Hepinize merhaba, sevgili anneler ve babalar... Çocuklarınızın geleceği üzerinde çok büyük izler bıraktığınızı, hatta onların yaşadığı ilişki problemlerinde, aslında sizin parmağınızın bulunduğunu biliyor muydunuz? Çok güzel bir kadın vardı. 37 yaşındaydı. Nihayet âşık olduğu adamla evlenmiş, gerdeğe bir bakire olarak girmişti. İşte bundan sonrası felaket olmuştu. Genç kadın kendisini kirlenmiş hissediyor, anne ve babasının yüzüne bakamayacak gibi oluyordu. Yolda annelerinin yanında yürüyen genç kızların hâlâ bakire ve kirlenmemiş olduklarını kurguluyor, onlar gibi asla olamayacağı için kendisine acıyordu. Eşiyle olan iletişimi çok bozuktu. Hiç mutlu değildi. Suçluluk duygusuyla kıvranıyordu. Bu hanım, dışarıdan bakıldığında, evlenmiş, mutlu bir yuva kurmuş, aile ve toplumun namus kurallarının içinde kalmış, toplum için mutlu çocuklar yetiştirmeye aday sağlıklı bir kadın olarak algılanıyordu. Oysa yetiştireceği çocuklar, hiç sağlıklı olamayacaktı. Şimdi bir başka kadından söz etmek istiyorum. O da 35 yaşında... Etrafında onunla evlenmek isteyen pek çok aday var. Kimileri iyi şirketlerde üst düzey yönetici, kimileri ona aşk sunan, iyi davranan adamlar. Ama ne yazık ki bu kadın, o adamlara ilgi duyamıyor. Evli bir adama takılmış, onunla sonu gelmeyecek, yarım yamalak bir mutluluğun peşinde... Bu kadın da dışarıdan bakıldığında sağlıklı, mutlu, güzel ve başarılı olarak algılanıyor. Çünkü iş hayatında son derece başarılı, sosyal hayatta sevilen bir kişilik... İlişkisini ise gizli yaşıyor. Gelgelelim, mutlu bir yuva kurma ihtimali çok küçük. Çünkü aslında evliliğe inanmıyor. Kendi annesi bile, "Benim kızım bunu yapmamalıydı, daha akıllı olmasını beklerdim," diyerek eleştiriyor. Oysa kızının bu seçiminin ardında kendi imzası var. Biz toplum olarak, genç kızlarımızın kendi dişiliklerini, güzelliklerini fark etmelerini istemiyoruz. Hatta bundan öylesine korkuyoruz ki, güzel olduklarını fark ederlerse, çevredeki erkeklerin ilgisini çekerlerse, hemen hata yapacaklarını sanıyoruz. Güvenmiyoruz. Onlara "Sağlıklı ve gerçek bir kadın nasıl olur?"u öğretmiyoruz. Erkekler elbette ilgi duyacaklar, ama bu ilgiyle nasıl başa çıkması gerektiğini öğretmek yerine bunun kötü ve yasak olduğunu hissettiriyoruz. Çoğunlukla bakire olarak evlenmesini, namus olarak değerlendiriyoruz ve bunu da anne baba olarak başarı zannediyoruz. Bu kadınlar evlendikten sonra, cinselliği sağlıklı yaşayamadıkları için, ömür boyu suçluluk duyacaklar. Üstelik, bundan eşleri de şikâyetçi olacak. Günün birinde hanımlarından bıkıp tatmini dışarıdaki kadınlarda arayacaklar. Böyle ailelerin çocukları da bilinçaltlarına benzer kodlamaları yazacak. "Evlilik mutluluk getirmez. Bütün erkekler aldatır."
BİLİNÇALTI MANTIK TAŞIMAZ
İşte ikinci örnekteki diğer hanım da bu kodlamadan dolayı evlenmeyi istemiyor. İsteyemez. Üstelik bu onun suçu değil. Anne ve babasının mutlu olmadığını gözlemlemiş çünkü. Annesinin cinselliğe soğuk baktığını, babasının annesini başka kadınlarla aldattığını, annesinin buna sessizce 'kızı için' katlandığını izlemiş. Hem de en masum, en savunmasız yaşlarında. O da, bilinçaltına yerleşen korkulardan dolayı, evlenip annesi gibi acı çeken biri olmak yerine, evli adamlarla yasak ilişki yaşamayı tercih ediyor. Çünkü bilinçaltı öyle bir mekanizmadır ki, mantık taşımaz. Yüreğimizin derinliklerindeki güvensizlik duygusu canımızı öylesine acıtır ki, annemiz gibi olmamak için, ya da suçluluk duygumuzu engellemek için, mantık dışı yollara saparız. Artık arkadaş tavsiyeleri de işimize yaramaz. Onları dinleyecek durumda değilizdir. Son dönemlerde evlilik dışı ilişkilerin ve boşanma oranlarının artmış olduğu gerçeğini gözden kaçırmayalım. Bunu, gençlerimiz üzerinde daha bağnaz fikirleri dayatarak değil, onlara sevgi ve güven duyduğumuzu göstererek, dişilik ve erkekliği bastırmadan öğreterek sağlayabiliriz. Lütfen çocuklarımıza ne yapmamaları gerektiğini değil, olumlu şeyleri öğretelim. Odaklayalım. Sevgiyle..