İsmet
Berkan, Türk basınının köşe yazarı ve yöneticilerinden. Radikal Gazetesi'nin gerek Ankara temsilciliğini yaptığı dönemde gerekse Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı son 10 yılda gündemi çok yakından takip etti. Radikal'deki görevinden ayrılıp Hürriyet Gazetesi'nde köşe yazmaya başlayan Berkan, çok şikayetçi olduğu 'tembelliği' yenip Türk siyasetinin yakın geçmişine dair önemli bir kitap kaleme aldı. Everest Yayınları'ndan çıkan kitabın adı:
Asker Bize İktidarı Verir mi? Kitap, AK Parti'nin iktidar adayı olarak ortaya çıktığı 2002 yılından başlayarak Ergenekon Davası'nın iyiden iyiye şekillenmeye başladığı 2008 yılına kadar olan dönemde, sivil iktidar ile vesayetçi askeri otorite arasındaki çatışmayı ele alıyor. Berkan, o zamanlar pek bilinmeyen ya da anlatılamayan ama bugün artık dava konusu bile olmuş pek çok demokrasi dışı eğilimin ve darbe kalkışmasının temellerini aydınlatıyor. Olayların temel dinamiklerini sorguluyor ve gözden kaçan ayrıntıları okuyucuya aktarıyor. AK Parti iktidarına karşı kimler kaç kez askeri darbe planladı? Bu planların gerçekleşmeme sebebi neydi? AB sürecinin ve Kıbrıs görüşmelerinin bu olaydaki rolü ne oldu? Türk basını, askeri vesayetçiler karşısında nasıl bir tavır sergiledi? Darbeler dönemi nasıl sona erdi? İsmet Berkan'la konuştuk.
- 'Asker bize iktidarı verir mi?' Nereden çıktı bu soru?
- Kitabın başında da söylüyorum, soruyu bugünün Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik bana sordu, Tayyip Erdoğan'ın da bulunduğu bir ortamda, taa 2002 yılında. Aslında bu soru, açıkça olmasa da, 27 Mayıs darbesi sonrası dönemde de, 12 Eylül darbesi sonrası dönemde de bütün iktidarlar tarafından sorulmuş bir soru. Çünkü hepsi, neredeyse bir temel kabul olarak, iktidarın aslen askere ait bir şey olduğunu, onlar seçim kazansa da bu iktidarın ancak bir bölümünü kullanabileceklerini düşünüyorlar.
- 'Halaskar zabitan' yani 'kurtarıcı subaylar' ruhunu büyük bir sorun olarak görüyorsunuz? Nedir kısaca bu ruh?
- Herhangi bir kahveye gidin, kırda ya da kentte farketmez, orada en azından bir masada birilerinin elde gazete, memleket kurtarma konuşmaları yaptığını görürsünüz. Bu bizim milli sporumuz. Bizde memleket hep kurtarılması gereken bir şeydir. Askerimiz de böyle düşünür, sadece düşünmekle kalmaz, onlar taa askeri lise yıllarından itibaren 'memleketin gerçek kurtarıcıları oldukları' ve 'gerekirse yeniden kurtaracakları' yönünde endoktrine edilirler. Ve bu asker, bizim kısa sayılacak çok partili hayatımızda (60 yıl) iki kere yeni anayasa yazımını da içeren tam darbe, iki kere hükümet düşürtüp ara rejim yaşatan muhtıra/müdahale ve bazıları ciddi kanlı sonuçlanmış çok sayıda darbe girişimi/planı yaptı. Bu ruh o işte. Fazla izaha gerek yok.
- Kurtarılmayı ya da kurtarıcıyı bekleyen kitlelerin ruhundaki boşluk nasıl dolacak?
- Kendine güven duygusuyla. Biz 'kurban kültürü'nden nasibini fazlasıyla almış bir toplumuz, kendine güven duygumuzdaki eksiklik giderilmedikçe memleket kurtarma sporu bu ülkede icra edilir. Kendine güven, kendi halkına güvenmeyi de içerir. Ama bizde halka güvenmemek, halktan korkmak esastır. En halkçımız bile bir noktada halktan korkar.
- Kitapta 2002-2008 arasında yaşananlara odaklanmışsınız. Sivil otorite ile askeri vesayetçiler arasında yaşanan çatışmalar, darbe girişimleri. Bu girişimler niye olgunlaşıp gerçekleşmedi?
- Bir noktada aklıselimin galip geldiğini, daha legalist düşüncenin galip geldiğini, 'maceracılık' diyebileceğim bu girişimleri engellediğini düşünüyorum. Bu sorunun cevabıyla ilgili kitapta uzun uzun analizler ve tahminler var, hepsini burada sıralarsam kimse kitabı okumaz.
- Yakın tarihi yakından takip etmiş biri olarak Ergenekon Davası'nı desteklediğiniz sonucunu çıkarıyoruz kitaptan. Doğru mu?
- Doğru evet ama benim kitapta anlattığım Ergenekon ile savcının davası arasında bir fark, ciddi bir mesafe var. Bana göre bu farkın sebebi, benim kitapta yazdıklarımın kat be kat fazlasını bilen hükümetin bu suçlara tanık olsa bile onları savcıya aktarmaması, kendi emrindeki soruşturma gücünü bu darbe girişimlerini yargıya yansıtmak için kullanmaması.
- Annan Planı çerçevesinde gelişen Kıbrıs sürecine bu olayların gerçekleşmesinde kilit bir rol atfetmek biraz abartılı bir yorum olmuyor mu?
- Hayır olmuyor, çünkü Türkiye'nin AB ile tam üyelik müzakerelerini başlatmasının kilidi Kıbrıs'tı, şimdi de tam üyeliğinin kilidi Kıbrıs. Doğrudan AB'ye karşı çıkamayan çevreler, AB'yi engellemek için Kıbrıs'ı kullandılar... Kaldı ki Annan Planı, bizim anladığımız anlamda 'Kıbrıs Sorunu'nun bitmesi, hem de bizim lehimize bitmesi anlamına geliyordu. Ama bu bile feda edildi. - Kitap yazmayı düşünüyorum, halen hangisini seçsem de yapsam diye bakındığım üç ayrı projem var. Bakalım...