savunma sanayiinde füze ve roket teknolojilerinde oluşan bilgi birikiminin devamında Türkiye açısından tamamen yeni bir sanayi kolunun, uzaya erişim ve uzay itki teknolojilerinin altyapısı oluşuyor. Ay programı yeni teknoloji şirketlerine de kapı açıyor. TÜBİTAK UZAY ile Poloptech arasında Ay Araştırma Programı kapsamında Görüntü Destekli Seyrüsefer Sistemi geliştirilmesi için iş birliği başlatıldı. Sistem, Ay yüzeyinden alınan görüntüler üzerinden uzay aracının konumunu ve yönelimini hesaplayacak. İlk Ay görevinde kazanılacak tecrübenin, ikinci görevde planlanan yumuşak inişte görev-kritik teknoloji olarak kullanılması hedefleniyor. Böylece Türkiye'nin savunma sanayiinde elektro-optik, görüntü işleme ve otonom seyrüsefer alanında geliştirdiği kabiliyetlerin başka kullanım alanı ortaya çıkıyor: Ay'da navigasyon.
YENİ KOBİ'LER İÇİN GEZGİN-1
Ekosistem Ay göreviyle de sınırlı değil. 2026'da başlatılan Uydu Teknolojileri Geliştirme Çağrısı kapsamındaki Gezgin-1 projesinde TÜBİTAK UZAY'ın yanında ROKETSAN, Poloptech, VisionX, NAUM ve Düzce Teknopark proje ortakları arasında yer aldı. Bu model, Türkiye'nin gelecekte tek tek büyük uydular üretmesinin ötesinde, daha küçük ve ticari uydu platformları çevresinde yeni şirketler yetiştirmeye çalıştığını gösteriyor. Türkiye'nin yeni hedefi yalnızca Ay'a bir araç göndermek değil. 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi'nde uydu üretimlerinin tek çatı altında toplanması, Ay Programı, bölgesel konumlama ve zamanlama sistemi, uzaya bağımsız erişim, uzay limanı, uzay sanayi ekosisteminin geliştirilmesi ve Uzay Teknolojileri Geliştirme Bölgesi Milli Uzay Programı'nın temel başlıkları arasında yer alıyor.
SAVUNMA SANAYİSİNİN YENİ ÇIKTISI: UZAY SANAYİSİ
Türkiye'nin önündeki tablo aslında savunma sanayiinin yaklaşık 20 yıllık dönüşümünün yeni bir aşaması. Savunmada önce ithal edilen sistemlerin parçaları yerlileştirildi. Ardından alt sistemler geliştirildi. Daha sonra İHA, füze, radar, gemi ve savaş uçağı gibi platformlara geçildi. Bu süreçte binlerce KOBİ; hassas mekanik, kompozit, elektronik, yazılım, optik, güç elektroniği ve malzeme teknolojilerinde yetişti. Şimdi aynı şirketlerin önünde yeni bir adres var: uzay. Bir zamanlar otomobile kompozit üreten şirket uyduya yakıt tankı yapıyor. Savunma elektroniği geliştiren mühendisler uydu sinyali işliyor. Yazılım KOBİ'leri uzay aracının uçuş kodlarını geliştiriyor. Görüntü işleme şirketleri Ay yüzeyine bakarak uzay aracının nerede olduğunu hesaplayacak sistemler üzerinde çalışıyor. Türkiye'nin 2027'de gerçekleştirmeyi hedeflediği Ay görevinin sanayi açısından asıl önemi de burada ortaya çıkıyor.
2026'DA UZAYA 8.7 MİLYAR TL
Kamunun bütçe tercihi de dönüşümü destekliyor.Türkiye'de uzay ve havacılık faaliyetlerine ayrılan ödeneğin 2025'te yaklaşık 5.05 milyar liradan 2026'da 8.73 milyar liraya çıkarıldığı açıklandı. Türkiye Uzay Ajansı'nın 2026 merkezi yönetim bütçesi ise TBMM kayıtlarına göre 5 milyar 917 milyon 250 bin TL. KOBİ tarafında da finansman genişletiliyor. KOSGEB'in savunma, havacılık ve uzay sektörüne yönelik Kapasite Geliştirme Destek Programı'nda KOBİ başına destek üst sınırının 20 milyon TL'den 30 milyon TL'ye çıkarılacağı açıklandı.