Bombay yerleşim yeri hakkında...

Çoğunlukla müslümanların yaşadığı önemli bir ticaret merkezi olan Bombay dünyanın en büyük on şehri arasında yer alır. Hindistan yarımadasının batı sahillerinde (18° 58' kuzey enlemi, 92° 50' doğu boylamı) Colaba, Mahim, Mazgaon, Parel, Worli, Girgaum ve Dongri adlı yedi küçük ada üzerinde kurulmuştur. Nüfusu 1981 sayımına göre 8.243.405'tir. Hazirandan eylüle kadar süren yağışlar dolayısıyla mevsimler yıl boyunca sıcak ve nemli geçer. Yıllık ortalama yağış miktarı 180 santimetredir. Bugün Bombay çok katlı yapıları, bakımlı sahilleriyle modern bir şehir görünümündedir; ayrıca çeşitli tüketim maddeleri ve makine üretimiyle ülkede başta gelen endüstri merkezleri arasında yer alır. Hindistan'da dış ticaretin çoğunun buradan yapılması dolayısıyla Bombay'a ülkenin dışa açılan kapısı ve mal değişim noktası denilebilir.

Bombay ismi, bir Hint tanrıçasına karşı hürmet ifade eden mambaa veya munbaa kelimesiyle "anne" mânasındaki -ay ekinin birleşmesinden oluşmuştur. Bombay'ın önemli olmadığı zamanlarda eski Yunan ve Roma gemilerinin buraya yakın limanlara uğradıkları bilinmekte, Yunanlı astronom ve coğrafyacı Ptolemaios'un bölgedeki limanlar arasında bulunan Souppara (Sopaia), Kalliena (Kalyan) ve Semulla'dan (Chaul) bahsettiği görülmektedir.

Ortaçağ'ın müslüman seyyah ve coğrafyacıları da Sûbâra (Sopaia), Sîmûr (Çaul) ve Tâna (Thana) limanlarından bahsederler; Tâna Limanı Marco Polo'da Thoma olarak geçmektedir. 915'te Hindistan'ı ziyaret eden Mes'ûdî, Çaul şehrinde yaşayan müslüman nüfusun 10.000 civarında olduğunu söylemektedir. O dönemde bölgede müslüman olarak Beysara denilen Hindistan'da doğanlarla 977'de depremle yıkılan Basra körfezinin doğusundaki Sîrâf'tan Çaul'a hicret edenler ve Uman, Basra ve Bağdat gibi yerlerden gelenler bulunmaktaydı. Çaul'daki müslümanlar arasında birçok tüccar vardı ve Râştrakûta hükümdarları (753-975) bunlar arasında idareciler tayin etmişlerdir. Bombay yöresini anlatan ilk müslüman Arap denizcisi İbn Mâcid Şehâbeddin Ahmed (XV. yüzyılın ikinci yarısı) olup verdiği ayrıntılı bilgiler daha çok Mehâim (Mahim) üzerinde toplanmaktadır. İbn Mâcid bölgede bulunan Kaysir, Hor Milh (deniz tuzlası) ve Menbiye (Bombay) yerleşim merkezlerinden de bahsetmiştir.

1348'de Delhi Sultanlığı (Tuğluklular) tarafından fethedilen Bombay yaklaşık iki asır müslümanların elinde kaldı. Portekizliler'in 1507'de yaptıkları saldırı başarılı olamadı; ancak şehir yirmi yedi yıl sonra Sultan Bahadır Şah Gucerâtî ile Portekizli kumandan Nuno da Cunha arasında imzalanan antlaşma ile Portekizliler'e bırakıldı. 1661'de Bombay adaları ve limanı İngiltere Kralı II. Charles ile Portekiz kralının kız kardeşi Prenses Catherina evlenince çeyiz olarak İngilizler'e teslim edildi. 1668'de II. Charles bu adaları yıllık 10 sterlin karşılığında İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'ne (East India Company) kiraya verdi ve 1686'da şirketin merkezi Bombay'a taşındı.

Bombay 1708'de Madras ve Kalküta gibi bir devlet haline getirildi. Bombay şehrinin bugün üzerinde bulunduğu yedi küçük adanın birleşmesi de bu dönemde başladı. Bundan sonra şehir hem ticarî hem de politik yönden önem kazandı. 1857'de ilk iplik ve dokuma fabrikası kuruldu; 1860'ta Orta ve Batı Hindistan'ın büyük pamuk pazarı haline geldi. 1861-1865 Amerikan iç savaşı ve 1869'da Süveyş Kanalı'nın açılması Hindistan'ın pamuk ihracatına hız kazandırırken Bombay'ın da pamuk ticaretini geliştirdi ve buranın tüccarları dünya pamuk ticaretine hâkim oldular. Bu sayede pamuk dokuma ve eğirme fabrikalarının sayısı arttı ve bu daldaki sanayi gelişti; böylece Bombay XIX. yüzyılın ikinci yarısında Kalküta'yı ticarette geri bıraktı. 1947'de Hindistan'ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra iki dil konuşulan bir Bombay eyaleti kuruldu, daha sonra da bugünkü Maharaştra eyaleti oluşturuldu (1960).

Bombay Hindistan'daki bütün inanç ve kültürlerin mevcut bulunduğu bir yerdir. En az on dilde ilk ve orta öğretim yapılır. Bombay'da ayrıca Bombay Hindustânî denilen gelişmiş bir milletlerarası ticaret dili de konuşulur. Halk çeşitli etnik gruplara ve dinlere bağlıdır. Bunların başında nüfusun yarısını teşkil eden Hindular gelmektedir; sonra sırasıyla müslümanlar, hıristiyanlar, Zerdüştîler ve Sihler gelir. Ticaretle uğraşan en önemli müslüman topluluklar arasında Sünnî Memonlar (Meman), İsmâiliyye'nin Musta'lî koluna mensup Dâvûdî Bohrâlar, Nizârî koluna mensup olup Ağa Han'a bağlı bulunan Hocalar ve daha çok tekstil endüstrisiyle ilgilenen Sünnî Muminler (Momin) yer almaktadır. Şehirde ayrıca çeşitli mesleklerde çalışan önemli bir müslüman topluluğu vardır. Bunlardan başka belki bölgeye yerleşen ilk müslümanlardan olan Şâfiî mezhebine mensup Kökniler de mevcuttur.

Bombaylı müslümanlar topluluklarını geliştirmek amacıyla birçok vakıf ve cemiyet kurmuşlardır. Bunlardan Encümen-i İslâm eğitim alanında önemli hizmetler verir. Türkiye'de hilâfetin kaldırılmasından sonra Bombay müslümanları müesseseye bağlılıkları dolayısıyla bir hilâfet komitesi kurdular. Bu komitenin üyeleri aynı zamanda Mahatma Gandhi'nin XX. yüzyılın ilk yirmi yılı içinde İngilizler'e karşı sürdürdüğü "Non-Cooperation" hareketine de katıldılar. Otuzlu yılların sonunda ise hilâfet hareketi gücünü kaybetti.

Bombay'da bugün büyük bir bölümü sanat değerine sahip birçok cami mevcut olup en önemlisi 1902'de inşa edilen Câmi Mescid'dir. Şeyh Ali Paru'nun (Mahdum Fakih Ali) 1431'de yapılan ve 1674'te tamir gören türbesi de halk tarafından ziyaret edilmektedir.

Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi

BİZE ULAŞIN
BİZE ULAŞIN