X İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ARKADAŞINA GÖNDER Piyasadaki hareketlilik geçici
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz

Piyasadaki hareketlilik geçici

  • Giriş Tarihi: 24.1.2014 14:21

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, piyasalardaki hareketliliği, "geçici bir hareket" olarak görmekte büyük fayda olduğunu belirterek, "Kısa vadeli hareketlere bakıp, sadece heyecanlanıp alışveriş yapmak kimseye fayda vermez. Böyle dönemlerde sükunet son derece önemlidir. Türkiye'nin uzun vadedeki başarısına, istikrarına güvenen mutlaka karlı çıkar, uzun vadede pişman olmaz" dedi.

Dövizdeki dün ve bugünkü hareketlenmelerde, uluslararası piyasalardaki gelişmelerin oldukça etkili olduğunu görmek gerektiğini belirten Babacan, dün sadece Türkiye'de değil, Rusya, Latin Amerika ve pek çok ülkede benzer hareketlerin görüldüğünü söyledi. Türkiye'deki gelişmeleri değerlendirirken mutlaka uluslararası konjonktüre bakmak gerektiğinin altını çizen Babacan, geçen yılın ocak-şubat ayından itibaren 2013 ve 2014 yılının dikkatle izlenmesi gereken yıllar olduğunu belirttiklerini hatırlattı. Özellikle Amerikan Merkez Bankası (Fed) başta olmak üzere gelişmiş ekonomilerdeki merkez bankalarının likidite politikasında değişikliğe gidebileceklerini, bunun da gelişmekte olan ülkeler üzerinde etkilerinin olacağına dikkati çektiklerini ifade eden Babacan, o dönem Türkiye'nin yeni programlarını hazırlarken bu durumu dikkate aldıklarını belirtti.

Böyle bir konjonktürde piyasalarda bir miktar hareketlilik olmasının gayet doğal olduğuna işaret eden Babacan, bunun üzerine Türkiye'nin iç siyasi gelişmeleri eklendiğinde bu hareketliliğin biraz daha fazla hissedildiğini kaydetti. Babacan, siyasi risk algısı yükseldiğinde bunun ekonomiye de etkisinin olduğunu vurguladı.


"LİKİDİTENİN ARTIŞ HIZININ YAVAŞLADIĞI BİR DÖNEME GİRİLİYOR"

Dünya ekonomisinin, likiditenin bol olduğu dönemden, likiditenin artış hızının yavaş yavaş azalacağı bir döneme girdiğini ifade eden Babacan, Fed'in bir miktar azaltsa da hala piyasaya likidite vermeye devam ettiğini hatırlattı. Fed'in yeni faiz politikasının Amerikan Hazinesinin kendi borçlanma faizlerini de artırdığına dikkati çeken Babacan, şunları kaydetti:

"Dolayısıyla bütün dünyada hareketlilik var, bizde de hareketlilik var. Ama içeride özellikle bizim siyasi riski azaltıcı hızlı adımlar atmamız gerekiyor. Bütün çalışmalarımız da o yönde. Bunun için yoğun bir çaba içerisindeyiz. Piyasalardaki bu hareketliliği geçici görmek lazım. Kalıcı, ekonominin genelinde bir tahribata yol açan bir hareketlilik değil, geçici bir hareket olarak görmekte büyük fayda var. Eski dönemden yeni döneme geçiyoruz, bir de Türkiye'deki gelişmeler de üzerine eklenince bir miktar heyecana yol açıyor açıkçası.

Hem kamu finansmanı hem de bankaların bilançosu kur hareketleri karşısında önemli oranda korunaklı durumda. Halkımızın da bankalara borcuna baktığımızda o da hep Türk Lirası. Şirketlerimizin bir miktar döviz borcu var. Şirketlerimiz de ithalatta ilgili bir ödeme yapacaksa ya da döviz borcu varsa alacağı dövizi bir miktar erken almak ve kendini korumak eğilimine girebiliyor. Özellikle dünkü ve bugünkü hareketlerde uluslararası konjonktür, bizim iç meselelerimizden daha etkili. Bu geçici bir hareketlilik. Bunun er ya da geç düzeleceğini ve bir sükunete kavuşacağını da beklemek lazım."

Merkez Bankasının yaptığı ve yapacağı açıklamalara dikkat etmek gerektiğinin altını çizen Babacan, Merkez Bankası dışından gelecek her türlü açıklamaya da ihtiyatla bakmak gerektiğini belirtti.


"UZUN VADEDE TÜRKİYE'YE GÜVENEN PİŞMAN OLMAZ"

Uluslararası yatırımcıların bütün bu dönemde Türkiye'den net anlamda çıkış yapmadıklarını kaydeden Babacan, fiyatlarda düşüş olduğunu, değer kayıpları yaşandığını ama net anlamda Türkiye'den sermaye çıkışı olmadığını ifade etti. Uluslararası fonların Türkiye'nin uzun vadesine güvenmesi nedeniyle çıkışın olmadığını belirten Babacan, Hazine'nin dün yaptığı 2,5 milyar dolarlık eurobond ihalesine dünyanın her yerinden 4 katı talep geldiğini, bu sayede Türkiye'ye nasıl bir itimadın olduğunu herkesin görmüş olduğunu söyledi.

Gelişen bir ülke için uzun vadede yerel para biriminin değerlenmesinin çok doğal bir sonuç olduğunu ifade eden Babacan, kısa vadede inişler çıkışlar olabileceğine işaret etti. Babacan, "Kısa vadeli hareketlere bakıp sadece heyecanlanıp alışveriş yapmak kimseye fayda vermez. Böyle dönemlerde sükunet son derece önemlidir. Türkiye'nin uzun vadedeki başarısına, istikrarına güvenen mutlaka karlı çıkar, uzun vadede pişman olmaz" dedi.

Babacan, 11 yıldır prensip olarak kurun seviyesi hakkında yorum yapmadığını belirterek, bundan sonra da yapmayacağını ifade etti.

Türkiye'nin dinamizminin, ekonomisinin temellerinin ortada olduğuna işaret eden Babacan, pek çok ülkenin kamu borç stoku ile bankacılık sisteminde ciddi sorunlar yaşadığını kaydetti. Avrupa'nın sıkıntıda olduğu bir dönemde Türkiye'nin gücünü ortaya koyduğunu anlatan Babacan, uzun vadede bakıldığında Türkiye'nin başarısının herkes tarafından teslim edildiğini söyledi.

Babacan, "Türkiye'nin gücüne güvenen mutlaka karlı çıkar, uzun vadede pişman olmaz. Türkiye bunları aşacaktır. Siyasi risk algısını azaltmak için yoğun bir şekilde çaba gösteriyoruz. Böyle dönemlerde sükunet son derece önemlidir" diye konuştu.


"AB SÜRECİ TÜRKİYE'Yİ AYRIŞTIRAN ÇOK ÖNEMLİ BİR FAKTÖR"

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, "Dünya ekonomisinin sıkıntılı olduğu ortam ve kendi içimizde yaşadığımız siyasi gelişmeleri beraber düşündüğümüzde çok şükür ekonomimiz, finans sistemimiz bu hareketliliğe karşı oldukça dayanıklı" dedi.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) için İsviçre'nin Davos kasabasında bulunan Babacan, CNBC-e ve NTV televizyonlarının ortak canlı yayınında soruları yanıtladı.

Davos'taki toplantılar sırasında Türkiye ile ilgili en fazla içerideki siyasi gelişmelerin sorulduğunu dile getiren Babacan, Türkiye'yi uzaktan takip edenlerin ne olduğunu anlamaya çalıştıklarını, uzun vadede Türkiye'ye güvenen yatırımcılarda ciddi bir pozisyon değişikliği görmediğini söyledi.

Gelişmekte olan ülkelere yatırım yapanların bir miktar hareketliliğe baştan razı olduklarını anlatan Babacan, "Ülkenin genel trendi ve uzun vadeli hedefleri yerindeyse bu, her zaman yatırım için tercih sebebi" diye konuştu. Gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyüme hızının gelecek 10 yılda geçmiş 10 yıla göre daha düşük olacağını kaydeden Babacan, buna karşın söz konusu ülkelerin gelişmiş ülkelere göre çok daha yüksek bir büyüme performansı göstereceğini belirtti.

Yaşanan hareketli ortamın devam etmesi halinde bunun Türkiye'nin büyümesi üzerinde bir miktar etkisi olabileceğini ifade eden Babacan, "Ama tahminleri revize etmek için çok erken" diye konuştu. Kur artışı ile enflasyon arasındaki bağlılığın geçmişe göre daha az olduğuna dikkati çeken Babacan, hareketlilik yaşandığında hedeflerde bir miktar değişiklik olabileceğini ve bunlara da hazır olunması gerektiğini dile getirdi.

"Dünya ekonomisinin sıkıntılı olduğu ortam ve kendi içimizde yaşadığımız siyasi gelişmeleri beraber düşündüğümüzde çok şükür ekonomimiz, finans sistemimiz bu hareketliliğe karşı oldukça dayanıklı" diyen Babacan, önlemlerin alınmış olması halinde hareketli dönemlerde ülkelerin çok daha rahat olduğunu söyledi.


KUR ARTIŞININ ÖZEL SEKTÖR BORCUNA ETKİSİ

Özel sektörün dış borçlarına ilişkin bir soru üzerine Babacan, kamunun borcu ile özel sektörün borcunun ağırlığının aynı olmadığını kaydetti. Devletin borcunu ödeyip ödeyememesinin temel alındığını anlatan Babacan, Türkiye'nin bu açıdan bir sorunu olmadığını belirtti.

Özel sektör açısından bakıldığında KOBİ'ler ile ilgili ciddi bir kur riski olmadığının altını çizen Babacan, şöyle devam etti:

"Büyük firmalarda kur riski ile alakalı iyi bir yönetim olması gerektiğini düşünüyoruz. Bazen bakıyoruz, şirket borçlu ama şirketin sahibinin dışarıda döviz varlığı var. Türkiye'deki bilançolarda bu görülmüyor ama borcun karşılığında mal varlığı var. Yoksa milyarlarca doları uluslararası bir finans kuruluşunun teminatsız Türk şirketine kullandırması zaten düşünülecek şeyler değil. Bunları 2006 ve 2009 yıllarında da yaşadık. Ama çok şükür Türk reel sektörü bunların hepsini aştı. Bu dönemde de bizim çok ciddi, kalıcı bir sorun olacağını düşünmüyoruz. Tabii ki bir miktar sıkıntı olabilir ama bunların hepsi telafi edilir."

Bankaların hareketli ortamlara alışık olduğunu dile getiren Babacan, küresel kriz başladığında gelişmiş ülkelerin bankalarının, ne yapacaklarını bilemediklerini, buna karşın reel sektörle ilişkilerin nasıl geliştirilmesi gerektiği konusunda oldukça tecrübeli olan Türk bankacılık ve reel sektörün aklıselim hareket ettikleri müddetçe süreci rahatlıkla yönetebileceklerini kaydetti.


"TÜRKİYE'NİN AB REFERANSI YABANCI YATIRIMCILAR AÇISINDAN BİR GÜVENCE"

Davos'taki katılımcıların Türkiye'yi nasıl algıladıklarına ilişkin de konuşan Babacan, Gezi olaylarından bu yana geçen 7-8 aylık sürede uluslararası basının Türkiye ile ilgili olumsuz bir tutum sergilediğini ifade etti.

Geçen yılın mayıs ayına kadar ise tam tersi bir durumun söz konusu olduğunu ve Türkiye'nin başarıları ile ön plana çıktığını belirten Babacan, "Uluslararası basının Türkiye'yi negatif işlemesinin Türkiye'yi biraz uzaktan takip edenler üzerinde olumsuz bir etkisi olmuş ama daha yakından takip eden ve Türkiye'de yatırımı olan kişiler gelişmeleri gayet iyi okuyor" dedi.

Söz konusu kişi ve kuruluşların Türkiye'nin AB hedefinin önemini vurguladıklarını aktaran Babacan, bu anlamda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Brüksel ziyaretinin Davos'ta da yakından takip edildiğini belirtti.

Türkiye'nin AB referansının sağlam bir şekilde yerinde durmasının uzun vadeli yatırımcılar için çok önemli bir güvence olduğunu anlatan Babacan, "AB Türkiye'yi (diğer gelişmekte olan ülkelerden) ayrıştıran çok önemli bir faktör" değerlendirmesinde bulundu. Gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş bazı ülkelerden daha hareketli olduğunun altını çizen Babacan, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere yatırımın sonuçların hep olumlu olacağını kaydetti. Babacan, "Türkiye kendi içinde doğruları yaptıktan sonra dışarıdan gelebilecek zarar çok çok sınırlı" diye konuştu.

AB'ye üyelik konusunda Türk halkında bir istek azalması olup olmadığına ilişkin görüşlerinin sorulması üzerine Babacan, son 5 yıl içinde AB sürecine desteğin azalmasına karşın ama azalmış halinin bile yüzde 45-50 gibi yüksek oranlarda seyrettiğini dile getirdi.

AB'nin ekonomi sorunlarını atlatması ve daha dışa açık düşünebilmesini ardından vereceği olumlu mesajların üyelik sürecine desteği daha da artıracağına işaret eden Babacan, "Hükümet olarak kararlılığımızda en ufak bir zayıflama yok. 2003 yılında hangi noktadaysak bugün de aynı noktadayız" ifadesini kullandı.


"SEÇİM DÖNEMİNDE YASAL DÜZENLEMELERİN AZALMASI NORMAL"

Kısa vadeli bazı kararların yerel seçimler sonrasına ertelendiğine ilişkin bir gözlemi olup olmadığına ilişkin bir soruyu da yanıtlayan Babacan, acilen yapılması gerektiği halde yapılmayan herhangi düzenleme kalmadığına dikkati çekti.

Son 2 yıl içinde çok önemli yasal düzenlemeler yaptıklarını hatırlatan Babacan, "Seçimlerin olduğu dönemde yasal düzenlemelerin bir miktar hızının düşmesi normaldir. Ama seçimden sonraki 3 ay önemli. Bu 3 ayı elimizden geldiğince kullanmaya çalışarak, yeni düzenlemelere kaldığı yerden devam ederiz" ifadesini kullandı.


KÜRESEL EKONOMİDEKİ GELİŞMELER

Küresel ekonomiye ilişkin öngörülerinin sorulması üzerine Babacan, Afrika ve Orta Doğu'ya ihracatın artmasına karşın AB'nin hala Türkiye için en önemli ihracat pazarı olduğunu kaydetti.

Davos'ta Avrupa'nın geleceği ile ilgili toplantılara genellikle Türkiye'nin de davet edildiğini belirten Babacan, "Rasyonel bakanlar, Türkiye'yi Avrupa'nın geleceğinin bir parçası olarak görüyor" görüşünü dile getirdi.

Avrupa'daki ekonomik büyümenin yüzde 1 gibi düşük bir seviyede bulunduğunu ve toparlanmanın "hala çok zayıf ve kırılgan" olduğunu belirten Babacan, ABD'nin daha hızlı toparlandığını, Japonya'da ise büyümenin sağlanmasına karşın belirsizliklerin sürdüğünü söyledi.

Çin'deki reform sürecinin başarıya ulaşıp ulaşmayacağının önemli bir soru işareti olduğunu anlatan Babacan, Hasan Ruhani'nin Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından İran'ın Davos'ta ilgi topladığını sözlerine ekledi.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan SABAH veya sabah.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.