Savunma sanayisinin son çeyrek yüzyıldaki dönüşümü rakamlara da yansıyor. 2000'li yılların başında 56 firma ve 62 proje ölçeğindeki sektör, bugün 4 binin üzerinde şirketin ve yaklaşık 1.500 projenin yer aldığı geniş bir sanayi ekosistemine dönüştü. Doğrudan istihdam 135 bin kişiyi aşarken, yerlilik oranı yaklaşık yüzde 20 seviyesinden yüzde 83'e kadar yükseldi. Ancak gelinen noktada yerlilik kavramının kapsamı da değişiyor. Bir platformun Türkiye'de tasarlanması veya üretilmesi tek başına yeterli görülmüyor. Motor, elektronik, sensör, yarı iletken, özel alaşım, hassas üretim ve diğer kritik bileşenlerde sürdürülebilir tedarik kabiliyeti, savunma sanayisinin yeni stratejik gündemini oluşturuyor.

TEDARİK ZİNCİRİ YENİ REKABET ALANI
Bu dönüşümün arkasında modern savunma sistemlerinin giderek daha karmaşık bir tedarik ağına dayanması bulunuyor. KAAN programında yaklaşık 750, SİPER hava savunma sisteminde ise yaklaşık bin firmanın görev alması, tek bir savunma ürününün arkasındaki endüstriyel yapının ulaştığı ölçeği gösteriyor. Bu nedenle sektörün önündeki temel konu yalnızca yeni platform geliştirmek değil, bu platformların kriz ve çatışma dönemlerinde de üretilebilmesini sağlayacak sanayi altyapısını oluşturmak. Ana yüklenicilerden KOBİ'lere, üniversitelerden araştırma merkezlerine kadar uzanan tedarik zincirinin sürekliliği, stratejik bağımsızlığın yeni ölçütlerinden biri haline geliyor.

İHRACAT 12 AYDA 11 MİLYAR DOLAR SINIRINDA
Sektördeki teknolojik dönüşümün ikinci ayağını ihracat oluşturuyor. Savunma ve havacılık ihracatı Ağustos 2026'da 511.4 milyon dolar olarak gerçekleşti. Yılın ilk sekiz ayında ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 16.2 artarak 6.3 milyar dolara ulaştı. Son 12 aylık ihracat ise yaklaşık 10.9 milyar dolar seviyesine çıktı. Uzun vadeli tablo dönüşümün ölçeğini daha belirgin gösteriyor. Türkiye'nin savunma ve havacılık ihracatı 2002'de 248 milyon dolar seviyesindeyken 2025'te 10.05 milyar dolara ulaştı. Sektörün yıllık Ar-Ge harcamaları da yaklaşık 49 milyon dolardan 3.5 milyar doların üzerine çıktı.
YENi HEDEF KRiTiK TEKNOLOJiLER
Türkiye'nin savunma sanayisindeki ilk büyük dönüşümünü hazır alımdan yerli üretime, ikinci aşamasını ise yerli üretimden özgün tasarıma geçiş oluşturdu. Gelinen noktada üçüncü aşamanın kritik teknolojilerde ve tedarik zincirinde bağımsızlık üzerine şekillendiği görülüyor. Motorlar, güç grupları, ileri elektronik, radar ve sensörler, özel malzemeler, yapay zeka, yazılım ve hassas üretim teknolojileri bu dönemin öncelikli alanları arasında bulunuyor. Sektörün bundan sonraki performansında yalnızca kaç yeni platform geliştirildiği değil, bu platformların kritik parçalarının ne kadarının ülke içinde sürdürülebilir biçimde üretilebildiği de belirleyici olacak. Bu tablo, Türk savunma sanayisinin büyüme modelinde ölçek değişimine işaret ediyor. Yaklaşık çeyrek asır önce temel hedef savunma ihtiyacının daha büyük bölümünün yurt içinden karşılanmasıyken, bugün gündem kritik teknolojilerde bağımsızlığı derinleştirmek, seri üretim kapasitesini büyütmek ve Türkiye'nin küresel savunma tedarik zincirindeki konumunu güçlendirmek üzerine kuruluyor.