X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER 17 Aralık'ta hedef millet
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

17 Aralık'ta hedef millet

  • Giriş Tarihi: 2.1.2014 16:29

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, gelecek 10 yılın, geçmiş 10 yıla göre ortalama büyümelerin daha düşük olduğu bir dönem olacağını, buna rağmen gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ülkelere göre çok daha yüksek büyüme oranları sergilemeye devam edeceğini bildirdi.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (MÜSİAD) Rixos Otel'de düzenlenen Genişletilmiş Başkanlar Toplantısına katılan Ali Babacan, burada yaptığı konuşmada, herkesin yeni yılını kutladı. Babacan, "Ülkemiz için 2014 yılının birlik ve beraberlik yılı, kardeşlik yılı, muhabbet yılı olmasını temenni ediyorum ve Türkiye'nin dualarla beraber yükseldiği, ilerlediği bir yıl olmasını diliyorum" dedi.

Türkiye'nin G-20 üyesi olduğunu ve önümüzdeki yıl dönem başkanı olacağını belirten Babacan, bu çalışmalar vesilesiyle küresel ekonomideki tüm gelişmeleri sıkı bir şekilde takip ettiklerini söyledi.

Babacan, Türkiye'nin şu anda dünyanın en büyük 16. ekonomisi olduğuna işaret ederek, buna karşın Türkiye'nin tarımda yedinci, gelen turist sayısında ise altıncı sırada olduğunu ifade etti.

Ne açıdan bakılırsa bakılsın Türkiye'nin artık dünyada söz sahibi bir ülke olduğunu vurgulayan Babacan, Türkiye'nin dünyaya son derece entegre olduğunu ve bu nedenle gelişmelerin çok iyi okunması gerektiğini kaydetti.

Geçen yılın başında, 2013 için dünyada yüzde 3,6 büyüme beklendiğini anımsatan Babacan, bugün bakıldığında ise bu rakamın yüzde 2,9 olarak gerçekleşeceğinin tahmin edildiğini açıkladı. 2014'le ilgili beklentilerin de aşağı yönlü revize edildiğini belirten Babacan, ABD'de de durumun aynı olduğunu söyledi. Babacan, uzun bir süredir negatif büyüme rakamları elde eden Avro Bölgesi'nin ise yüzde 1 civarında büyümesinin beklendiğini ifade etti.


"GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE DE DURUM FARKLI DEĞİL"

Ali Babacan, gelişmekte olan ülkelerde de durumun farklı olmadığını belirterek, bu ülkelerin 2013 yılında yüzde 5,6 büyümesi beklenirken, bugün itibarıyla yüzde 4,5'lik bir rakamın söz konusu olduğunu bildirdi.

Çin dışarıda tutulduğunda ise bu oranın daha da düştüğünü anlatan Babacan, "Yani 2013 yılında biz, Çin dışında tüm gelişmekte olan ülkelerin yaklaşık 1 puanlık üzerinde bir büyüme sergilemiş olacağız. 2014 yılında da Çin dışında tüm gelişmekte olan ülkelerin ortalaması kadar bir büyümeyi gerçekleştirmiş olacağız" dedi.

Dünya ticaretinde de beklenen artışın elde edilemediğini aktaran Babacan, özellikle 2013'ün mayıs ayından bu yana gelişmekte olan ülkelerle alakalı beklentilerin ciddi oranda revize edildiğini söyledi. Babacan, şunları kaydetti:

"Gelecek 10 yılda, gelişmekte olan ülkelerin büyüme hızı, geçmiş 10 yıla göre daha düşük olacak. Artık Çin'de yüzde 9'luk, 10'luk büyüme oranlarını görmeyeceksiniz. Yani gelecek 10 yıl, geçmiş 10 yıla göre ortalama büyümelerin daha düşük olduğu bir dönem olacak ama buna rağmen, gelişmekte olan ülkeler yine de gelişmiş ülkelere göre çok daha yüksek büyüme oranları sergilemeye devam edecek. Dolayısıyla yatırım, büyüme, dinamizm dendiğinde adres yine gelişmekte olan ülkeler olacak."


"AVRO BÖLGESİ'NDEKİ BÜYÜME KIRILGAN"

Gelişmiş ülkelere bakılacak olursa, ABD'de bir toparlanmanın olduğunu ancak hem finans sisteminde hem de kamu maliyesinde ciddi sıkıntıların olduğunu anlatan Babacan, Avro Bölgesi'nde de nihayet bir büyüme elde edileceğini ancak orada da yine sıkıntıların devam ettiğini ifada etti. Babacan, "Yani Avro Bölgesi'nde her ne kadar büyümeden bahsetsek de bu büyüme, yavaş yavaş toparlanan, kırılgan ve her an olumsuz etkilenebilecek bir büyüme rakamı olacak" diye konuştu.

Babacan, Japonya'da da durumun belirsiz olduğunu belirterek, Japon halkının kendi hükümetinin tahvillerini almaya devam ettiği sürece çarkın döneceğini ancak orada bir aksaklık olursa tablonun ne olacağının belli olmadığını ifade etti.


"ASLA HİÇ KİMSENİN, HİÇBİR GRUBUN BU İSTİKRARA ZARAR VERMESİNE İZİN VERMEYECEĞİZ"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, son dönemde kurda, hisse senedi fiyatlarında ve faizde yaşanan hareketlerin kalıcı olmadığına inandıklarını belirterek, "Asla hiç kimsenin, hiçbir grubun bu istikrara zarar vermesine izin vermeyeceğiz" dedi.

Babacan, Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin (MÜSİAD) Rixos Otel'de düzenlenen Genişletilmiş Başkanlar Toplantısında, "Küresel Ekonomideki Gelişmeler ve Türkiye Ekonomisi" konulu bir sunum yaptıktan sonra son dönemde yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.

17 Aralık itibariyle yaşanılan sürecin ekonomiye etkisine değinen Babacan, yasaklarla, yoksullukla ve yolsuzlukla mücadeleye çok önem verdiklerini, bunu yapmasalardı 230 milyar dolardan 800 milyar dolara çıkan bir milli gelire ulaşmalarının mümkün olmayacağını söyledi.

Artık gelir dağılımının düzeldiği ve yoksulluğun azaldığı bir Türkiye'nin ortaya çıktığını ifade eden Babacan, bütün çalışmalarında şeffaflık ve hesap verebilirliğin temel ilkeleri olduğunu belirtti. Güveni her zaman ön plana koyduklarını vurgulayan Babacan, özellikle yolsuzlukla mücadelede tavizsiz bir çizgi izlediklerini bunu da aynen önümüzdeki dönemde devam ettireceklerini kaydetti.

Hiçbir yolsuz üzerini örtmeyeceklerini anlatan Babacan, "Hiçbir yolsuzluğa da müsamaha göstermeyeceğiz. Uluslararası Şeffaflık Örgütünün yolsuzluk algısı ile yaptığı çalışmalar var. 2002 yılında Türkiye bu alanda 102 ülke arasında 65. sırada. En son 2012'de araştırmada 177 ülke arasında Türkiye 53. sırada. Yani artık en iyi 3'te 1'lik ülke grubu içine girmişiz ama hedef çok daha iyi bir noktaya gidebilmek" dedi.


"YAŞANILAN GELİŞMELER SON DERECE DÜŞÜNDÜRÜCÜ"

Son 2-3 haftadır yaşanılan gelişmelerin son derece düşündürücü olduğunu ifade eden Babacan, şöyle konuştu:

"Zamanlaması açısından baktığımızda, yöntemi ve içeriği itibariyle baktığımızda burada bir siyaset mühendisliği çabasını da maalesef görüyoruz. Hele hele ikinci dalgaya ve isimlere baktığınızda, konulara baktığınızda burada hedef her ne kadar hükümet olarak görülse de aslında piyasa sonuçlarına baktığımız zaman aslında hedefin tüm Türkiye. piyasalar, hedefin bir bakıma milletimizin kendisi olduğunu da görüyoruz. Biz hiçbir zaman yolsuzlukların üzerini örtmeyiz. Hatası olan mutlaka yargı karşısında en geç hesabını verir. Ama öte yandan Türkiye üzerinde de oyunlara izin vermememiz gerekir. Hele hele yargı içinde, emniyet içerisinde farklı yapılanmalarla bu işler gerçekleşiyorsa o noktada da çok çok dikkatli olmak zorundayız. İstikrar ve güven ortamı Türkiye'de kolay oluşmadı. Biz istikrar ve güven ortamını adeta bina inşa eder gibi tuğla tuğla, harcıyla demiriyle çimentosuyla inşa ettik. Bu güven ve istikrar ortamının elimizden alınmasına asla izin vermeyeceğiz, özel ve reel sektörümüzün de bu istikrar ortamının kolayca hedeflenmesine asla izin vermemesi gerektiğini düşünüyorum."

Türkiye'nin temellerinin zaten sağlam olduğunun altını çizen Babacan, "Ama nedir Türkiye'nin siyasi riskiyle ilgili bir algı söz konusu olabilir, siyasi risk primiyle ilgili bir artış söz konusu olabilir ama bunun da şöyle bir sonuçlarına bakacak olursak tablonun göründüğü kadar sıkıntılı olmadığını da ifade etmek istiyorum" dedi.

Bütün bu olayların gündemde olmadığı 13 Aralık cuma akşamındaki verilere değinen Babacan, şöyle devam etti:

"Halka açık şirketlerimizin toplam değeri 270,9 milyar dolar. 27 Aralık akşamına bakıyoruz bu değer 221,5 milyar dolar olmuş. Yani 49 milyar dolarlık bir değer kaybı söz konusu. Değer kaybı var ama uluslararası yabancı yatırımcılar aynı dönemde sadece 238 milyon dolarlık bir hisse senedi satmış. Yani 238 milyon dolarlık bir net çıkış var borsadan. Ama sadece 30 ve 31 Aralıkta tekrar 133 milyon dolarlık bir giriş olmuş, yani çıkanın yarıdan fazlası 2 günde tekrar girmiş. Yani biraz olaylar yatışınca biraz ortalık sakinleşince hemen tablo düzelmeye başlamış. Türkiye siyasi istikrar açısından çizgisini koruduktan sonra ekonomimizin temellerinde problem yok demektir. Onun için siyasi istikrara hep beraber sahip çıkacağız.'


DÖVİZ PİYASASINDAN YABANCILARIN ÇIKIŞI

Bu dönemde döviz piyasalarından yabancıların çıkışının 764 milyon dolar olduğunu anlatan Babacan, ama pazartesi ve salı 427 milyon doların yeniden Türkiye'ye girdiğini söyledi.

Dolayısıyla ne kurda, ne hisse senedi fiyatlarında ne de faizde bu hareketlerin düşük işlem hacmiyle oluşan hareketler olduğu için kalıcı olmadığına inandıklarını ifade eden Babacan, "İnşallah birkaç gün, birkaç hafta, şöyle birazcık ortalık yatıştıktan sonra, yargı gerçek yargı gibi hareket ettikten sonra, emniyet gerçekten vazifesini yaptıktan sonra, her bir birimimiz kendi emir komuta zinciri içerisinde ama güçler ayrımı ilkesine de bağlı olarak çalıştıktan sonra, inşallah bunlar çok hızlı bir şekilde toparlanır. Biz de kuşkusuz devlet sisteminin problemsiz bir şekilde çalışması için her şeyi yapacağız. Asla asla hiç kimsenin, hiçbir grubun bu istikrara zarar vermesine izin vermeyeceğiz" dedi.

Son dönemde kamu bankalarının da gündeme geldiğini anımsatan Babacan, 2002'den bu yana bu bankaların 31,5 milyar liralık nakit, temettü ve vergi ödediğini bildirdi.

Kamu bankaların BDDK, Başbakanlık Teftiş Kurumu ve Sayıştayın denetiminde olduğuna dikkati çeken Babacan, en ufak bir şikayetin ilgili birimlere iletildiğini söyledi.


HALK BANKASININ TAKİPTEKİ ALACAK ORANI

Halk Bankasının 2002'de takipte olan alacaklarının toplam alacaklara oranının yüzde 48,8 olduğunu ifade eden Babacan, "En son geldiğimiz noktada Halk Bankasının takipte olan alacağı sadece yüzde 2,6. Bankacılık sektör ortalamamız yüzde 2,8. Yani sektör ortalamasından daha iyi. Bütün bunlar yönetim konusunda, yönetimin dirayeti konusunda bize önemli ipuçları veriyor" şeklinde konuştu.

Halk Bankasının en önemli özelliklerinden birinin de İran ile iş yapabilen tek banka olması olduğunu belirten Babacan, İran ile iş yapılabilmesi için uluslararası kurallara uygun çalışılması, İran'ın ve ABD'nin güveninin kazanılması gerektiğini bildirdi. Halk Bankasının her iki tarafın güvenini kazandığını vurgulayan Babacan, "Dolayısıyla biz Halk Bankasının önümüzdeki dönemde performansıyla ilgili son derece olumluyuz. Maalesef genel müdür üzerinden tüm bankanın yıpratılmasına yönelik bir çaba oldu. Ama önümüzdeki dönemde bu algı ve tablo hızla değişecektir ve gerçekler su yüzüne çıkacaktır" dedi.

"ENFLASYONLA İLGİLİ ORTA VE UZUN VADELİ YÜZDE 5 HEDEFİNİ KORUYORUZ"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye'nin, önümüzdeki 10 yılın en hızlı büyüyecek ekonomilerinden biri olacağını bildirdi.

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneğinin (MÜSİAD) Rixos Otel'de düzenlenen Genişletilmiş Başkanlar Toplantısına katılan Babacan, burada yaptığı konuşmada, tüm dünyada genç nüfusta işsizliğin, krizin belki de en önemli sonuçlarından biri olduğunu söyledi.

Avro Bölgesi'nde genç nüfusta işsizlik oranı ortalamasının yüzde 25 olduğunu ama yüzde 50'nin üzerinde olduğu ülkeler bulunduğunu anlatan Babacan, Türkiye'de ise bu oranının şu anda yüzde 17,2 olduğunu ifade etti.

Birçok ülkenin kriz sebebiyle zor kararlar almak zorunda kaldığını, Türkiye'nin ise ciddi bir sonuç hissetmediğinin altını çizen Babacan, şunları kaydetti:

"Türkiye ekonomisi çok şükür 2002'den bu yana olağanüstü performans sergilemiş durumda. Burada bizim çok temel politika çizgilerimiz var. Ekonomi politikalarına bakacak olursak, bunların başında mali disiplin, enflasyonla mücadele var. Kamu maliyesinde, bankacılık sektöründe ciddi reformlar gerçekleştirdik. Sosyal güvenlik ve sağlık reformunu zamanlıca yaptık ve tüm bunların sonucunda 2009 yılında o kriz, tüm dünyayı en çok etkilediği dönemde bizim kamu maliyemiz ve bankacılık sektörümüz çok iyi noktadaydı. İşte bu sebepledir ki Türkiye, bu krizden çok sınırlı etkilendi."


"ÖZEL SEKTÖR TARAFINDA MORALLER BOZUKSA, EKONOMİNİN TOPARLANMASI MÜMKÜN OLMAZ"

Siyasi istikrar ve güçlü siyasi iradenin, böyle dönemlerde en önemli konular olduğunu belirten Babacan, Türkiye'nin krizi mali disiplinle geçirdiğini ifade etti.

Ekonomiyi asıl güçlendirenin özel sektörün yatırımları ve ekonomik aktiviteleri olduğunu vurgulayan Babacan, "Özel sektör tarafında moraller bozuksa, ileriye doğru bir güven yoksa, o zaman devlet olarak siz ne yaparsanız yapın ekonominin toparlanması mümkün olmaz" dedi.

IMF'in tahminleri ve analiz göre, 2007 yılı baz alındığında Türkiye'nin 2018'e kadar yüzde 48 büyüyeceğini belirten Babacan, şöyle devam etti:

"Aynı dönemde ABD sadece yüzde 23, İngiltere yüzde 9, Japonya yüzde 7, AB'nin toplamı da sadece yüzde 5 büyüyebiliyor. Türkiye ise yüzde 48. Yani farkı çok hızlı bir şekilde kapatıyoruz. Aslında bu yaşanan kriz, Türkiye'nin gelişmiş ülkelerle arasındaki farkı kapatmasında önemli bir rol oynadı. Biz çok hızlı gittik, onlar durdu ya da geri gitti ve farkı azalttık. Tabii bu tabloda en önemli konumuz güven ve istikrar. Güven ve istikrarın olmadığı bir ülkede ne yaparsanız yapın, sonuç almak mümkün değil. Dolayısıyla attığımız her adım, Türkiye'deki bu güven ve istikrar ortamını güçlendirmeye ve korumaya yönelik adımlar olmalı."


"TÜRKİYE, EN HIZLI BÜYÜYECEK EKONOMİLERİNDEN BİRİ OLACAK"

Büyüme oranlarına bakıldığında da Türkiye'nin, 2013'te Avrupa'nın en hızlı büyüyecek birkaç ülkesinden biri olduğuna işaret eden Babacan, "Tabii burada şunu da söyleyim, Biz her ne kadar 2013'ün büyümesini 3,6 oranında açıkladıysak da tahmin olarak 3,6'nın biraz üzerinde gelme ihtimali şu an için görünüyor. 3,6'nın biraz üzerinde bir rakam, sürpriz olmamalı" diye konuştu.

Önümüzdeki 10 yılın beklentilerini de aktaran Babacan, şöyle devam etti:

"OECD diyor ki, önümüzdeki 10 yıl dünya ekonomisi ortalama yüzde 3,9 büyüyecek. Türkiye'nin büyümesini ise yüzde 5,3 bekliyor OECD. Tabii bunun içinde yüzde 3'lerin, yüzde 6,7'lerin olduğu yıllar olabilir ama üst üste ortalama yüzde 5,3. Bu, şu da demek, Çin, Hindistan gibi ülkeleri bir kenara bırakacak olursak, gelişmekte olan ülkeler de dahil Türkiye, önümüzdeki 10 yılın en hızlı büyüyecek ekonomilerinden biri olacak. Nereden bakarsak bakalım Türkiye, önümüzdeki dönemin en parlak, en hızlı ilerleyen ülkelerinden biri olacak."


"AB'NİN EN DÜŞÜK BORCUNA SAHİP ÜLKELERİNDEN BİRİYİZ"

Türkiye'nin işsizlik oranlarında da dünyaya bakıldığında daha iyi konumda olduğunu belirten Babacan, enflasyonla mücadelenin de yine aynı şekilde süreceğini bildirdi.

Babacan, bütçe açığının milli gelire oranında da Türkiye'nin iyi noktalarda olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:

"Bütçe açığının çok olduğu ülkelerde, devletin borçlanma ihtiyacının çok olduğu ülkelerde kaynaklar ağırlıklı olarak devletin finansmanına yönlenmiş oluyor. Biz de bunu yaşadık. 2002'de bakın banka bilançolarına, banka bilançolarında krediden öte Hazine kağıtları vardı. Bugün çok şükür, banka bilançolarına baktığınızda kredi rakamı, mevduat rakamını geçmiş durumda. Bugün 1 trilyon liranın üzerinde kredi hacmi var bankalarda. Borç stokunda şu anda AB'nin en düşük borcuna sahip ülkelerinden biriyiz."


"YURT İÇİ TASARRUFLARIMIZ HİÇ BU KADAR DÜŞMEMİŞTİ"

Cari açığın da tedrici bir şekilde azalacağını öngördüklerini ifade eden Babacan, şunları kaydetti:

"Enerji ithalatımız, bizim cari açığımızın bir numaralı sebebi. 2012'de 60 milyardı, 2013'te bunun biraz daha üzerinde bir rakam göreceğiz. Rakamlar şubat gibi net belli olur ama bu enerji konusu, bizim cari açık yönetiminde bir numaralı meselemiz. Hemen onun arkasından gelen de yurt içi tasarruf oranımız. 2013'te, rakamlar henüz net değil ama şu anki tahminimiz, toplam yurt içi tasarruflarımızın milli gelire oranının yüzde 12,6 olarak gerçekleşeceği... Bu, bizim tarihimizdeki en düşük oran. Yani yurt içi tasarruflarımız hiç bu kadar düşmemişti. Peki, diğer gelişmekte olan ülkelerle mukayese ettiğimizde bu yüzde 12,6 nasıl? En düşüğü. Gelişmekte olan ülkelerin ortalama tasarruf oranı yüzde 33. Çin yüzde 49,7. Yani Çin, Malezya, Endonezya, bu ülkeler kendi büyümesini kendi tasarruflarıyla rahat finanse eden ülkeler ama tasarruf oranı düşünce, büyümenin finansmanı için dış kaynağa mecbur kalıyorsunuz."


"ÜRETİMLE, YATIRIMLA, İHRACATLA BÜYÜYELİM"

Kendilerinin, ihracata dayalı bir büyüme istediklerinin altını çizen Babacan, tüketime dayalı büyümeden endişeli olduklarını söyledi. Babacan, 2013 yılının, ihracat açısından parlak bir yıl olmadığını belirterek, "İhracattan gelen büyümemiz, geçen yıl hemen hemen hiç olmadı. Yani iç talebin ağırlıklı olduğu bir büyüme gördük. Onun için 2014'te bizim arzumuz, ihracat çizgisinin biraz daha yukarı gitmesi ve yurt içi talebin de makul bir şekilde artması. Yani arzumuz 4 puanlık bir büyümeyse, bunun 2 puanının iç talepten 2 puanının da dış talepten gelmesi. Arzumuz bu ama fiiliyatta ne olacağını göreceğiz, AB pazarlarının ne kadar hızlı toparlanıp toparlanmayacağını göreceğiz" diye konuştu.

BDDK'nın son düzenlemelerine de değinen Babacan, "Tüm bunların amacı, büyüyelim, içerdeki tüketimimiz de artsın ama ölçülü gidelim. Üretimle, yatırımla, ihracatla büyüyelim" dedi.


ENFLASYON HEDEFİ

Babacan, enflasyonla ilgili orta ve uzun vadeli yüzde 5 hedefini de koruduklarını belirtti.

Bankacılık sektörünün takipteki alacaklarının oranının yüzde 2,8'e düştüğünü, bunun pek çok gelişmekte olan ülkeden daha iyi bir seviye olduğunu belirten Ali Babacan, reel sektörün bankalarla olan kredi ilişkilerinde ve kendi aralarındaki çek ödemelerinde de tablonun gayet iyi bir noktada olduğunu söyledi.

Bireysel Emeklilik Sistemindeki verilere de değinen Babacan, şu anda sistemde 4 milyon 100 bin kişinin bulunduğunu ve toplanan fonların 26 milyar liraya yaklaştığını bildirdi.

Geçtiğimiz yıllarda tüm dünyada enerji maliyetlerinin çık hızla arttığına dikkati çeken Babacan, "Fakat Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımızın güzel çalışmaları sayesinde sanayi elektriğimizin fiyatı Avrupa'daki ülkeler arasında düşükler içerisinde. Doğal gaza baktığımızda da en düşük 2 ülkeden birisiyiz" dedi.

Eğitime büyük önem verdiklerini vurgulayan Babacan, ortalama eğitim süresinin yükseldikçe milli gelirin de arttığını ancak Türkiye'de 6,5 yıllık eğitimle 11 bin dolarlık milli gelirin istisnai bir durum olduğunu söyledi. Babacan, Türkiye'de kişi başına düşen milli gelirin 25 bin dolar olarak hedeflendiğini anımsatarak, "Eğitim konusunda eğer çok hızlı bir hamle yapamazsak 25 bin dolar hedefi bir hayal olarak kalabilir. Dolayısıyla eğitim en önemli meselemiz. Çok cesur adımlar atmalıyız" dedi.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.