X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Başbakan Bahçeli'ye sert çıktı
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Başbakan Bahçeli'ye sert çıktı

  • Giriş Tarihi: 27.4.2013 12:17 Güncelleme Tarihi: 27.4.2013 15:21

Başbakan Erdoğan: MHP-İşçi Partisi el ele verdi 80 öncesi kaos yıllarını geri getirmek istiyor.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çözüm sürecine ilişkin, "Şu anda biten, şu anda sona eren, sadece 30 yıllık terör değil, çok daha uzun yıllara yayılmış bir sorunlar manzumesidir" dedi.

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında konuştu.

Çözüm sürecine değinen Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Şu anda biten, şu anda sona eren, sadece 30 yıllık terör değil, çok daha uzun yıllara yayılmış bir sorunlar manzumesidir. Çıtayı çok yüksek tutarak belki bazılarının 'hayal' diyebileceği şekilde bir ifade kullanmış olmayayım. Ama bunlar bu fakirin gerçeğe dönmesini beklediği hayalleridir. İnşallah şu anda sadece terör sona ermeyecek. Şu anda, Türkiye için karanlık bir devrin kapıları kapanıyor. Şu anda, Türkiye'nin adeta makus talihi değişiyor. Şu anda, Türkiye yeni bir evreye, yeni bir kulvara geçiyor. Bu süreci hiç kimse farklı yerlere çekmesin."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 10 yıl boyunca, gençlerin kanıyla beslenen kan tüccarlarına karşı amansız ve kararlı mücadele verdiklerini belirterek, "İşte ancak bugün hedefe çok ama çok yaklaştık. Şu anda da son derece temkinliyiz. Şu anda da teyakkuz halinde, dikkatle hassasiyetle süreci devam ettiriyoruz. Sabotajlara karşı, tahriklere karşı ihtiyatı elden bırakmış değiliz. Ama bugün, düne göre çok daha umutluyuz, çok daha kararlıyız, çok daha iyimseriz" diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bu ülkede, son derece detay konularda, yasaklamalar, kısıtlamalar, zulümler konusunda teşvik edici açıklamalar yapanların, son süreçte dut yemiş bülbüle döndüklerini de görüyorsunuz" dedi.

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye için son derece önemli, tarihi bir süreçten geçildiğini belirterek, MÜSİAD ve MÜSİAD gibi birçok sivil toplum kuruluşunun, bu sürece gönülden gayretle destek verdiğini, ellerini, gövdelerini, hakikaten bu sürece koyduğunu gördüklerini ve bundan gerçekten memnuniyet duyduklarını ifade etti.

Ankara'da Kutlu Doğum Haftası töreninde Hz. Muhammed'in Hacer-ül Esved taşını yerine yerleştirirken, bir uygulamasını söylediğini aktaran Erdoğan, Hz. Muhammed'in hırkasını yere serip, Hacer-ül Esved'i onun üzerine koymak ve farklı kabilelerin liderlerini hırkanın bir ucundan tutturmak suretiyle hep birlikte Hacer-ül Esved'i kaldırdıklarını ve Peygamber'in de Hacer-ül Esved'i yerine yerleştirdiğini anlattı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Ben de diyorum ki 'Bu ülkede iç barışı sağlamak için, gelin o iç barış taşını, altındaki o millet örtüsüyle hep birlikte kaldıralım ve yerine yerleştirelim. Burada, şu parti, bu parti diyemeyiz, şu sivil toplum kuruluşu bu sivil toplum kuruluşu diyemeyiz. Milletçe hep beraber bunu yapmamız lazım. Dikkat edin, bu süreçte hiç sesi çıkmayanlar var. Bu süreçte konuşmak yerine, sessizliği, suskunluğu tercih edenler de var. Bu ülkede, son derece detay konularda, yasaklamalar, kısıtlamalar, zulümler konusunda teşvik edici açıklamalar yapanların, son süreçte dut yemiş bülbüle döndüklerini de görüyorsunuz. İmam hatip okullarının, meslek liselerinin kapatılması konusunda sergiledikleri çabanın yüzde 1'ini bu süreç için sergilemiyorlar. Kılık kıyafet yasaklarını desteklemek için yaptıklarının yüzde 1'ini bu süreçte yapmıyorlar. Oysa bu sürecin sonunda kazanan millet olacak. Bu sürecin sonunda kazanan 76 milyon olacak. Bu sürecin sonunda kazanan, bu toprakların işvereni olacak. Bu sürecin sonunda kazanan iş vereniyle işçisi olacak, annesi, babası, evladı olacak. Ama onlar için 76 milyonun kazanması önemli değil. Onlar, kendilerinin ne kazanacağına, ne kaybedeceğine bakıyor ve tereddüt içinde sessiz, tepkisiz kalıyorlar."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, normal şartlarda, sermayenin, özgürlüklerin, hukukun, demokrasinin, açıklığın, şeffaflığın, sivilliğin yanında durduğunu belirterek, "Esasen bu duruş çıkarlarının da gereğidir ama bizde maalesef, bir kısım sermaye, çoğu zaman tam tersi istikamette konumlanmıştır. Bu tavrının da karşılığını, krediler yoluyla tekelleşme yoluyla güç temerküzü yoluyla fazlasıyla almıştır" dedi.

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, MÜSİAD'ın, gerek bir sivil toplum örgütü olarak gerekse tek tek tüm mensuplarıyla Türkiye iktisadına yeni bir soluk ve iklim kazandırdığını söyledi.

Erdoğan, "Türkiye ekonomisini sizler, kanaat kavramıyla tanıştırdınız. Türkiye ekonomisini sizler, bereket kavramıyla taçlandırdınız. Sizler, acımasız kapitalizmin, kıran kırana rekabetin, insanı insanın kurdu olarak gören anlayışın izinden değil, kanaatin, bereketin, zühdün ve takvanın izinden gittiniz" ifadelerini kullandı.

MÜSİAD'ı çok iyi tanıdığını ve bildiğini ifade eden Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"MÜSİAD için insan, önce müşteri, önce tüketici, önce çalışan değil, MÜSİAD için insan, önce insandır, eşrefi mahlukattır, yaratılmışların en şereflisidir. MÜSİAD için ülke, büyük bir fabrika, büyük bir mağaza, bir tüketim arenası değil, her şeyden önce şehitlerimizin kanıyla sulanmış mübarek vatan toprağıdır. MÜSİAD için millet, bir para kaynağı, bir emek kaynağı, bir iş gücü yığını değil, tarihin ve ecdadın şanlı mirasını omuzlarında taşıyan, kader birliği yapan, aynı ufka bakan kardeşler topluluğudur. MÜSİAD'ı, Türkiye için değerli kılan, işte ekonomiye, iktisada, böyle farklı bir nazarla bakıyor olmasıdır."

Erdoğan, ülkede, ne yazık ki, herhangi bir mesele karşısında, ülkesini, milletini, devletini değil, en önce kendisini, en önce kendi çıkarlarını, en önce kendi cebini ve kasasını düşünen "nicelerine" şahit olduklarını ifade ederek, devletin imkanlarıyla bu ülkede ayakta kalanları çok iyi bildiklerini, çok iyi tanıdıklarını, makama geldikten sonra kimlerin nasıl ayakta kaldığını, nasıl bir şeylere sahip olduğunu daha iyi gördüklerini anlattı.

Kendi imkanlarıyla ayakta olanları "alkışlanacak olanlar" şeklinde tanımlayan Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bu ülkede öyleleri oldu ki, milletin emeğinden istifade ettiler, tekelleşmek suretiyle milletin harcamalarından istifade ettiler. Yetmedi, milletin ödediği vergilerden sınırsız derecede istifade ettiler ama iş milletin topyekun çıkarlarına geldiğinde, milletin menfaatleri söz konusu olduğunda milletin yanında değil, milletin karşısında yer aldılar.

Geçmişe dönüp şöyle bir bakın... Her zaman, demokrasinin değil, statükonun, müdahalelerin yanında durduklarını görürsünüz bu tiplerin. Özgürlüklerin değil, kısıtlamaların yanında durduklarını görürsünüz. Serbest piyasanın değil, dünya ile entegrasyonun değil, tekelleşmenin, içe kapanmanın taraftarı olduklarını görürsünüz. Milli manevi değerlerin değil, her zaman sadece kendi çıkarlarının yanında durduklarını görürsünüz."

"MÜSİAD, bu çarka, bu işleyişe çomak soktu"

Başbakan Erdoğan, normal şartlarda, sermayenin, özgürlüklerin, hukukun, demokrasinin, açıklığın, şeffaflığın, sivilliğin yanında durduğunu belirterek, "Esasen bu duruş çıkarlarının da gereğidir ama bizde maalesef, bir kısım sermaye, çoğu zaman tam tersi istikamette konumlanmıştır. Bu tavrının da karşılığını, krediler yoluyla tekelleşme yoluyla güç temerküzü yoluyla fazlasıyla almıştır" dedi.

MÜSİAD'ın "bu çarka, bu işleyişe çomak soktuğunu" dile getiren Erdoğan, MÜSİAD'ın yanı sıra MÜSİAD gibi başka örgütlenmeler, işveren örgütleri, işçi örgütlerinin bu çarkın dişlilerini kırdığını söyledi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Burada asıl takdir edilecek olan şudur; siz, 'Bugüne kadar onlar yedi, bundan sonra biz yiyeceğiz' diyerek ortaya çıkmadınız. Tam tersine siz 'millet' dediniz, 'vatan' dediniz, 'insan' dediniz, 'demokrasi' dediniz, 'hak' dediniz, 'hukuk' dediniz. Siz, 'Elit bir tabaka kazansın, kaymak tabaka kazansın, bir avuç seçkin kazansın' demediniz. 'Türkiye kazansın, 76 milyon hep birlikte kazansın, kazanalım' dediniz. Allah'a hamdolsun, sonuçta samimiyet kazandı, sonuçta hak galip geldi, sonuçta batıl zail oldu ve inşallah daha da olacak" diye konuştu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çözüm sürecine ilişkin "Şu anda, Türkiye yeni bir evreye, yeni bir kulvara geçiyor. Bu süreci hiç kimse farklı yerlere çekmesin. Bugün gerçekleşen, Cumhuriyetimizin güçlenmesidir, Cumhuriyetimizin 23 Nisan 1920'deki, 29 Ekim 1923'teki o ruhla o heyecanla o birliktelikle kucaklaşmasıdır. Bugün gerçekleşen, bu topraklar uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin hayallerinin artık gerçeğe dönüşmesidir. Şunu herkes bilsin bugün, geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti var" dedi.

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, bu ülkedeki her sorun ve meselenin, kendilerinin olduğu kadar salonda bulunanların da ortak sorunu olduğunu söyledi.

MÜSİAD'ın bugüne kadar böyle bir idrak ve şuur içinde hareket ettiğini belirten Erdoğan, MÜSİAD'ın, 76 milyonun aynı geminin içinde olduğu, aynı rotada, aynı hedefe doğru ilerlediği bilinciyle gayret sarf ettiğini kaydetti.

"Ancak, bütün övgülerin ve takdirlerin yanında, önümüzdeki yeni sürece dair farklı politikaların ortaya konulmasını da sizlerden özellikle rica ediyorum" diyen Erdoğan, hükümet olarak, 2002 yılından itibaren bir sosyal restorasyon sürecini başlattıklarını ve bunu kararlılıkla uygulamanın samimiyeti içinde olduklarını anlattı.

Erdoğan 10 yılı aşkın sürenin, altyapının düzeltilmesi ve iyileştirilmesiyle zeminin, temelin sağlam ve sağlıklı hale getirilmesiyle geçtiğini dile getirerek, şu andan itibaren artık çok daha farklı alanlara, detaylara yoğunlaşmak zorunda olduklarını aktardı.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

"Sosyal sorumluluk dediğimiz vazifeyi, daha samimi, daha kararlı, daha kapsamlı şekilde 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarını her köşesine ulaştırmak zorundayız. Sosyal sorumluluk sadece 3-5 öğrenciye burs vermekten ibaret olamaz. Sosyal sorumluluk sadece ramazan aylarında gıda paketleri dağıtmaktan ibaret olamaz. Artık, yoksullukla işsizlikle mücadelede, dayanışma ve paylaşma mücadelesinde, daha geniş bir perspektifle daha kapsamlı, daha kalıcı çalışmalara yönelmek zorundayız.

Burada MÜSİAD'ı, TUSKON'u, TÜMSİAD'ı, ASKON'u, TÜSİAD'ı ile hep birlikte bu ülkede, Güneydoğu'ya, Doğu'ya artık işverenin yatırımlarını yapması gerekir. Bunlar yapıldığı andan itibaren bakacaksınız, bu çözüm süreci meyvelerini vermeye başlayacak."

Başbakan Erdoğan, yaşanabilir şehirler inşa etmek zorunda olduklarına dikkati çekerek, "Gençliğe, kaliteli ve modern bir eğitimin yanında, milli ve manevi değerlerimizi muhafaza edecekleri istikbali hep birlikte hazırlamak zorundayız. Dezavantajlı tüm kesimlere, çocuklara, kadınlara, yaşlılarımıza, engellilerimize çok daha fazla odaklanmak durumundayız. Demokrasiyi, hukuku, milli egemenliği daha fazla güçlendirirken, eş zamanlı olarak, altını çizerek ifade ediyorum, kardeşliği, kardeşlik hukukunu da pekiştirmek zorundayız" diye konuştu.

"Gerçekten tarihi bir süreçten geçiyoruz"

Erdoğan, şu an itibariyle artık yeni bir dönemin başlayıp, yeni bir dönemin kapılarının ardına kadar aralandığını ifade ederek, gerçekten tarihi bir süreçten geçildiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

"Şu anda biten, şu anda sona eren, sadece 30 yıllık terör değil, çok daha uzun yıllara yayılmış bir sorunlar manzumesidir. Çıtayı çok yüksek tutarak belki bazılarının 'hayal' diyebileceği şekilde bir ifade kullanmış olmayayım. Ama bunlar bu fakirin gerçeğe dönmesini beklediği hayalleridir. İnşallah şu anda sadece terör sona ermeyecek. Şu anda, Türkiye için karanlık bir devrin kapıları kapanıyor. Şu anda, Türkiye'nin adeta makus talihi değişiyor. Şu anda, Türkiye yeni bir evreye, yeni bir kulvara geçiyor. Bu süreci hiç kimse farklı yerlere çekmesin. Bugün gerçekleşen, Cumhuriyetimizin güçlenmesidir, Cumhuriyetimizin 23 Nisan 1920'deki, 29 Ekim 1923'teki o ruhla o heyecanla o birliktelikle kucaklaşmasıdır. Bugün gerçekleşen, bu topraklar uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin hayallerinin artık gerçeğe dönüşmesidir. Şunu herkes bilsin bugün, geçmişe kıyasla çok daha güçlü bir Türkiye Cumhuriyeti var.

Bugün soruyorum Allah için başınızı iki elinizin arasına alın, şöyle bir düşünün; 10 yıl önce nasıl bir Türkiye vardı, bugün nasıl bir Türkiye var? Bunu her alanda düşünün. Her alanda, eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette ulaşımda enerjide nasıl bir Türkiye vardı bugün nasıl bir Türkiye var? Rakamları az önce arkadaşlarımda söylediler, ben tekrar o işlere girecek değilim ama marifet iltifata tabidir."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye'de herkesin gördüğünü, anladığını, hissettiğini CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun duymadığını, görmediğini, anlamadığını belirterek, "Bir zahmet, MHP Genel Başkanı, CHP Genel Başkanı'na olup biteni anlatsın. Zaten ikisi de aynı yolun yolcusu, aynı trenin katarı, tek yumurtanın ikizleri. Yine de anlayamazsa Akil İnsanlar heyetinden rica ederiz" dedi.

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, çözüm sürecine muhalefetin de dahil olması, Türkiye'nin geleceği bakımından hayırlı bu süreçte muhalefetin de yer alması için kapılarını ardına kadar açtıklarını söyledi.

Kapılarına gelmek istemeyenlerin kapılarına gideceklerini defaatle ifade ettiklerini, hatta randevular istediklerini belirten Erdoğan, Türkiye'de kardeşliğin tarihi yeniden yazılırken, hiç kimse dışarda kalmasın istediklerini aktardı.

CHP ve MHP'nin, bu işin dışında kalmayı, hatta karşısında durmayı tercih ettiğini anlatan Erdoğan, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, sürekli "Hiç bir şey bilmiyoruz, hiç bir şey anlamıyoruz, hiç bir şey anlatılmıyor. Bilmediğimiz, anlamadığımız bir sürecin içinde olmayız" dediğini kaydetti.

"Bilenler, bilmeyenlere anlatsın"

Başbakan Erdoğan, "Türkiye'de herkesin gördüğünü, anladığını, hissettiğini CHP Genel Başkanı duymuyor, görmüyor, anlamıyor" dedi.

Erdoğan, sözlerini bir Nasrettin Hoca fıkrasıyla sürdürdü:

"Nasrettin Hoca, vaaz verdiği köylülerden çok şikayetçiymiş. Hoca anlatıyor anlatıyor ama köylünün bir kulağından giriyor, diğerinden çıkıyormuş. Hoca artık pes etmiş. Bir gün kürsüye çıkıp sormuş: 'Ey cemaat, bugün ne anlatacağımı biliyor musunuz?' Cemaat, 'Hayır, bilmiyoruz' diye cevap vermiş. Hoca, 'Bilmiyorsanız, anlatsam da anlamazsınız' diyerek kürsüden inmiş. Ertesi cuma, Hoca yine kürsüye çıkmış, aynı soruyu tekrar sormuş: 'Ey cemaat, bugün ne anlatacağımı biliyor musunuz?' Cemaat aralarında anlaşmış ve bu defa 'Biliyoruz' diye cevap vermiş. Hoca 'O zaman anlatmama gerek yok' diyerek yine kürsüden inmiş. Üçüncü hafta Hoca yine aynı soruyu sorunca, bu sefer cemaatin bir kısmı 'Biliyoruz', bir kısmı da 'Bilmiyoruz' demiş. Hoca hazır cevap: 'O zaman bilenler bilmeyenlere anlatsın' deyip kürsüden inmiş."

"İkisi de tek yumurtanın ikizleri"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çözüm sürecini bildiğini, bu sürecin işine gelmediğini de bildiğini, bu süreç tamamlandığında kendisine istismar zemini kalmayacağını da bildiğini ve bundan dolayı sokakları terörize edecek kadar etrafa tahrik yaydığını dile getiren Erdoğan, "Bir zahmet, MHP Genel Başkanı, CHP Genel Başkanı'na olup biteni anlatsın. Zaten ikisi de aynı yolun yolcusu, aynı trenin katarı, tek yumurtanın ikizleri. Bilen bilmeyene anlatsın. Yine de anlayamazsa Akil İnsanlar Heyeti'nden rica ederiz. Bütün Anadolu'yu, Trakya'yı geziyorlar, 81 vilayeti dolaştılar. Bütün kesimlerle irtibat kuruyorlar ve anlattıklarını, oralardan dinlediklerini bir kez de ben inanıyorum ki CHP Genel Başkanı'na anlatırlar" diye konuştu.

"Değişikliğin karşısında hizaya geçtiler"

Başbakan Erdoğan, MHP'nin bu süreçteki durumuna ve tutumuna ilişkin bir noktayı milletin dikkatine sunmak istediğini ifade ederek, 3 yıl önceki Anayasa halk oylamasında siyasi partilerin nasıl bir tutum sergilediklerini herkesin gördüğünü söyledi.

CHP, MHP, BDP, onların yanında Türkiye Komünist Partisi, İşçi Partisi, diğer irili ufaklı marjinal partilerin ve grupların bir araya geldiğini, aynı çizgide, aynı hatta buluştuğunu ve Anayasa değişikliğine karşı çıktıklarını hatırlatan Erdoğan, bu partilerin içerikle hiç ilgilenmediğini, bazılarının "Partimiz kapatıldı, kapatılıyor" diye dert yandığını ama partinin kapatılmasını ortadan kaldıracak Anayasa değişikliğiyle ilgili madde görüşülürken Meclis'e gelmediklerini anlattı.

Anayasa değişikliği için 330 oy gerektiğini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:

"Maalesef bizim içimizden 3-5 arkadaşımız da ihanet etti ve 330'u yakalayamadığımız için 26 maddelik paketin 27. maddesi böylece düşmüş oldu. Eğer çıkmış olsaydı, 26 maddeyle beraber çıkacak, böylece Türkiye'de artık parti kapatılması tarih olacaktı.

Şimdi yine bakıyorsunuz zaman zaman 'Partimiz kapatılıyor, kapatılacak' diyorlar. Bir karşısında dikildik, bunun adımlarını attık ama siz yanımızda yer almadınız. Anayasa maddesinin hangisiyle ilgilendikleri belli değil. Değişikliğin Türkiye'ye neler kazandıracağıyla hiç ilgilenmediler. Adeta, tek bir noktadan talimat almışcasına, adeta tespih taneleri gibi değişikliğin karşısında hizaya geçtiler. Sonuçta milletim, sandıkta onlara gereken cevabı yüzde 58 ile verdi."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Bu milletinin nüfusunun artması lazım ve bu milletin sağlıklı bir nesil olması için de bana dedem milli içki olarak ayranı önerdi" dedi.

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, dün Türkiye Yeşilay Cemiyeti tarafından Dünya Sağlık Örgütü işbirliğiyle düzenlenen Global Alkol Politikaları Sempozyumu'nun açılışında yaptığı konuşmaya değindi.

Konuşmasında Men-i Müskirat Yasası'ndan bahsettiğini ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Bugün bir tanesi söyle yazıyor; 'Tek devlet, tek bayrak, tek millet, ondan sonra tek milli içki' diyor. Ben Men-i Müskirat Yasası'ndan, Türkiye'nin parlamentosunda ilk çıkan 5 yasadan bir tanesi çok enteresan ondan bahsettim. O zaman Meclis'in başkanı kim? Gazi Mustafa Kemal. Gazi Meclis ve Gazi Meclis'in ilk çıkardığı 5 yasadan bir tanesi Men-i Müskirat Yasası, yani alkolle mücadele yasası, bu çıkmış. Bu işin önemini vurguluyorum, bu iş ne kadar önemliki ilk çıkan yasalardan bir tanesi bu. Çıktıktan 4 sene sonra, ittifakla çıkan bu yasa, maalesef yasaklanıyor. Bu defa önünü açıyorlar, tekrar teşvik ediyorlar, böyle bir süreç başlıyor.

Şimdi bununla da kalınmıyor, öyle bir süreç geliyor ki o süreçte de birayı milli içki diye tanıtıyorlar ülkede. Doğum kontrolü, nüfus planlaması vesaire bu ülkede neler yaptılar hatırlayın. Bunları hep çocukluğumuzda gençlik yıllarımızda dinledik. Okullarda bize bunları anlattılar. Bu ülkede maalesef ilaçlarla kısırlaştırma süreci başlattılar. Buna karşı siz bayrak açtığınız zaman hemen 'Cumhuriyet düşmanı' dediler, 'laiklik düşmanı' dediler.

Ben milletimin çoğalmasını istiyorum. Onlar milletimin azalmasını istiyor. Aramızdaki fark bu. Bahaneleri hazır, 'Eğitimsiz bir nesilden ne olur?' Bu ülkede en zengin olanların kaç tane çocuğu var bir bakın. Ya 1 tanedir ya 2 tane... 3 olanı çok nadir görürsünüz. İşte parasal imkanlar var. Niye okutmuyorlar? Okutsunlar. Okutuyorlar da niye daha fazla çocuk yapmıyorlar, para var? Ekonominin en temel unsuru insandır. İnsan varsa tüketim vardır, insan varsa üretim vardır, insan varsa yatırım vardır, istihdam vardır. İnsan yoksa bunların hiçbirisi yoktur ve bunların hepsi insanın türevidir ve başarı insana bağlıdır."

Türkiye'nin genç nüfusu

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin genç nüfusuyla övündüğünü ama 2040'a gelindiği anda böyle gitmesi durumunda Türkiye'nin artık yaşlılar milleti arasına girmiş olacağını belirterek, bunun en büyük tehlike olduğunu söyledi.

Buradan çağrısını yinelemek istediğini dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bu milletin nüfusunun artması lazım ve bu milletin sağlıklı bir nesil olması için de bana dedem milli içki olarak ayranı önerdi. Birileri de votka içecekmiş, bira içecekmiş, varsın o da birasını, votkasını içsin ama biz Anayasa'nın 58. maddesi gereği ne ise devlet olarak, bir Başbakan olarak bunu yapmak zorundayız, biz de onu yapıyoruz. Anayasa'nın 58. maddesi... Tedbirler alır, uyuşturucuyla mücadelede, kumarla mücadelede, bütün kötü alışkanlıklar, alkol, bunlarla mücadelede bilmeyenler açsınlar Anayasa'nın 58. maddesine baksınlar. Onun gereğini yapmakta bir Başbakan'ın birinci derecede görevidir, parlamentonun görevidir, biz bunu yapıyoruz, kimse rahatsız olmasın."

Başbakan Erdoğan, bugün geçmişe kıyasla çok daha aydınlık, çok daha umut dolu, istikbale çok daha güvenle bakan, yeniden büyük bir imanla bakan bir Türkiye Cumhuriyeti'ni gördüklerini ifade ederek, "Düşünün üniversitenin kampüsü içerisinde alkollü içki satılıyor ya böyle bir şey olur mu? Oraya aydınlanmaya gelen genç kafayı bularak evine gidiyor. Böyle şey olur mu? Ondan sonra eline bilgisayarı alacak yerde bakıyorsunuz ki döner bıçağıyla beraber oradaki genç arkadaşına saldırıyor, kafa kıyak çünkü. Bunu yapıyor. Bunu söylediğimiz zaman da bazı çevreler rahatsız oluyor. Biz burada hak ne ise bunu yapmak zorundayız ve milletimizin yanında yer almak zorundayız. Kardeşlik hukukunu güçlendirmekten yanayız" değerlendirmesinde bulundu.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, herkesi çözüm sürecine destek vermeye çağırarak, "Çözümün parçası olmayanlar, sorunun tarafı olurlar, sorunun parçası olurlar. Herkesi, ama herkesi eliyle diliyle hiç olmazsa dualarıyla bu sürece katkı vermeye, bu sürece destek olmaya çağırıyorum" dedi.

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, daha birkaç ay öncesine kadar, ülkede, annelerin, kapı vurulduğunda, telefon çaldığında, korkudan, endişeden dağ gibi yere yığıldıklarını, annelerin, babaların televizyonda haberleri seyredemez hale geldiklerini ifade ederek, ama bugün, Türkiye'nin tamamında, annelerin derin bir "oh" çektiğini söyledi.

Bugün Türkiye'nin her yerinde annelerin, ellerini semaya açıp, çocukları, vatanları, kardeşlik ve kendileri için dualar ettiklerini anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

"Bakın 23 Nisan özel oturumunda, Meclis Genel Kurulu'nda da ifade ettim. Denizli'de bir şehit annesi diyor ki; 'Keşke bu süreç 6 ay önce başlasaydı da benim Vedat'ım şehit olmasaydı.' Ah benim mübarek annem, ah benim, eli öpülesi mübarek teyzem... Bu süreci biz 2002 yılında başlattık, 10 yıl önce başlattık, ama bu noktaya gelinceye kadar neler çektik neler...

Keşke Vedat şehit olmasaydı. Keşke, Vedat gibi nice genç, nice koç, yiğit toprağa düşmeseydi. Ama biz 10 yıl boyunca gençlerin kanıyla beslenen o kan tüccarlarına karşı amansız mücadele verdik, kararlı mücadele verdik ve işte ancak bugün hedefe çok ama çok yaklaştık."

"Son derece temkinliyiz"

Başbakan Erdoğan, şu anda da teyakkuz halinde, dikkatle hassasiyetle süreci devam ettirdiklerini belirterek, "Şu anda da son derece temkinliyiz. Sabotajlara karşı, tahriklere karşı ihtiyatı elden bırakmış değiliz" diye konuştu.

Bugün düne göre çok daha umutlu, kararlı ve iyimser olduklarının altını çizen Erdoğan, şöyle devam etti:

"Bize sürekli, 'Terör bittiğinde ne olacak' diye sordular. Şu anda da bu soruyu çok kişinin sorduğunu biliyorum. Hep söyledim, bugün de söylüyorum; terör bittiğinde güzel olacak. Ölümlerin olmadığı sabahlardan daha hayırlı ne olabilir ki? Şehit haberlerini değil, kardeşliğin, sevginin haberlerini konuştuğumuz günlere ulaşmaktan daha güzeli ne olabilir ki?

Her günümüzü karartan, her gün milleti karamsarlığa sevk eden, umutsuzluğa sevk eden hadiselere bundan sonra inşallah şahit olmayacağız. En önemlisi de silahların sustuğu bir ortamda, her meselemizi ama her meselemizi şiddetten uzak bir iklimde çözüme kavuşturmanın gayreti içinde olacağız. Aziz milletimize de sizlere de şunu özellikle hatırlatmak durumundayım bu sadece bir başlangıçtır. Bu başlangıcı en iyi şekilde değerlendirmek zorundayız. Bu başlangıcı, kalıcı huzura, kalıcı dayanışmaya tahvil etmek zorundayız."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bu süreçte herkesin etkin bir şekilde rol almasını isteyerek, şunları söyledi:

"Bu başlangıca herkesin omuz vermesini, herkesin bu başlangıcı var gücüyle desteklemesini özellikle rica ediyorum. Türkiye'nin önüne açılan bu kapının kapanmasına müsaade etmeyelim. Bu ortamın, bu iklimin bozulmasına izin vermeyelim. Sadece MÜSİAD'dan değil, 76 milyonun tamamından, bu yeni başlangıca omuz vermelerini samimiyetle rica ediyorum. Gün artık tribünlerden seyretme veya tribünlere oynama günü değildir. Gün, sinsi sinsi izleyip, sonuca göre tavır belirleme günü değildir. Gün, sürecin karşısında durup, biten bir terör karşısına, kendi terörünü üretme günü hiç değildir. Tekrar ediyorum çözümün parçası olmayanlar, sorunun tarafı olurlar, sorunun parçası olurlar. Herkesi, ama herkesi eliyle diliyle hiç olmazsa dualarıyla bu sürece katkı vermeye, bu sürece destek olmaya çağırıyorum."

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Devlet Bahçeli başkanlığındaki MHP yönetimi, MHP'nin maneviyatçı yönünü kazıyıp atmış, MHP'nin milliyetçiliğini ırkçılığa çevirmiş, daha da ileriye giderek MHP'yi, İşçi Partisi'nin yedeği haline getirmiştir" dedi.

Başbakan Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde düzenlenen 22. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Olağan Genel Kurulu'nun açılışında yaptığı konuşmada, terörün sona ermesi ve çözüm noktasında, birkaç eksiğiyle fazlasıyla, aynı hattın tekrar oluştuğunun görüldüğünü belirtti.

CHP ve MHP'nin, yanlarında da İşçi Partisi'nin, süreci baltalamak, sabote etmek, hatta sokakları tahrik etmek için her yola başvurduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti:

"Her üç partinin de ortak bir noktası var; Silivri. Şu anda Silivri'de bulunan ve 'milletin oylarıyla milletvekili oldu' diye ifade edilen kişilerin, bu ülkede biz hukuk devletiysek, hukuk devleti olduğumuzu iddia ediyoruz, hukuk devletine göre, milletvekili olma şansı bir defa yok. Arkadan dolanmak suretiyle bunları milletvekili yapıp, parlamentoya taşıma gayreti içinde bulundular. Bu kişiler, milletvekili seçilip de içeri girmediler. Bunlar seçimlerin yapıldığı dönemde zaten içerideydiler. İçeriden bunları, yargı yoluyla çıkaramayanlar, bu defa bu yöntemle içeriden çıkarmanın yolu içine girdiler. Şu anda yargı süreci içindeyiz. Yargı onlarla ilgili böyle bir kararı veriyorsa, bizim de zaten söyleyecek bir şeyimizin olmadığını hep söyledik. Ama bunun bedelini kimse AK Parti iktidarına kesemez. Bunu CHP, MHP, BDP'de çok iyi biliyor. Bildikleri halde bakıyorsunuz zaman zaman mağduru oynuyorlar. Kimse mağduru oynamasın. Bu ülke hukuk devletidir, hukukun üstünlüğünü kimseyle tartışmayız."

"Sağ eliyle MHP'yi, sol eliyle CHP'yi parmağında oynatıyor"

Başbakan Erdoğan, akil insanlar heyetinin bir şehre gittiğinde, CHP'lilerden ve İşçi Partililer'den oluşan 50-100 kişilik grupların, ortamı terörize etmek suretiyle konuşmacıları susturmaya çalıştığını anlatarak, bu gruplara paralel ve onlarla omuz omuza MHP'li 50-100 kişilik bir grubun da bu çirkin gösterilere dahil olduğunu söyledi.

Erdoğan, özellikle İşçi Partisi liderinin, Bekaa Vadisi'nde, terör örgütünün kamplarında, örgütü liderleriyle sarmaş dolaş çektirdiği fotoğrafların, terör örgütüne verdiği tavsiyelerin herkes tarafından çok iyi bilindiğini ifade etti.

İşçi Partisi'nin şu anda sağ eliyle MHP'yi, sol eliyle CHP'yi adeta parmağında oynattığını dile getiren Erdoğan, şunları kaydetti:

"Devlet Bahçeli başkanlığındaki MHP yönetimi, MHP'nin maneviyatçı yönünü kazıyıp atmış, MHP'nin milliyetçiliğini ırkçılığa çevirmiş daha da ileriye giderek MHP'yi, İşçi Partisi'nin yedeği haline getirmiştir. Ortaya çıkan gerçekleri kimse görmemezlikten gelemez. İki uç nokta var ki burada görünen, MHP ve İşçi Partisi, şu anda ortak bir gaye etrafında bir araya geldi ve birlikte 1980 öncesi manzarayı bugüne taşımak için ellerinden geleni yapıyorlar. Üniversitelerimizdeki durumlar, durup dururken olmadı. Üniversitelerimizdeki mevcut gelişmeler aynen 1980 öncesi tabloyu tahrik ve teşvik etmek içindir. Bakıyorsunuz kimler var? Az önce söylediğim bu uç noktalar var. MHP'yi, merhum Alparslan Türkeş'in partisini, İşçi Partisi'nin yedeğine sokan bu Bahçeli ve arkadaşlarını iyi tanıyın. 1990'lı yıllarda, Bekaa Vadisi'nde terör örgütünün liderleriyle 'al gülüm ver gülüm' samimiyetinde olan, bu samimi pozları da kendi dergilerinde yayınlayan İşçi Partisi ile MHP'yi ayna safta buluşturmak, MHP seçmenine yapılmış en büyük haksızlıktır, MHP hatırasına sürülmüş kara bir lekedir. İşçi Partisi ile yan yana eylem yapan bir MHP'nin, merhum Alparslan Türkeş başta olmak üzere, bu uğurda çile çekmiş, hayatını feda etmiş tüm MHP'lilerin hatıralarını incittiğine en küçük bir şüphe yoktur. MHP'nin hiçbir kaygısı gerçekçi değildir, pompalamaya çalıştığı hiçbir korku gerçekçi değildir. Mevcut MHP yönetiminin tek arzusu, şehitlerin gelmeye devam etmesi, bunlar üzerinden istismarın sürdürülmesidir. İnanın bunu bekliyorlar."

Başbakan Erdoğan, CHP ve MHP'nin, terör bittiğinde, ellerinde hiçbir istismar aracı kalmayacağını çok iyi bildiğini ifade ederek, şu anda CHP tabanında da MHP tabanında da çözüm sürecine "evet" diyenlerin oranının, "hayır" diyenlerden daha fazla olduğunu, tüm anketlerin bunu gösterdiğini belirtti.

Erdoğan, çözüm sürecinin kazananının Türkiye, kaybedeninin ise CHP ve MHP'nin mevcut yönetimleri olacağını kaydetti.

İş dünyasına yatırım çağrısı

Çözüm sürecinin hızlı ilerlemesi ve kalıcı olabilmesi için MÜSİAD ile diğer işveren kuruluşlarının, işçi örgütlerinin, diğer sivil toplum örgütlerinin samimi gayret göstermesinin en büyük arzularını olduğunu dile getiren Erdoğan, MÜSİAD üyelerinin şimdiden doğu ve güneydoğu illerine gittiklerini, oralarda yatırım imkanlarını araştırdıklarını duyduğunu söyledi.

Erdoğan, TUSKON, ASKON, TÜMSİAD ve TÜSİAD'dan da bunları beklediklerini aktararak, onların da oralarda yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

Güneydoğu ve doğu Anadolu bölgelerinin en önemli teşvik bölgeleri olduğunu, oralarda büyük imkanların bulunduğunu anlatan Erdoğan, dolayısıyla iş dünyasından ellerini, gövdelerini taşın altına koymalarını istediklerini dile getirdi.

"Bugün, harekete geçme günüdür"

Başbakan Erdoğan, fabrikaların bacaları tütmeye başladığında, istihdam sağlandığında, çözüm sürecinin kalıcı olarak devam edeceğine işaret ederek, bölgedeki bahar havasını kalıcı hale getirecek, kucaklaşmayı sağlayacak özel sektör girişimlerinin oralarda tohumlamanın en güzel ifadesi olacağını kaydetti.

Bölgedeki işsizliği, yoksulluğu azaltmak suretiyle, hem bölgenin hem de tüm Türkiye'nin ekonomisini şimdi yeni baştan inşa etmek zorunda olduklarını anlatan Erdoğan, "Hem orada baharı kalıcı kılmak hem de baharın tekrar kışa dönüşmesini engellemek için beklemeden, durmadan, duraklamadan, ertelemeden, yıllardır beklenen, özlenen kucaklaşmayı gerçekleştirmeliyiz" dedi.

Vatandaşlara da seslenen Erdoğan, "Yıllardır Cudi Dağı'ndan çiçekler toplamak istiyorduk. Yıllardır Süphan'da, Ağrı'da piknik yapmak istiyorduk. Yıllardır Dicle'nin, Fırat'ın sularında özgürce, korkusuzca, kaygısızca serinlemek istiyorduk. İşte bugün, bu hayallerin gerçekleşmesi için adım atma günüdür. Bugün, hasretlerin, özlemlerin vuslata dönüşmesi için harekete geçme günüdür. Bu yolda gösterdiğiniz, göstereceğiniz tüm çabalar için sizlere milletim adına teşekkür ediyorum" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'a, konuşmasının ardından MÜSİAD Başkanı Nail Olpak, hattat Ahmet Bursalı'nın yaptığı Hz. Muhammed'in özelliklerini anlatan Hilye-i Şerif hediye etti.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.