Türkiye'nin en iyi haber sitesi
ERDAL ŞAFAK

Karşı'nın yıldızı Çarşı'nın korkusu

Anelka, hayatını konu alan "Une Enigme" (Bir Gizem) adlı kitapta şöyle anlatılıyor: "Futbol gezegenini fethetmek için yola çıkmış ama düzenin görünmeyen güçleri tarafından sistemli olarak frenlenmiş bir göçmen çocuğu".....Anelka özellikle Real Madrid?de o kadar sık ve o kadar uzun süreli olarak kadro dışında tutuldu ki futbol otoriteleri ondan "Sahaların değil video oyunlarının kahramanı" diye söz etmeye başladılar

Portrelerimizi belirlerken tek kriterimiz var: Kahramanımızın o haftanın gündemine bir şekilde damgasını vurmuş olması. Yani, bir şekilde kendinden söz edilmesi, kendinden söz ettirmesi. Bir de Türkiye'deki siyasetçileri - şimdilik- bu sayfaya konuk etmemek gibi bir kural koyduk. Çok ama çok zorunlu kalmadıkça. Şükür, şimdiye kadar öyle bir zorunluluk da doğmadı. Neden o kural? Gözünün üstünde kaşın var eleştirilerini olgunlukla karşılayacaklarından ciddi kuşkularımız olduğu için. (Not: Bireysel, adresi belli gönderme yapmıyoruz. Kesinlikle.)

***
Neyse... Son birkaç haftadır kahramanlarımızı hep yabancılar arasından seçmemiz, anlaşılan dostlarımızın dikkatini çekmiş. Özellikle de SABAH'taki arkadaşlarımızın.
Bunu odamızın kapısından kafalarını uzatıp "Bu Pazar kimi okuyacağız" sorusunun yerini, "Bu haftanın kahramanı tanıdık mı? Şey... Yani bizden biri mi?" türünden nabız yoklamalarının almasından anladık.
Yaa... Öyle mi? Buyurun size bizden biri. Hem de çifte kavrulmuş. 1- Fenerbahçe'de top koşturduğu için bizden. 2- Fransız yurttaşı olduğu, Fenerbahçe'ye gelmesinden çok önce, daha Arsenal'de, Real Madrid'de parladığı yıllarda biz Frankofonlar'ın sempatisini kazandığı için bizden. Özetle:F+F= A Huzurlarınızda, Nicolas Anelka.

***
Siz hiç bir Türk futbolcusunun transfer olduğu kulüpte, yeni takımının formasıyla düzenlediği ilk basın toplantısında, "Valla ben bu saatten sonra oyun stilimi değiştiremem. Teknik kadro bana göre taktik hazırlamak zorunda" diyebileceğini düşünüyor musunuz?
Anelka yaptı. Hem de 220 milyon Fransız frankı (Euro henüz tedavüle girmemişti) gibi futbol tarihinin o zamana kadar en yüksek ikinci transfer ücretiyle (onu 280 milyon Fransız frankı bedelle Lazio'dan İnter'e atlayan Christian Vieri geçiyordu sadece) Arsenal'den Real Madrid'e, dünyanın en büyük kulübüne geldiği sırada. Casillas, Salgado, Karanka, Hierro, Carlos, Helguera, Makalele, Figo, McManaman, Raul, Guti'nin ilk 11'e girmek için analarından emdikleri sütün burunlarından geldiği Real Madrid'de.

Siz hiç bir Türk futbolcusunun "Henüz çok çaylak, kişilik olarak çok ham ve çok inatçı" uyarılarına rağmen kendisini transfer eden teknik direktörünü "Aptallık"la, yeşil çimlerdeki arkadaşlarını da "Kafasızlık" la suçlayabileceğini düşünüyor musunuz?
Anelka onu yaptı. Henüz amatörlükten yeni yeni profesyonelliğe geçtiği aylarda dikkatini çektiği teknik direktör Arsene Wagner'in ısrarıyla Paris Saint-Germain'den Arsenal'e transfer edildikten hemen sonra.

Siz hiç bir Türk futbolcusunun cumhurbaşkanının baş başa yemek davetini reddedebileceğini düşünüyor musunuz?
Anelka onu da yaptı. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, bir Madrid ziyareti sırasında, Anelka'yı öğle yemeğine çağırdı. Dönemin İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar da masada olacaktı. Burun kıvırdı. Chirac onu defterden sildi.

Siz hiç bir Türk futbolcusunun milli takımdan gelen daveti "Yedek kulübesinde pinekleyerek kaybedecek zamanım yok" diye geri çevirebileceğini düşünebiliyor musunuz?
Anelka onu bile yaptı. Ve o damla bardağı taşırdı. 3 yıl boyunca "lanetli" muamelesi görmesine neden oldu. Halkla ilişkilerin, kamuoyu oluşturmanın en müthiş tekniklerinin uygulandığı bu öyküyü anlatmalıyız. Her şey 17 Kasım 2002 Cumartesi günü başladı. 4 gün sonra Stade de France'da Yugoslavya ile yapılacak dostluk maçı için kampa çağrılan Anelka "hayır" dedi. O dönemde takımın aslarından Lyon takımından Sidney Govou'nun sakatlanması nedeniyle, onun yerini almak üzere göreve davet ediliyordu. Red cevabıyla birlikte gerekçesini de bildirdi:

"Ben bozuk musluğa takılan mantar olamam. Yedeğin yedeği hiç olamam."
Bu "kırmızı çizgi"yi ihlal demekti. Teknik direktör Jaques Santini yutkundu ama sesini çıkarmadı. Ancak Anelka'yı sonraki kampa da çağırmadı. Sen misin çağırmayan; Anelka açtı ağzını yumdu gözünü: "Benim 2000 yılında Avrupa şampiyonluğunu kazanan milli takımın bir parçası olduğum çok çabuk unutuldu. Bana saygıda kusur edildiğine inanmaya devam ediyorum. (Bir yıl önce Yugoslavya maçı için son dakikada, sakatlanan oyuncunun yerini doldurmak için çağrıldığını unutmadığını, onun öfke ateşinin sönmediğini, o tutumun bir ukte gibi içine oturduğunu anlatmaya çalışıyor.) Yalanlar üstüne kurulu bir oyun tezgahlandı, ben de bu maskaralığa bir son olmasa bile ara vermeye çalıştım..." Ve belleklerden silinmeyecek, yeni kinler üretilmesi için tükenmez kaynak oluşturacak şu cümleyle noktaladı:

"Santini önümde diz çöküp özür dilemedikçe, milli takıma dönme konusunu düşünmeyeceğim bile. Tekrarlıyorum; Santini önce önümde çömelip af isteyecek, ondan sonra ben 'bakalım' diyeceğim..."

BİR GÖÇMEN ÇOCUĞU
Sonra da henüz 22 yaşında "sınıf atlamış" bir siyah, bir göçmen çocuğu olmanın, çevresinde, hatta Fransız kamuoyunda oluştuğuna inandığı "rahatsızlıklar" a tokat gibi bir yanıt gönderdi: "Fransa'da bana genelde iyi gözle bakmıyorlar. Varoşlarda doğup büyümüş bir siyah gencin Ferrari sahibi olmasını kabullenemiyorlar. İyi ama bir Twingo ile gelseydim insanlar yine söyleneceklerdi, benim paramı gizlediğimi düşüneceklerdi. Ne yaparsam yapayım, hep haksız bulunacaktım." Ancak perdenin arkasında diyalog bazen aracılı, bazen doğrudan sürüyordu. Ve Anelka'dan burnunun sürttüğünü açıkça gösterecek bir açıklama bekleniyordu. Gittiği takımlarda ilk 11'e girmesi ile yedek kulübesinde beklemesi, hatta yedeklere bile alınmaması oranı gittikçe açılmakta olan Anelka da yeni bir çıkışının Fransız Milli Takımı'na tekrar çağrılmasından geçtiğini anlamaya başlamıştı. Ve de finalleri Portekiz'de oynanacak 2004 Avrupa Kupası maçlarında "Maviler" in formasını giymek için can atıyordu. Santini'nin af için öne sürdüğü koşulu sonunda kabullendi ve açıkça özür diledi: "25. yaşımı kutladığım şu günlerde, 16 ay önce milli takıma yapılan daveti geri çevirirken sıraladığım gerekçelerin içtenliğini ve dürüstlüğünü tam anlatamamış olduğunu çok daha iyi gördüm. Beni tanıyanlar, bu süreçte ortaya çıkan görüş ayrılıklarına rağmen Fransız Milli Takımı'na hep son derece saygıyla bağlı olduğumu bilirler. Ne yazık ki, daha sonra olayların seyri ve polemikler, tepkimi çerçevesinden taşırdı ve ben de söylemediğim sözlerin tutsağı haline geldim. Şimdi açıkça özür diliyorum. Bu özürle sadece fiziken değil, manen de benim futbol oynama aşkımın önünde beliren engelleri aşmış olacağımı sanıyorum. Zihnimin, beynimin, aklımın artık özgürleşeceğine inanıyorum." Fransız Milli Takımı Teknik Direktörü Santini her sözcüğü tartılarak kaleme alınmış bu " özür"den mutlu oldu ama yine de kara kaplı defterinde Anelka'nın adı üstündeki çizgiyi kaldırmadı. Bu tutumun bireysel değil kurumsal olduğu, 2004 Avrupa Kupası finallerinden sonra Jacques Santini'nin gidip yerine Raymond Domenech gelince anlaşıldı. O da 2006 Dünya Kupası elemelerinde -Fransa son maçlara kadar ölüp ölüp dirilmesine rağmen- Anelka'yı çağırmadı. Onun Fenerbahçe'de eski günlerinin parlaklığına dönmesini izliyor ama kayıtsızşartsız teslim alacağı günün gelmesini bekliyordu.

MİLLİ TAKIM AFFI ÇIKTI
Fransa -Milli Takım'a son maçlarda katılan Zinedine Zidane sayesindeelemeleri aşıp (Başımızın derdi İsviçre'yle aynı gruptaydı) Almanya biletini cebine koyduktan sonra, yılın son aylarını boş geçirmemek için ayarlanmış dostluk maçlarına daha "light" bir kadro hazırlarken, Domenech, Anelka'ya haber gönderdi: "Özürün hala geçerli mi?" Geçerliyse, Martinik'in başkenti Fort-de-France'da Kosta Rika ile yapılacak milli maç için kadroya çağrılacaktı. O da bu mesajla sevinçten havalara sıçradı. İki nedenden ötürü:
1- Nihayet af kararı çıkmıştı.
2- Bu af onun ticari çıkarları açısından tam zamanında gelmişti.
Çünkü Anelka, 1970'lerde Fransa'ya göç etmiş Martinik Adası'ndan (Antil Adaları'nın bir parçası) çiftin üç oğlunun en küçüğüydü. Tam da bu davetten önce, Martinik hükümeti İstanbul'a heyet göndermişti. Konu: Acaba Martinik'in başlıca ihraç ürünü olan muz onun adıyla pazarlanabilir miydi? Anelka da "Ben atalarımın vatanı Martinik'in ekonomik ve sosyal kalkınması konusunda son derece duyarlıyım. O nedenle önerinize sıcak bakıyorum" demişti. 3 yıllık bir anlaşma yapılmıştı. Martinik muzları artık Anelka adıyla dünya pazarlarına ihraç edilecekti. Ve de Anelka anlaşmayı, "Antiller'in muzunu ben bundan böyle insan hakları muzu ilan ediyorum" diye duyurmuştu. Özetle, Kosta Rika ile Martinik'in başkentindeki dostluk maçı Anelka'nın hem bağışlanmasının mesajı oldu hem de adını taşıyan muzların reklamı. O da hakkını verdi; İlk yarısı Kosta Rika'nın 2-0 üstünlüğüyle biten maçta ilk golü atarak, ikincisinin "asist"liğini yaparak Fransa'nın 3-2 kazanmasını sağladı. Hemen 5 gün sonra bir başka dostluk karşılaşmasında, Almanya maçında yedek kulübesinde tutulması, bu uzlaşmanın karşılıklı çıkarların gözetilmesine dayandığına ilişkin kuşkumuzu epey güçlendiriyor doğrusu. Yanılıp yanılmadığımızı, Almanya'daki 2006 Dünya Kupası finallerinde göreceğiz. Bakalım Fransa Milli Takımı'na çağrılacak mı? Portekiz'deki 2004 Avrupa Kupası finallerini televizyondan iç çekerek izlemesinin acısını çıkarabilecek mi? Aslında milli takım öyküsüyle Anelka'yı epeyce anlatmış olduk. İyi ve kötü yönleriyle. Gedikleri kapatmak ya da onu çileden çıkaran deyimle söylersek, "Bozuk musluğu mantarla tıkamak" için, yaşam öyküsünün buraya kadar değinmeye fırsat bulamadığımız yönlerini de birkaç satırla özetleyelim: Yukarıda da dediğimiz gibi, 1974'te Fransa'ya göç etmiş Martinikli Marguerite ve Jean-Philippe Anelka çiftinin üçüncü çocuğu olarak 14 Mart 1979'da dünyaya geldi. (Beşiktaş'ta Çarşı Grubu'na mal edilen ve aslında birkaç yıl önce Pascal Nouma için üretilmiş bir tekerleme var: "Fransa'da doğdu / Nicolas Anelka / Annesi tef çalar / Babası darbuka!") Doğru değil tabii, annesi de babası da eğitimciydi. Kardeşleriyle arasındaki yaş farkından hep hayıflandı. Ondan 10 yaş büyüktüler. Bunu iç çekerek şöyle anlatacaktı: "Ağabeylerimle aramdaki yaş farkından ötürü hep tek çocuk muamelesiyle büyüdüm. Yaşıma uygun kardeşlere sahip olmamanın hüznüyle, hep tek başıma oynadım..." Anelka futbola akranlarının mahalle takımlarında kendilerini keşfedecek birini gözledikleri yaşlarda, PSG'nin altyapısında başladı. Hafta arasında da yaşadıkları kasabının amatör takımında, Clairefontaine'de oynuyordu. 7 Şubat 1996'da, yani 17 yaşında PSG'nin profesyonel takımına geçti. Sadece arada bir oynatılmasına rağmen fiziği ve tekniğiyle dikkati çekmeyi başardı; 1998'de dünyanın en büyük kulüplerinden Arsenal'e transfer oldu. O yıl takımıyla çifte şampiyonluk yaşadı: Hem İngiltere Kupası hem de Birinci Lig. Ertesi yıl, İngiliz liglerinde oynayan futbolcuların katıldığı ankette "Yılın en iyi oyuncusu" seçildi. Ama Londra'da mutsuzdu, rekor transfer ücretiyle Real Madrid'e geçti. O sırada John Benjamin Toshack'tı Real Madrid'in teknik direktörü. Ve Anelka'yı o istemişti. Transferinin keyfini çıkaramadan ayrılmak zorunda kaldı, yerine Vicente Del Bosque geldi. (Kaderin cilvesi, ilerde ikisi de Beşiktaş'ın teknik direktörlüğüne getirilecekti.)

İKİNCİ ORTEGA VAKASI
Anelka ikisiyle de geçinemedi. Real Madrid Başkanı Lorenzo Sanz elbette tercihini teknik adamlarından yana kullandı. Martinikli Fransız, ilk profesyonel lisansını çıkaran Paris Saint- Germain'de buldu kendini. Sonra 2000-2001 sezonunda Liverpool'da. 2002'de ise Manchester City'de. İngiltere birinci ve ikinci ligleri arasında gidip gelen bu kulüpte çilesini sona erdiren Fenerbahçe oldu. Bu yılın başında. Nice yıldızları söndürmüş olan Türk futbol kamuoyunu bölmeyi başardı: Kimine göre ikinci Ortega vakasıydı, kimilerine göre Hagi'den sonra Türkiye'ye gelmiş en büyük yıldız. Kimilerine göre bu transfer Fenerbahçe'nin artık bir dünya takımı olmaya başlamasının göstergesiydi, kimilerine göre ise huzurevine dönüşmesinin... Ancak Başkan Aziz Yıldırım'ın iyi bir kumar oynadığı, poker partisinde tam zamanında rest çektiği anlaşıldı: Anelka yeniden dünyanın en iyi 10 hücum oyuncusu arasına girdi. Bizden söylemesi; her ne kadar 2.5 artı 1 yıllık sözleşmesi olsa da Fenerbahçe ondan gözünü ayırmamalı. Tutamazsa bunun karşılığı büyük bir ticari başarı olmalı. Tıpkı Anelka'yı 5 milyon Fransız frankına alıp iki yıla bile kalmadan 220 milyon Fransız frankına satan Arsenal gibi. Ama yöneticiler "Her şey para değil" diyorlarsa, delikanlımızın Batı penceresinin açık kalması, oradan esen rüzgarları ciğerine çekebilmesi için, Şampiyonlar Ligi -ya da tanrı pek göstermesin ama UEFA Kupası- ile Avrupa serüvenini mümkün olduğu kadar uzak ufuklara taşımalılar. Yoksa Anelka'yı tutmak çok zor. Hele ikinci baharının coşkusuyla dolup taştığı şu sıralar...

Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
SON DAKİKA