-
Anne! Sen de bir itiraf et eskiden biraz tutucuydun yani bir dönem sana erkek arkadaşlarımızı bile anlatamazdık.
- Doğru söylüyorsun, tutuculuğum hâlâ devam ediyor ama bunun nedeni sadece sizi korumaya çalışmaktı.
-
Ne oldu? Koruyamadın işte!
- İşin doğrusu sizin yaşayarak öğrenmenizdi ama öğrendin mi, öğrenemedin mi şüphelerim var. -
Seni en çok neden üzdüm? - Beni bana yaptığın bir şeyle hiç üzmedin. Ama yaşadığın bir ilişki vardı ki senin ne kadar yıprandığını gördüğüm halde müdahale edemiyordum. Senin gözyaşların ve yüreğindeki yarayı ta içimde hissettim.
-
En çok nasıl mutlu ettim?
- Kızım seninle yaşamak başlı başına macera.
-
Benim yerimde sen olsan, ne yapardın, ne yapmazdın?
- Çok tez canlısın, akşam başka sabaha başka. Hem kusura bakma ama erkek arkadaşlarının bazılarına 100 tane gönlüm olsa birini vermezdim. Bu yaşımda bile vermem.
-
Eyvaaahhhh! Bittim ben.
- Dur daha, sorarken düşünecektin. Ayrıca bu gönül işlerine kafamı takmazdım, ağlayıp, üzülmezdim.