X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Yastık altı riski düşürecek
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Yastık altı riski düşürecek

  • Giriş Tarihi: 20.6.2013 16:20

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, katılım bankacılığının sistemdeki payının arzu edilen noktanın gerisinde olduğunu söyledi.

Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) evsahipliğinde ve İslam Kalkınma Bankası işbiriği ile gerçekleştirilen "İslami Finansman Araçları: Türkiye İçin Beklentiler ve Fırsatlar" konulu konferansta konuşan Babacan, İslami finans sektörünün küresel ölçekte büyüklüğünün 1,3 trilyon dolara ulaştığı bilgisini vererek, on yıl öncesine göre karşılaştırıldığında islami finansın hızlı gelişen bir piyasa olduğunu söyledi.

Babacan, dünyadaki finans sektörü içindeki payına bakıldığında islami finansın yolun çok başında olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Dünyada pek çok ülke ve şirket artık faizsiz finans sistemiyle uğraşmakta, bunlara uygun ürünler üretmekte ve faizsiz finans sistemimden istifade edenlerin sayısı da hızla artmaktadır. 2007 ve 2008'den sonra tüm dünyayı etkileyen küresel finans krizi toplumun tüm kesimlerini kapsayan büyüme ve kalkınma modelini, neredeyse yeni bir paradigma modeline ihtiyaç olduğunu gözler önüne serdi. İnsanların hayat standartlarının artmasını sağlayan ve sürdürülebilirliği ön plana çıkaran ve istikrarı temel olan yeni bir yaklaşım gerekmektedir. İşte bu noktada finans sektörüne önemli görev düşüyor. Krizin ilk çıkış noktası aslında finans sektörüyle olmuştur. Kriz dönemine bakınca finans sektöründe yeterince regülasyon yapılmaması ve denetlemenin yeterince titiz yapılmamasının getirdiği bir sonuç oldu. Herşey sürekli iyiye gidecek varsayımı vardı bunun arkasında... Finans sektörüne genel anlamda baktığımızda reel alışverişte reel yatırımlarda yapılan finansal işleminle arasındaki bağ önemli ölçüde kopmuştu. Gerçeki işlemler, gerçek alışveriş, gerçek varlıklarla ve onların üzerine inşa edilmiş finans sektörünü mukayese ettiğimizde ciddi bir kopukluk meydan gelmiş durumda."

Babacan, finans sektörünün gerçeklerden çok kopunca başlı başına bir problem olduğu ve kendi kendini besleyen kısır döngüye girdiğinin görüldüğünü söyledi.

Finans sektörünün gerçek fonksiyonunun reel ekonomiyi desteklemek olduğunun unutulmaması gerektiğini vurgulayan Babacan, "Bu anlayışla makroekonomik hedeflere ulaşmada finans sektörünün katkıda bulunması gerekiyor. Tüm bunların temeline insanı ortutmamız gerekiyor" dedi.


"KATILIM BANKACILIĞI ARZU ETTİĞİMİZ NOKTANIN GERİSİNDE"

Faizsiz finans sisteminin temel prensibinin ortaklık oduğunu anlatan Babacan, "Biz bu tür bankalara ülkemizde Katılım Bankası diyoruz. Yani Ortaklık ve dayanışma kültürüne dayanan bir bankacılık. Dünyada islami finans sistemiyle çalışan kuruluşllara baktığımızda krizden oldukça az etkilendiklerini, hem kurum olarak hem de ürün olarak krizden sınırlı olduğunu görüyoruz. Yapılan analiz ve çalışmalarla bu gerçeklik ortaya konulmuştur" dedi.

Babacan, faizsiz finans sisteminde muamelelerin gerçek varlıklara ve gerçek ticarete dayandığına dikkati çekerek, şunları aktardı:

"Gerçekten bir yatırım yapılıyorsa, gerçekten bir ürün hareket ediyorsa, onun birebir finansmanı ile alakalı bir sistemden bahsediyoruz. Dolayısıyla sürekli olarak ayakları yere basan ve gerçekler üzerinde hareket eden bir sistem. Bu nedenle krizin etkisi sınırlı oldu. Aşırı yüksek kaldıraç kullanımı, yüksek getirili spekülatif fonlar, kısa vadeli sermaye hareketleri üzerinden işleyen finans piyasasının ise sorunlarını hep birlikte izledik. Faizsiz finans sisteminin bir alternatif olarak artık daha ön plana çıktığını pek çok ülkede görmekteyiz. Dünyada 600'den fazla islami finans kuruluşu faaliyet göstermektedir. Bu bakış açısında sadece faiz unsurunun olmaması tek başına bir faktör değil. Bunun haricinde şeffaflık,
sözleşmeye dayanan ve karşılıklı mutabakatı esas alan işlemler var. Mutlaka ekonomiye katma değer arayışı var."

Türkiye'de Katılım Bankalarının toplam şube sayısının 869'a ulaştığını, çalışan sayısının 16 bin 190 olduğunu ve aktif büyüklüğünün 81,5 milyar lira seviyesinde oduğu bilgisini veren Babacan, "Reel sektöre kullandırdığı fonlar yaklaşık 60
milyar liraya ulaşmış durumda. Son on yılda katılım bankalarımızın büyüme hızı bankacılık sektörümüzün daha üzerindedir. Şu anda toplam sistem içindeki payları aktif büyüklük olarak yüzde 5, kullandırdıkları fonlar açısından ise yüzde 6 seviyesinde. Ancak arzu ettiğimiz noktanın gerisinde" dedi.

Babacan, kira sertifikası işlemlerinin hem Hazine hem de özel sektörün iyi bir şekilde yaptığını hatırlatarak, "Kira sertifikası ile tahvil-bono arasındaki vergi farklarını tamamen giderdik" diye konuştu.


"YASTIK ALTI ALTINLAR FİNANS SİSTEMİNE NE KADAR GİRERSE ÜLKENİN RİSK ALGILAMASI DÜŞECEK"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Yastık altı altınlar finans sistemine ne kadar girerse, Türkiye'nin gerçek rezervleri ortaya çıkacak ve dışarıdan bakıldığında ülkenin risk algılaması düşecek" dedi.

Babacan, 4. Uluslararası İstanbul Altın Zirvesi'nde yaptığı konuşmada Merkez Bankası'nın zorunlu karşılıkların belli bir bölümünün altın cinsinden tutulabilmesiyle ilgili uygulamasını hatırlatarak, bununla beraber sistem dışındaki önemli miktarda altının resmi kayıtlara girdiğini söyledi.

Süreç içerisinde hane halkının da fiziki yatırım haricinde kıymetli maden depo hesaplarını bankalar nezdinde açtıklarına işaret eden Babacan, "2010 yılı sonunda bu tür hesaplar 2 milyar 400 milyon lira iken 2013 yılı Nisan ayı sonu itibariyle 22 milyar liraya çıkmış durumda. Nereden baksanız 20 milyar liraya yakın altın kayıtlarda görünmeye başladı" dedi.

Geçtiğimiz mayıs ayında yapılan tebliğ düzenlemesini de hatırlatan Babacan, bununla birlikte kıymetli madenlerin elektronik ortamda transferi konusunda mevzuat altyapısının oluşturulduğunu, artık gram altın cinsinden EFT imkanının da önünün açılmış olduğunu, yurt içi ve yurt dışı uygulamasıyla ilgili adımların şu an atılmakta olduğunu anlattı.

Ali Babacan, halkın yatırım için altını tercih etmesinde bir sorun olmadığını ifade ederek, konuşmasına şöyle devam etti:

"Yeter ki evinde değil bankacılık sisteminde tutsun ki, bu tekrar Türkiye'ye fayda ve imkan olarak geri dönsün. Bizim Türkiye olarak dış borcumuz var. Kamunun dış borcunu geçen yıl sonu itibariyle net anlamda sıfırladık, 2012 sonu itibariyle 26 milyar dolar artıya döndük. Ama özel sektörümüz yoğun biçimde üretim, yatırım ve ihracat yapması dolayısıyla yurt dışından kredi alıyor ve bizim özel sektörümüzün dış borcu var.

Milli gelirimize oranla ürkütücü seviyede değil belki ama Türkiye'nin toplamda kamu artı özele baktığımızda dış borcuna karşılık elindeki rezervler oldukça önemli. Şu anda ülkenin toplam rezervinde sadece dövizi ve bankacılık sistemindeki altını görüyoruz. Vatandaşın yastık altında ne kadar altını var bu resmi kayıtlarda görünmüyor. Halbuki bu yastık altı altın finans sistemine ne kadar girerse, Türkiye'nin gerçek rezervleri ortaya çıkacak ve dışardan bakıldığında ülkenin risk algılaması düşecek."

Bu sebeplerden dolayı dışardan bakıldığında Türkiye'nin olduğundan daha zayıf bir görüntüsünün olduğunu belirten Babacan, gerçek varlığın, gerçek gücün kayıtlarda olabildiğince sağlıklı gösterilebilmesi durumunda, Türkiye'nin riskliliğinin azalacağını ve dış borçluluk açısından dış görünümünün kuvvetleneceğini vurguladı.


"ŞU ANDA TÜRKİYE'NİN SAHİP OLDUĞU EN DEĞERLİ VARLIK GÜVEN VE İSTİKRAR ORTAMIDIR"

Türkiye'nin son 10 yılda güven ve istikrar konusunda geldiği noktanın önemine dikakti çeken Babacan, "Şu anda Türkiye'nin sahip olduğu en değerli varlık güven ve istikrar ortamıdır. İtibarın, güvenin piyasadaki karşılığı parayla ölçülemez" dedi.

Babacan, Türkiye'de yakalanan güven ve istikrar ortamına zarar verecek gelişemelere göz yumulmasının mümkün olmadığına vurgu yaparak, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Bu istikrar ve güven ortamının şu ya da bu sebeple elimizden kayıp gitmesine asla izin vermeyiz. Hükümet, sivil toplum ve özel sektör olarak bu ortama sahip çıkmamız lazım. İçeriden ya da dışarıdan Türkiye'yi çekemeyenler olabilir. 'Türkiye çok oluyor' diyenler olabilir ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin bu başarıyı sahiplenmesi ve buna zarar verecek hareketlerden uzak durması lazım. Eğer Türkiye'yi seviyorsa güven ve istikrara zarar verecek her türlü girişimden uzak durması lazım."

Türkiye'nin son 10 yıldır demokrasisini ilerleten bir ülke olduğunu, temel hak ve özgürlüklerin alanının genişletildiğini, hukuk devleti olma yolunda adım adım ilerlendiğini belirten Babacan, şunları anlattı:

"Bütün bu alanlarda eksiklerimiz olabilir, uygulamalarda sorunlarımız olabilir ama eksiklerimiz üzerinde çalışalım, uygulamaların iyileştirilmesi için daha fazla çaba içinde olalım, diyalog kanallarımız ve iletişim kanallarımız açık olsun ama şiddet kullanarak, yasa dışı yöntemlere başvurarak, molotof kokteylleriyle, demir bilyelerle, otobüsleri, otomobilleri yakıp yıkarak, yüzlerce dükkana iş yerine zarar vererek, emellerine ulaşmaya çalışanlar buna asla ulaşamayacaklar, buna izin vermeyeceğiz. Bu konudaki sağlam duruşumuz sonuna kadar katı bir şekilde devam edecek."

Babacan, toplumun tüm kesimlerini kucaklayan, iktidar partisine oy versin vermesin herkese kucak açan, herkesi dinleyen, arzuları, istekleri, beklentileri dikkate alan, varsa kaygılar ve korkular, bunları gidermek için aktif bir şekilde çabalayan bir tutum izlemelerinin hükümet olarak en büyük görevleri olduğunu dile getirerek, şöyle devam etti:

"Bu görevimizin çok iyi farkındayız. Burada eksikler, geç kalmalar olabilir, bunları telafi etmek için de çok hızlı hareket ederiz, sorun olmaz. Ama eğer hak arayacaksak, sesimizi duyuracaksak bunları barışçıl yollardan ve demokrasinin ve hukuk devletinin kuralları içerisinde yapmak durumundayız. İşte bu dengeyi kurduğumuzda inşallah Türkiye'nin önü açık, yolu açık."

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.